“Korku Çağı”!.. 20. yüzyıl için böyle diyor (Albert Kamu): “Bizim yüzyılımız, yani 20. yüzyıl korku çağıdır!”... Bu çağ insanının geleceği yoktur. Önceden meseleler konuşularak çözülürken, bu devir insanlarının önüne duvar örülmüş gibidir. Böyle bir çağda insan için korkudan tabiî bir şey yoktur… (Franz Kafka)ya göre de, “çağımızda insan, bir hayvana dönüşüyor”. Herkes, işine ve eğlenceye sürüye katılmış gibi gitmektedir. Sınırları çizilmiş bir hayat… İnsanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların arkasındadırlar...
Birincisi yüzyılın yarısında, ikincisi çeyreğinde hayata gözlerini yuman bu düşünen adamlar, yüzyılın başında çağın buhranını görmüşler. Yüzyılın sonunda bugünkü manzara haklılıklarını gözler önüne seriyor:
Dünyanın göbeğinde bir ülke, dünyanın öbür ucundaki bir devlet tarafından; dünyanın gözü önünde, 'kimyasal silâhlarla insanlığı yok etmeye hazırlanan diktatörden kurtarıp demokrasi getirmek' masalı ile işgal ediliyor. Bütün dünya bu haksız fiili, bir film gibi kaygısız ve kayıtsız televizyonlardan seyrediyor. En fazla heyecanlı bir maç… Bu kalleşliğe bakıp, önceden ilân edilerek yiğitçe yapılan meydan savaşlarına hayran olmaz mısınız? Bugün kimyasal silâh iddiasının, insanlığı enayi yerine koyan bir bahane olduğu açığa çıktı. Utanmış bile görünmedi işgalciler... Çocuklar öldürüldü, camiler bombalandı..
Makine Necip Fazıl Kısakürek
Makine, ruhun emrinde mi, saadet!.. Ruh mu makinenin emrinde, felâket!..
Makine, keyfiyet değil, kemiyet harikasıdır; ve bütün işi, tek ve düz bir çizgi veya bu çizgilerden birçoğu, fakat hiçbir noktada karar ve düşünce hakkı olmayan tek ve düz çizgiler üzerinde, maddî ve basit bir hareket kombinezonundan ibarettir.
HEY GİDİ GÜNLER... Dergi Editörü
Askerden dönüp büromuzu açtığımızda takvimler 2000 yılını gösteriyordu. Aldığımız eğitim adımızın önüne “avukat” ibaresini eklemeye yetmişti de, mesleği icra edeceğimiz mekânı bulmakta ve mekânın tefrişatında iş yine başa düşmüştü.
İnternet Site Editörü
Geçtiğimiz günlerde, küçük yaştaki bir çocuğun, bir bilgisayar oyunundaki karakterleri “kırmasıyla” alâkalı olarak öldürüldüğü haberleri yer aldı basında. Oyun, internet üzerinden binlerce kişinin oynadığı, oyun karakterlerinin para ile satın alınabilen çeşitli özelliklere sahip olduğu bir savaş oyunuydu.
Yüce Rabbim! Ayşe Sena Ünsal
Senin isminle başlamak, seni senin isimlerinin sırları ile keşfetmek istedim. Seni seninle tanımak, bilmek istedim. Öğrendikçe büyüklüğünü, yüceliğinin azametini bir kez daha anladım.
Rabbim (cc); ilimler seni tanıtmakta aciz, kulların seni bilmekte çaresiz. Araştırdıkça bir kez daha bilgisizliğimi ve cahilliğimi anladım. Maddî boyuttan, ruhani boyuta daldıkça engeller çoğaldı. Karanlık perdeler kolay kalkmıyor Rabbim (cc). Onlar kalkmadıkça nuranî perdelere ulaşılamıyor.
İNTERNET HASTALIKLARI Kadir Bayrak
Çoğu zaman içinde çözüm barındırmayan ve sadece yakınmadan ibaret kalan tespitlere itibar etmeye değmez. Az sonra yapmaya çalışacaklarımızın da bu nev'iden olmaması için tespitten ziyade teşhis koymaya gayret edeceğim. Zira hastalığın adının konması, tedavinin ilk, belki de en önemli basamağıdır.
Günün harika icadı internetin hayatın hemen her alanına doğrudan veya dolaylı olarak büyük kolaylıklar getirdiği muhakkak
İnternet buluşu ve bilgisayar, bu çağın büyük devrimlerindendir. Yazılı haberleşme, alışveriş, anlaşma yapabiliriz. Dünya artık elimizin altında ve istediğimiz her bilgiye ulaşma imkânımız var. Bu güzellikler yanında, internetin meydana getirdiği esaret ve bağımlılık, özellikle çocuklarımıza ve zayıf iradeli insanlarımıza, zararlı olmaktadır.
ANLAYANA Gönüldaş
Önündeki taşa, elindeki tek malzemesi daha sert bir taşla, ancak akşama kadar bir yüz kazıyabilen insanın; bir gün bütün yaptıklarının ve söylediklerinin resim gibi, film gibi, ayna gibi, aynen yaşadığımız gibi karşısına çıkarılacağını anlayamamasına, haydi hakkı var diyelim (aslında yok ya)... Ama bugün koskoca kütüphaneyi bir küçük maddeye görüntülü, hareketli ve sesli...
“Farkında Olmak” veya “Yoksun”luklar Tiradı: Romeo, Romeo olmayanla Konuşuyor Sinan Ayhan
I. Sahne
Ey bütün baygın hırsları hışırtı tozlarının ve ey siz gökleri karalayan yağmur ağızlı bulutlar…
Ağzını arsenikle çalkalayan fırtına gırtlaklı rüzgârlar mıdır, nedir; içte yılan ısırığı gibi duruyor zaman… Yalnız kendi ten gömleğine göçen eşik yükseltmelerden bıktık; bize, has bir yüz, kılığımıza soy bir kıpırtı verecek sınır nerede..?
MAYMUN HİKÂYESİNİN GERÇEK YÖNÜ İbrahim Buğalı
İnsan en güzel bir şekilde yaratılmıştır. (Yani İslâm fıtratı üzerine). İmanı yoksa maymundan, domuzdan ve hattâ bunlardan da daha kötü, daha aşağıdır.
Sûre-i Nisâ ayet (1): “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabaların haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.”
Giriş: “Evin içinden Meseleler”
Kuram denilen şey, başımıza açılan bir dert midir; yoksa bizi dertten kurtarmak için önümüze tutulacak ışığın kaynağı mıdır..? Kuram sözcüğü, insanları korkutur bir nesne olmuştur çoğunlukla; üstelik bu korkunun gerekçeleri de ortada yoktur… Bu bağlamda birçok sosyoloji kuramı da, herhangi bir zekâ pırıltısından uzak, tavsamış veya bir anlam olmak için bütün temellerden yoksunmuş gibi gelir bize...
Dağarcık Wislawa Szymborska Türkçe Söyleyen: Sinan AYHAN
“polonya, polanya mı; korkunç soğuktur, değil mi, orası şimdi” diye sordu ve sızlandı madam; en bilgi dolu halinden ülkelerin, bir şey sorulduğunda, iklimdir son kapısını açan bilinmezin, madem iklimdir dağarcık ve sihir; o halde onunki soğuklukta kadim, ama yangın yeri gibi çarpan bir kalptir: “polanya, polanya mı; orası nasıl bir iklimdir, kim bilebilir, kim bilir...”
Sizce her şeyi yerli yerine oturtacak bir anayasanın hazırlanması için şartlar oluştu mu?
Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz. Borcumuzu ödemesek de olur.