Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     235 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

"Mübareze" hakkında
İlkay Coşkun

  Sayı: 104 -

Yazar Ali Erdal Bey’in Mübareze isimli kitabını ilk elime aldığımda dikkatimi çeken şey, mübareze kelimesinin ne anlama geldiği oldu. Mübareze kelimesinin kısaca anlamı; ‘savaşta, iki veya daha çok savaşçının birbiriyle yaptığı teke tek çarpışma’ olarak tanımlandığını öğrendim. İsmiyle müsemma, daha çok fikir yazılarını ihtiva eden bir kitap. Kitapta daha çok yer alan biz Müslümanların gayri Müslimlerle, emperyalistlerle, kapitalistlerle yaptığımız ve yapmakta olduğumuz mücadeleler ele alınmakta. Bu bağlamda Mübareze ismi içerikle uyumu yakalamış âdetâ. Yaklaşık 220 sayfa olan kitap içeriği, ‘Usûl, İddialar ve Hakikat, Karşı Cepheye Bakış, Karşı Cephenin Söylemlerine Göre, Batı, İslâm’ı Bilmemekten ve Son Karar An’ı olarak yedi üst başlık altında ele alınmış. Yazıların çoğunluğu son yıllarda yazılmış. Yazarın, özellikle şahit olduğu son yarım asır serencamının bir özeti gibi. Güncelliği devam eden, birbiriyle rabıtalı konuları içeriyor. 2019 yılında okurlarla buluşturulmuş çiçeği burnunda bir eser. Bahsi geçen bu düşünce zemininde bir araya getirilen metinler dergi sayfalarında kaybolup gitmemesini temin eden kitap bu bağlamda çok daha değerlidir.

Mübareze, kapağında yer alan ‘Yeni Bir Diyalektik’ ibaresinde ‘Fikri, ifadeyi göz önüne serme tarzı’ olarak tanımlarsak, İbn-i Haldun’un ‘İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atamazsanız, kendi kendini öğütür durur’ felsefi yaklaşımıyla benzeşiyor âdetâ.

Kitabın muhteviyatını daha iyi kavrayabilmek için kitabın bir nevi ana fikri, özeti konumundaki arka kapak yazısını buraya taşımak istiyorum izninizle. “Bizim pusulamız, yaratılıştan beri var olan hakikati gösterir. Bize düşen, İslâm düşmanlarının propagandalarına, reklâm, tanıtım, bilgilendirme uçurtmalarına kuyruk olmamak. Gizli ve açık telkinleri yutmamak. Yalanlarına kanmamak. üslûplarına, hinliklerine, güler yüzlerine aldanmamak, tehditlerinden korkmamak. Onları taklit etmemek. Güdümlerine girmemek. Onların kavramlarını, deyimlerini kullanmamak. Tarzlarına, zevklerine uymamak. Sadece dinî ifadeleri değil, her şeyi kendi kavramlarımızla, tarzımızla, üslûbumuzla ifade etmek. Kendi hüviyetimizle, kendi şahsiyetimizle yaşamak. Yazmak, çizmek, konuşmak... Kimseyi hor ve hakir görmeden, kendinden, imanından ve onun meydana getirdiği hayattan ve kültürden emin bir tavır... ‘Ne varsa batıda’ ezikliğinden arınmış, kurtuluşun kendi dünyasında olduğunu bilmenin itminanı… Her zaman ve zeminde haklı olmanın ve fikirde yenilmeyeceğini bilmenin emniyeti”

Adaletsizliği sadece kendi başımıza gelince düşünmeden, beynelmilel bir anlayışı gütmek ve mecburiyet durumdaki dövüşlerimizi hak ve âdil çerçeveden icra etmek gerekiyor. Bu hassasiyetin, değerleri muhafaza etmenin ön şartı olduğu bir gerçek muhakkak. Müslüman ülkelerin yüzde altmış gibi petrol kaynaklarının olmasına rağmen özellikle son iki asırdır Müslümanların geri kalmışlığını, sıkıntılarını ve çözüm önerileri bir bir ele alınmış bu eserde.

Kitabı okurken bir kompozisyon yazısının giriş, gelişme ve sonuç çatısına benzer adımları bu kitapta hissettim. Hastasına teşhis koyup tedavi eden bir doktor gibi adım adım evreler bulunmakta. Bunlardan tek farkı belki de ‘usûl ve üslup’un girizgâhta kendisine yer bulması ve usûlsüz vusûl olmaz anlayışını yansıtması. Esasen usûl’den ziyade, esas’ı asıl görüyor. Usûl, esasa gidişte bir yoldur. Yazar, bunu bir yazısında şöyle ele alıyor; ‘Esas değil, usûl olan demokrasiyi, şehidi ve gazisi olacak bir değer zannedene acımak lazım’ cümlesiyle esas ve usûle bakışını örneklemiş bir mânâda. Sonra tespitlerde bulunuyor, itirazlarını sıralıyor.

Müslüman üst kimliğinden, hayat düsturu, Müslüman’ın kutsal değerleri, Âyet ve Hadis ışığında yapılması ve olması gerekenler serimleniyor. Biz Müslümanlar olarak dünyada özne olamadığımız zaman dünyanın yüklemi (eylemi) olamayacağımızın altı çiziliyor. ‘Hesaba çekilmeden, kendinizi hesaba çekin’ hadisi şerifini şiar edinip ‘yiğitlik, hakikati nefse kabul ettirmekte’ esasının kendi evimizin önünü süpürmekten geçtiğinin önceliği gibi.

Ele alınan konuların içeriği olarak, Müslüman’ın duruşu, dünyaya bakışı, gayrimüslimlerin halleri, oyunları, bizlerin sıkıntıları, öğrenilmiş çaresizliklerimiz, çıkmazlarımız, insanlığın çıkmazlarını ve çözüm önerilerini sıralıyor. Burada belki de en can alıcı nokta ‘Müslüman’ın, ak sütün içindeki ak kılı görecek kadar gözü keskin olmalı’ sözü ile dikkati, özeni, ehemmiyeti ve feraset sahibi olmayı bir istikamet olarak belirliyor. Çağımızda mücadele etmemiz gereken ve gerek içimizde yanlış giden gidişatlara gerekse de Siyonizm, kapitalizm gibi İZMlerle mücadele etmemiz gerektiğinin vurgusu yapılmakta. Bunlarla birlikte ‘sistemli topluluk kibri olan ırkçılık’ta mevzuya dâhil ediliyor.

Kanaat edip doymayan emperyalist, kapitalist anlayışı dizginleyecek, bir şeyin çok olmasından ziyade yeterli olmasının yolunu gösterip kanaat değerini yaygınlaştıracak Müslüman’ca bakışa sahip olmak gerekiyor ki yaralara merhem olunabilsin. Bunu sağlamak için sesimizi daha da gürleştirmemiz gerekiyor.

Yine bu eserde ‘yumuşak güç’ olarak kabul gören kültür, sanat ve sanatı mineleyen unsurlar, edebiyat, şiir gibi insanlığın inkişafına yönelik değerleri de ele alıyor yazar. Mesela şiir hakkında şöyle diyor. ‘Şiir olmayan fikir, şiiri yazılamayan düşünce ayakta kalamaz’ başka bir yerde ise ‘şiir, silâhları mum gibi eritir. Çünkü şiir nehri, dua denizine dökülür’

Hak ile bâtılın mücadelesi Hz. Âdem’den beri vardır. Yazar, bunlardan biri olan Nemrut’u örneklendiriyor eserinde. Nemrut’un, varlığına inanmadığı Allah’ı (hâşâ) vurmak için en yüksek bildiği dağdan gökyüzüne ok atması örneğinde olduğu gibi hak ve bâtılın mücadelesinin tekerrürüne dikkati çekiyor.

İsrâ Suresi 13. Âyetinde Yüce Yaradan ‘Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık’ Âyetinde, okumak, düşünmek ve çaba göstermenin değerine ve sonuca ulaşmanın yol ve yöntemini bizlere gösteriyor. ‘Abdest müminin silâhıdır’ hadisi şerifi bu günlerde korona virüsünden korunmada bir avantaj sağladığı bir gerçek. ‘Evet Silâhlanıyoruz’ başlıklı yazı bu anlamda güncelliğini fazlasıyla koruyor.

Bahtiyar Vahapzade’nin ‘Korkarım dünyada bir zaman gele, insanlar yaşaya, insanlık öle’ sözündeki imdat çığlıklarını da görmemiz gerekiyor ki bu bağlamda gardımızı alabilelim. İslâm âleminin her türden sıkıntılarına zorluklarına, işgal altında olmalarına rağmen Müslümanların sözlerinin elbet ki bir gün daha çok dikkate alınacağına inancımız sonsuz. Yetimlik ve üveylik duygusunu bir müddet daha yaşayacağız gibi gözüküyor maalesef. Şeytanlaşmış ecnebi aklının gizil ve muğlâk yanlarını bu gün yeterli derecede göremesek de yarın elbette daha aşikâr bir şekilde göreceğiz. Buhran içerisinde olan insanlığın kurtuluşunda tek çare inancımızın olacağını göreceğiz.

Ayrıca içimizdeki kimi ezikler için ‘batı güzellemesi’ne cevaben, yazar şu tespitlerde bulunuyor. ‘Görüldüğü gibi batı, hiçbir şeyi kontrol edemiyor, disiplin altına alamıyor, iyiye yöneltemiyor. Zaten buhranın temeli de bu ruh eksikliği’ Günümüz dünyasına bakarsak sözde ‘medeni dünya’ denen güçler insanlığın hangi sorununa çare bulmuş sorgulamak gerekiyor. Sorun çözmeyi bir tarafa bırakın, sorunu bilfiil ortaya çıkaran, bu sorunların baş müsebbibi kendileridirler. Sömürgeci, kapitalist, Siyonist anlayış böyle besleniyor maalesef. Yenidünya düzeni çerçevesindeki anlayışta süreğen uygulama, insanı bir yedek parça mertebesine indirgemesi, iş bölümünde bir cıvatayı sıkacak kadar imkân vermesi sorunsalına karşı Müslümanların verecek bir cevabı elbetteki olacaktır. Sömürgeci, kapitalist yaklaşımlar için en büyük ve etkili karşı duruş, muarız yapı Müslümanlar olacaktır. Bu yüzdendir ki bütün oklar Müslümanların üzerine çevrili.

Sözümü hitâma erdirecek olursam. Ölüm bütün canlılar ve insanlar için var. Hasan-ı Basri Hazretlerinin ‘Eğer fakirlik, hastalık ve ölüm olmasaydı insanoğlunun kibirden başı eğilmez olurdu’ sözünün gerçekliğiyle beraber, insanın karar verme mekanizması olan vicdanına bir süreliğine dokunması gerekiyor. ‘Şehvet-i kelâm’ denen yani ‘çok söz söyleme’ tuzağına düşmeden, sözü fazla uzatmadan ‘Mübareze’yi keyif alarak okuduğumu söylemek istiyorum. İyi okumalar.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
"Mübareze" hakkında... - Sayı 104
Doğu Türkistan uzak değil... - Sayı 104
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN

 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar


Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”…
Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Tokat
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Hiç gelmeyen
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7455652
 Bugün : 649
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 510413
 Bugün : 5
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim