Bir köy düşünün... Zalim zenginleri, yüzlerine karşı kimsenin bir şey söylemeye cesaret edemeyeceğinden emin oldukları için kahvede her fırsatta hayırseverlik nutukları atıyorlar... Yardımlarını (!) anlata anlata bitiremiyorlar. Ama bir gün beklenmedik bir şey oluyor... Bir delikanlı, artık daha fazla bu yalanlara ve ikiyüzlülüklere dayanamıyor ve kalkıp, her birine birer tokat patlatıktan sonra, şöyle diyor:
Köyümüzden pek çok ailenin tarlalarını gasbettiniz ve onları açlığa mahkûm ettiniz... Bir de hayırseverlik iddia etmeye utanmıyor musunuz?
Küçük bir köy haline gelen dünyanın en büyük kürsüsünde, yani Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Başbakan Erdoğan'ın konuşması, aynen buna benzedi... Birleşmiş Milletler'i yöneten zihniyetin aczini ve kasıtlı uygulamalarını, dünyanın gözü önünde, gözlerinin içine baka baka söyledi:
"Uluslararası toplumun da, Birleşmiş Milletlerin de, tarihî bir sınavdan geçtiği bir dönemdeyiz.
Açıkça söylemek zorundayım ki, BM bugün insanlığın umutlarını insanlığın geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor.
BM, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere, yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır."
Hiçbir meselede dirayet göster(e)meyen BM; dünyanın başına belâ İsrail'i, Filistinliler'in topraklarını elinden alan ve buna devam eden "AĞAYI" kayırmakta çok beceriklidir. Bu hususta da açıkça 'kral çıplak' dendi:
Merhamet Necip Fazıl Kısakürek
Kâfir: Benim İslâmiyet'e en büyük itirazım nerededir, bilir misin?
Mümin: Bilmez olur muyum! Sizin İslâmiyet'e en büyük itirazınız değil de, İslâmiyet'te en tahammül edemediğiniz nokta küfrünüzün, varılmış bir netice olması değil, sebep teşkil etmesi...
Kâfir: Hayır, hayır! Allah'ı kabul edememekteki tereddüdüm, o ayrı... Ben İslâmiyet'te en çok müsamaha ve merhamet eksikliğine tahammül edemiyorum!
Yazmak Dergi Editörü
Yazı yazmak zor iş... Kardelen için kaleme almaya niyetlendiğim her yazı öncesinde bir ağırlık çöker üstüme. Zamanında teslim etmemenin mahcubiyeti, bir an önce yetiştirme telâşıyla birleşince yüzüme vuran sıkıntıyı eşim hemen anlar; yazma vakti gelmiş de geçiyor...
Kardelen ve İnternet Site Editörü
E-posta kutuma kardelendergisi.com alan adının tarihinin uzatılması ile ilgili mesaj geldiğinde anlıyorum ki, bir sene-i devriye ile daha karşı karşıyayız.
4 Eylül 2000 tarihinde kardelendergisi.com alan adı için ilk kaydı yaptırmıştık. Bu yazının kaleme alındığı günlerde, on bir sene bitmiş ve on ikinci seneden gün almaya başlamıştı sitemiz. Ne diyelim, nice senelere...
Yer ve Gök Yasaları: "Midas'la bir Çok Kuş Vurmak" Sinan Ayhan
Yasa yapma bir şimdiki zaman dizaynıdır...
"Şimdi"nin içinde "geçmiş", "gelecek" ekmekteki buğday gibi, tuz gibi vardır...
Geçmiş, bir "tohum"... Gelecek, bir "yiv yuvası"dır...
...
"Efradını cami, ağyarını mani"... Yani konuyla alakasız olanları engelle, konuyla ilgili olan ayrıntıları, unsurları bir araya topla... Bir meseleyi etraflıca açmanın esası budur...
"Şimdiki zaman dizaynı"nda, "şimdi"nin yasalaşma yapısı icra olunur...
Ameliyatsız, İlâçsız Tedavi Kuru İğne Tedavisi Av. Kadir BAYRAK
Kamuoyunun ‘TOKLUK KEMERİ' ve ‘HURMA DİYETİ' ile tanıdığı Prof. Dr. Mesut BAŞAK'ın, FITIK HASTALIĞININ tedavisinde yeni bir yöntemi var. Ali Erdal ve Eczacı Kevser Fidan'la birlikte hocamızla bu konuda sohbet ettik.
Av. Kadir BAYRAK: Öncelikle Mesut Ağabeyimizin kendisini tanıtmasını arzu ediyoruz ve Bilecik'le irtibatı hangi noktadan onu öğrenmek istiyoruz. Prof. Dr.Mesut BAŞAK: Böyle bir ortam hazırladığınız için önce hocama, sonra sizlere teşekkür ediyorum. Hem görüşme, hem de sohbet imkânı oldu.
Farklı Bakış Fatih Öncü
Yaklaşık iki yıl önce, internet paylaşım sitelerinden birinde, bir video izlemiş ve defalarca paylaşmıştım. Konusu Avrupa ülkelerinin nüfus artış hızıydı. İngilizce olan videonun, Hıristiyanlar tarafından hazırlandığı ve birbirlerini uyarmak amaçlı olduğu anlaşılıyordu. Bir medeniyetin kendisini 100 yıl sonraya taşıyabilmesi için doğum oranının 2.11'in (yani en az üç çocuk) üzerinde olması gerektiğinden...
Bu Pazar da Dağsısız Bayım Mücahit KOCA
... Şubat/1985
Hava buz kesiyor. Ama beni kim durdurur? Dağ dendi mi kuru bir yaprak gibi hafifliyor, uçacakmışım gibi oluyorum. Yine öyle bir anımdayım. Kimsede telefon yok ki arayıp sorayım; dağa nasıl ve nerede buluşup gideceğiz öğreneyim?
Ne kadar zamandır kitaplıkta bir aşağı bir yukarı gidip geliyorum. Dilimde Yunus Emre'nin mısraları var:
Karadut Çıkmazı Fatma Pekşen
Çocuk, sabırsız kıpırdadı oturduğu bankın üstünde. Toprak renkli, diz altına inen boydaki pantolonunun alt tarafından görünen güneş yanığı bacağına baktı birkaç dakika; sonra da sarılı beyazlı çizgilerle bezeli çoraplarına, uçları aşınmış spor ayakkabılarına gözlerini indirdi...
Nefes alış verişleri, birini bekliyormuş gibi huzursuzdu. Küçük göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Yaşıtı birçok çocuğun haline benziyordu kıpırtılı tavırları.
Kütahya'da Ramazan 2011 Turgay Ertem
Bir ramazanı daha sağlıkla oruç, dua ve ibadetle geçirdik. Bu ramazanda da Kütahya'da idik... Kütahya'nın çok canlı, sevimli, neşeli bir ramazan geleneği vardır. İftardan sonra teravihe koşan müslümanlar, teravih namazı çıkışında sohbet edecekleri, çay içecekleri mekânlar arar. Esnaf, dükkânlarını bayrama yaklaştıkça neredeyse sahura kadar açık tutar.
Giriş "Evin içinden Meseleler"
Kuram denilen şey, başımıza açılan bir dert midir; yoksa bizi dertten kurtarmak için önümüze tutulacak ışığın kaynağı mıdır..? Kuram sözcüğ? insanlar?korkutur bir nesne olmuştur çoğunlukla; üstelik bu korkunun gerekçeleri de ortada yoktur... Bu bağlamda birçok sosyoloji kuram?da, herhangi bir zek?pırıltısından uzak...
Dağarcık Wislawa Szymborska Türkçe Söyleyen: Sinan AYHAN
"polonya, polanya m? korkun?soğuktur, değil mi, oras?şimdi" diye sordu ve sızland?madam; en bilgi dolu halinden ülkelerin, bir şey sorulduğunda, iklimdir son kapısın?açan bilinmezin, madem iklimdir dağarcık ve sihir; o halde onunki soğuklukta kadim, ama yangın yeri gibi çarpan bir kalptir: "polanya, polanya m? oras?nasıl bir iklimdir, kim bilebilir, kim bilir..."
Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”… Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..