Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     617 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bosna okumaları
Yavuz Sert

  Sayı: 102 -

Kelime-i Tevhid iki kısımdan oluşur. Birinci kısım olan “Lâ ilâhe” kendisinden sonra gelecek hüküm için ortam hazırlar. Bunu hazırlarken oldukça vurucu bir cümle kurar: “İlâh yoktur!”. Gözleri dört açtırıp muhâtabı dinlemeye sevk edecek bu vurucu cümleden sonra hüküm gelir: “Ancak Allah”.

Bu edebî usül Arapça’ya özgü, önemli şeyler söylemek için kullanılan bir kalıp. Önce olumsuz cümle kurularak sonradan gelecek hüküm için zemin hazırlanır, sonra hüküm verilir.

“Kitap okumayın” cümlesi de ilk duyulduğunda, olur mu öyle şey, diyerek mukabele edilebilecek olumsuz bir söz. Ancak sonrasında gelen hüküm ile cümle anlam kazanıyor: “Kitap okumayın, konu okuyun”

Bu söz, ilk duyduğumda da mantıklı gelmişti bana ancak şimdi daha iyi idrak ettim ki doğru bir söz. Kardelen’in sayı konuları için “konu” okuduğumdan beri okumaların daha verimli olduğunu hakkel yakîn görmeye başladım.

Bu sayımız için de Aliya özelinde Bosna ve Bosna Savaşı ile ilgili kaynaklardan “konuyu” okumayı plânladım. Zamanım çok değildi ama işe ilk girişirken yaşanılan heyecan ile sekiz tane kitap belirledim ve onları satın aldım. Her biri üç yüz sayfanın üzerinde olunca tümünü bitirmek mümkün olmadı. Bu yazımda sizlere okuyabildiğim dört eser hakkında yorumlarımı ileteceğim.

Okuduğum kitaplardan iki tanesi merhum Aliya İzzetbegoviç’in kaleminden çıkan eserler: “Tarihe Tanıklığım” ve “Doğu Batı Arasında İslâm”. Diğer iki eserden biri Srebrenitsa’da yaşananları öğrenmek için aldığım “Srebrenitsa’nın Öyküsü” adlı roman, diğeri de Boşnak bir kızın savaşta ve sonrasında yaşadıklarını romanlaştırarak anlatan “Saklı Gül” adlı roman.

Bu kitapların yanında “Drina Köprüsü”, “Leylâ”, “Sevdalinka” ve “Bilinmeyen Aliya” adlı kitapları da almıştım ancak bu süre içinde okumak mümkün olmadı. Özellikle Drina Köprüsü ve Sevdalinka kitaplarını merak ediyorum.

Tarihe Tanıklığım

“Tarihe Tanıklığım”, merhum Aliya’nın hatıralarını anlattığı bir kitap. Altı yüz sayfalık kitabın elbette büyük kısmı Bosna’da yaşanan savaşı ve sonrasını anlatıyor. Kitabın ilk sayfalarında merhumun çocukluğu ve gençliği ile ilgili hatıralar da var.

Aliya, bu kitap dışında başka eserler de kaleme almış. Özellikle yirmili yaşları, yazı açısından çok verimli geçmiş. Bu eser daha sonra yazılsa da diğer eserlerinden önce okunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun nedeni şu; Aliya bu kitapta hayatında onu etkileyen akımlardan, yazarlardan, düşüncelerden bahsediyor, bu sayede diğer eserleri nasıl bir düşünce yapısı ve duygu ile yazdığını anlayabiliyorsunuz.

Kitabın diğer bir önemi, Bosna’da yaşanan zulmü bir devlet başkanının, bir komutanın kaleminden tüm detayları ile anlatıyor olması. Savaşın özellikle politik tarafını tam olarak kapsayan bir eser “Tarihe Tanıklığım”. Bu açıdan savaşı merak edenler için de başvurulacak ilk kaynaklardan biri olduğunu düşünüyorum.

Kitapta, Aliya’nın savaş sırasında barışı sağlayabilmek için birçok platformda halk olarak mağduriyetlerini dile getirmek için yaptığı konuşmalardan örnekler var. Bu konuşmalar sıradan politik dilden uzak, karşı tarafın zulmünü ve haksızlığını çok net olarak meydana çıkaran sözlerden oluşması ile dikkat çekici. Bu politikacılar arasında çok sık gördüğümüz bir durum değil.

Hatıralarda benim dikkatimi çeken noktalardan biri ülkemizden hemen hemen hiç bahsedilmemesiydi. Hatırladığım kadarı ile iki yerde geçiyordu Türkiye. İlki merhum Özal ile yapılan bir görüşme ile ilgiliydi. Bu görüşmede Özal gelen soru üzerine, yeni Bosna devletinin feraha kavuşması için Aliya’ya bankalara önem vermesi gerektiğini tavsiye ediyordu. Diğerinde de Demirel Aliya’ya önerilen antlaşmayı kabul etmesini tavsiye ediyordu.

Kitapta Aliya’nın adaletli, merhametli ve gerçek bir müslüman olduğunu gösteren birçok hatıra var. Özellikle savaş sırasında kendilerine yapılan zulme rağmen aynı ile mukabele edilmesini istememesi, sivillere karşı saldırılara izin vermemesi, böyle saldırılar yapıldığı iddiaları olduğunda bunları soruşturması bu örneklerden birkaçı. Dünya ülkeleri arasında kendilerine karşı küçük bir destek olduğunda o ülke Sırplara yakın olan Rusya bile olsa hakkını vermesi yine dikkatimi çeken diğer bir yönüydü Aliya’nın.

Srebrenitsa elbette yaşanan en büyük acılardan biri olması ile kitapta ayrı bir bölümde değerlendirilmiş. Kitabın diğer bölümleri Dayton Antlaşması ve sonrasını anlatıyor. Bu bölümleri okuyunca çok net anlıyoruz ki bu antlaşma çoğu kimsenin olduğu gibi Aliya’nın da içine sinmemiş ama kendi sözleri ile eve barışsız dönmemek için bu antlaşmayı imzalamış.

Doğu Batı Arasında İslâm

“Doğu Batı Arasında İslâm”, Aliya’nın yirmili yaşlarda kaleme aldığı bir kitap. Kitabı elime aldıktan sonra hiç beklemediğim bir eser ile karşılaştım.

Aslında bu kitabı daha önce de okumaya niyetlenmiştim ama devam edemedim. Bunun müsebbibi yazardan ziyade bendenizdim, belki çevirmene de biraz hisse düşer. Ama sizi zor bir kitabın beklediğini söyleyeyim.

Kitap benim için sürpriz bir konu ile başlıyordu: Evrim. Aslında üzerinde düşününce Doğu ve Batı arasında ilk akla gelen düşünce farklılığı olması açısından ilk konunun evrim olması mantıklıydı. Konusu ile bana sürpriz yapan kitap konu içinde yazdıkları ile de bu sürprizi devam ettirdi. Aliya çok güzel ve bana mantıklı gelen delillerle evrimdeki tutarsızlıkları ortaya koyuyordu. Ama bu tutarsızlıklar “maymunlar insana döndü ise şimdikiler neden dönmüyor” şeklinde değildi. Gayet akılcı, mantıklı ve temeli olan yaklaşımlar ortaya koyuyordu yazarımız.

Kitabın beni en çok hayrette bırakan kısmı o yaşlarda Aliya’nın Batı felsefesine olan hâkimiyetiydi. Siz benim cahilliğime verin ama bırakın kitapta yazılan felsefî düşünceleri, onların çoğu sahiplerini bile ilk kez bu kitapta okudum. Felsefede bu kadar yetkin birisinin kitabını okumak elbette bu konulara çok yakın olmayanlar için oldukça yorucu. Kitaba zor demem o yüzden. Sabırla ve sindire sindire okumak gerekiyor. Bazı bölümleri ikinci kez okuduğumda aslında kaçırdığım şeyler olduğunu anladım. Bu açıdan birden fazla kez okunmayı hak eden bir kitap “Doğu Batı Arasında İslâm”.

Bu kitabı bitirince şunu düşündüm: Dünyada bu şekilde eser sahibi kaç devlet başkanı vardır acaba? Siyasîlerin, politikacıların hatırat kitapları olur ama bu şekilde tefekkür eden, kendi havzasına da karşı tarafın havzasına da hâkim bırakalım politikacıyı kaç kişi vardır? Aliya bu niteliklerde bir insandı, bir mütefekkir, bir devlet başkanı ve bir müslümandı.

Srebrenitsa’nın Öyküsü

Srebrenitsa’da yaşananlar Bosna zulmünün âdetâ sembolüdür. Güvenli bir yer olarak düşünüldüğü için çevre yerleşim yerlerinden birçok insanın göç ettiği bu bölge sonra zulmün zirve yaptığı bir yer haline gelmiştir.

Konuyu özel olarak öğrenmek istediğim için buraya özel bir kitap görünce hemen almak istedim. Bu kitap Bosnalı yazar İsnam Taljic’in kaleme aldığı “Srebrenitsa’nın Öyküsü” adlı romandı.

Üslûp olarak takip etmesi çok kolay bir kitap olmadığını söylemeliyim. Özellikle de benim gibi konsantrasyon problemi olanlar için bu durum kitaptan alınacak keyfi düşürüyor. Bunun nedeni kitapta kahramanımız ve dedesinin kendi devirlerinde yaşadıkları savaşla ilgili hikâyelerin birlikte verilmesi. Bir diğer etken de gerçekle hayalin içiçe olması. Kitabın sonrasında bunun nedeni olarak Sırpların su kaynaklarını zehirlemesi ve tuz eksikliği gösteriliyor. Dikkat etmezseniz hikâye sırasında bunu takip etmek zor. Tuzun ne kadar önemli olduğunu bu kitabı okurken anladım.

Benim bu kitaptan beklentim Srebrenitsa'da yaşananları detayları ile öğrenmekti, beklentim büyük ölçüde karşılandı diyebilirim. Karışık anlatımdan dolayı kaçırdığım detaylar olmuştur. Kitapta Srebrenitsa'da yaşanan Sırp zulmünün çok açık şekilde anlatıldığı kısımlar var. Dünya tarihinde, Moğolların 13. yüzyılda yaptıkları zulümden sonra, aynı boyutta ikinci bir zulüm olduğu düşünülen bu katliamda yaşananları okuyunca hayret etmemek elde değil. Buraya yazmaya bile çekindiğim şeyler... Düşmanımın başına gelmesin diyeceğimiz şeyler Avrupa'nın ortasında sözde medenî ülkelerin gözleri önünde yaşanmış. Allah tekrarından korusun.

Yazarı tanımıyorum, bilmiyorum muhalif bir isim mi ama kitapta Aliya'dan hiç bahsetmemesi dikkatimi çekti. Belki de yeteri kadar yardım ve destek alamadıkları için sitemleri vardır. Orada yaşananları okuyunca ne deseler haklılar demekten başka bir şey diyemiyorum.

Saklı Gül

Konu okuması yapacaklar için önemli sorulardan bir tanesi, bu konuda roman okunmalı mı yoksa sadece konu ile ilgili hatıra, araştırma kitapları mı okunmalı sorusudur. Bu soruya şöyle yanıt verebiliriz; eğer roman gerçek yaşananları anlatıyorsa ve yazarın üslûbu da sizi sararsa bu okuma diğer kitaplara göre daha keyifli olabilir. Ancak şu var ki, romanlarda hikâyenin yan unsurları çok olacağından konu hakkında yirmi sayfa bilgi edinmek için üç yüz sayfa okumanız gerekebilir.

Bosna okumaları kapsamında birkaç tane de roman aldım. Saklı Gül isimli kitap bu romanlardan biri. Reyes Monforte adında İspanyol genç bir kadın yazarın kaleme aldığı kitap ile rastlantı sonucu karşılaştım.

Dört yüz sayfanın üzerindeki romanda Bosna savaşını yaşamış bir genç kızın savaş sırasındaki ve savaştan kaçması ile İspanya’daki mülteci hayatı anlatılıyor. Bu kitapta özellikle kadınların savaş sırasında çektiği sıkıntılara yer verilmiş. Ailelerin nasıl dağıldığını, yaşamların nasıl altüst olduğu anlatılıyor. Hikâyenin ilgi çekici yanı Bosna dışında bir hayat kurmuş kızlarının savaştan sonra geri dönmesine ailenin verdiği tepki. Gerçek bir hikâyeden uyarlandığı yazılan kitapta ailesinin davranışları gerçek olabilir mi diye kendime sormadan yapamadım. Bosna savaşı ve sonrasında yaşanan acılardan bir başkasıydı belki de bu anlatılanlar.

Yeni nesil bir yazarın kitabı “Saklı Gül” ama kendini kolay okuttu, üslûp olarak da fena değildi diyebilirim. Özellikle yabancı bir edebiyattan Bosna’da yaşanan zulmü anlatan böyle bir kitap çıkması bence olumlu.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bir bürokrat şârih: Abidi... - Sayı 106
Hazreti Mevlânâ okumaları... - Sayı 106
Röportaj - Abdullah AKIN... - Sayı 106
RÖPORTAJ: Yediğimiz, içti... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
İrfan işinde plân
Gurur ve hüzün
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?
Büyük Doğu dersleri -3-


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8035057
 Bugün : 1371
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 519605
 Bugün : 19
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 93
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim