Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     24741 kez okundu.     3 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Subjektiflik mi orijinalite mi?
Ekrem Yılmaz

  Sayı: 67 - Temmuz / Eylül 2009

Objektif oluş mümkün müdür? Kim objektif olabilir? Biz insan isek ve yaratılmış her şey bir yörüngede yüzüyorsa; herkes, her şey taraf demektir. Her nesnenin aktığı, meylettiği bir taraf vardır. Duygularımız bizi hep bir yöne asılır, çeker. Ve o meylimizin olduğu şey tarafımızı belirler. Bu bir tavırdır ve bu duruş tarafgirlikten de öte, bir orijinalliği resmeder, anlatır.

Yani düşünen her insanın durduğu bir yer vardır. Dünyaya; eşya ve olaylara o durduğu yerden bakar. Aynı objeye baksa bile her ferdin durduğu yerden başka bir resim karesi alınır ki, bu orijinalliktir. Durduğun yerden görünen dünya sana öyledir. Diğerine farklı... Sana göre olanın farkı nedir? Senin durduğun yerde senden başkası yoktur da ondan... Sen de diğerlerinin durduğu yerde değilsin. Demek ki, kimse senin gibi görmüyor, sen de diğerleri gibi görmüyorsun. Ne kadar insan varsa o kadar görüş veya ne kadar insan varsa o kadar âlem var demektir. Hatta her hal, her duruş ayrı bir âlemdir de denebilir.

Duruş... Tavır... Gözlük...

Kimse senin duruşunu kopyalayamıyor, kimse bir diğerinin tavrını sergileyemiyor, kimse plastik dünyayı ve ötesini diğerinin gözlüğünden göremiyor.

Bu farkı doğuran nedir?

İnsan sırf akıldan ibaret olsaydı ve duyguların esiri olmasaydı bu farklılıklar belki olmayabilirdi diyebiliriz. Bu halde görülmesi gerekeni herkes görür ve doğru duruşu herkes sergilerdi. Herkes her şeyi aynı algılayabilirdi. Eşya ve hadiseler gerçek yüzünü herkese gösterirdi.

Ya sır?.. O ne olurdu? Herhalde olmazdı. Herkesin her şeyi bildiği yerde sırdan söz edilebilir miydi? Öyle olsaydı mücerretlik silinir, müşahhasta boğulurduk! İşte burada gözleri kör eden bazı şeylerin olması gerekir ki, bazı şeyler bazılarından gizlensin ve sır kalsın. Birinin gördüğünü diğeri göremesin ve ferdin sırrından kimse haberdar olamasın...

Duygular, tutkular ve aşk... Gözleri kör ettiği söylenenler... Hırs, öfke, elem, çile, heyecan, hastalık, mutluluk insan benliğini ören, onu kendisi kılan yapı taşları olmadan insan olunuyor mu? Onlarsız olabiliyor muyuz? Ve kim bir diğeri ile nerede kesişiyor veya üst üste çakışıyor. Birinin diğeri ile kesiştiği noktalar olabilir de, üst üste yüzde yüz çakışması herhalde muhaldir, Allahu âlem...

İşte tam burada orijinallik doğuyor. Parmak izinde-ki farklılık gibi kimse kimsenin aynısı değil. Herkes duygularında, tutkularında, öfkesinde, sevgisinde farklı... İnsan bir duygu içinde iken, kendisine; hattâ hiçbir şeye dışından bakamıyor. Olayı kuşbakışı; artıları, eksileriyle göremiyor. Her dem de insan mu-hakkak bir duygu içinde değil midir? Tutkuların, sevginin gözleri kör ettiği dillere destan olmamış mıdır? Ya hırs, öfke?.. Aklı örten, perdeleyen kuvvetli duygular değil midir? Aklı kullanırken bile akıldan ibaret değiliz ve o anki hal içinde bir duyguyla karışık olarak onu kullanırız. Bizi uçuran, oradan oraya sürük-leyen, halden hale sokan duygularımızdır. Ya duygula-rımız nedir, nereden sevk ve idare edilir? Onu bilemi-yoruz. Tabiî biz bilemiyoruz! Şu anda niçin aklımıza şu düşüyor da, diğer şeyler düşmüyor! Düşüncele-rimizi acaba biz mi seçiyoruz, yoksa bir güç tarafından yönlendiriliyor muyuz? Cevabı basit olmasa gerek. Mevlâna Hz.i (Allah sırrını artırsın) akıl için "bağ" tanımlamasını yapmış. Yani ayak bağı... İnsan bir yerlere uçacak, yükselecek ki, bir bağdan söz ediliyor.

Bütün duygularımıza kaynaklık eden, mahreç olan iki şubemiz var: Nefs ve ruh... İşte duyguların farklılığına, düşüncelerin yönüne bu iki kuvvet tesir ediyor ve "ben" oluşuyor. Bu "ben" onun için herkeste farklı ve onun için kimse kimsenin durduğu yerde durmuyor; kimse kimsenin gördüğünü görmüyor. Belki bakıyor, fakat görmüyor.

Akıl objektiflik ister. İlim saf fikir ve doğru veriler-le işler. Bizse ne sırf akıldan ve ne de saf fikirden mürekkep ve müteşekkil değiliz. Bir fikri işleyen çile-keşin ve doğru verileri toplamaya çalışan ilim adamı-nın o andaki çekmiş olduğu baş ağrısı veya aldığı bir ölüm haberi acaba çalışmalarını nasıl etkiler; neleri kaybettirir veya nelerin gözden kaçmasına sebep olur.

Bazı şeylerin kaderi yarıda kalmak olabilir. Veya arzulanan sona değil de hiç akla gelmeyen neticeye varabilir.

İnsanız... "Su akar yolunu bulur." Olması gereken oluyor, ne kadar istememiş olsak da... Niye didiniyorsun ey nefsim; sen sadece üstüne vazife olanları yapmaya bak ve başına ne gelirse ona razı ol! Zira ne gelirse O'ndan geliyor. O'ndan gelense baş tacı... Başka seçenekse zaten yok!

Sen mutlaka bir şeyin tarafısın ve bil ki, orijinalsin.

Bizden istenen Hakk'ın tarafında olmak! Yeter ki orada duralım ve olalım.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Muhterem    21.12.2013
Yorum : Değerli yazarım, Ağzına, Yüreğine, Kalemine sağlık..




Ekleyen : Emine AKYOL    28.07.2009
Yorum : Dünya üzerinde yaklaşık 7 milyar insan; 7 milyar ayrı, orjinal renk, 7 milyar yol; kesişiminde birbirinden etkilenen birbirini etkileyen, değiştiren yollar... 7 milyar insan; dokunduğu herkeste her yerde iz bırakan ve heryerden herkesten iz taşıyan... Hepimiz orjinaliz yazgımız bize özel ve hep yaratılış gayesine akmaya çalışan 7 milyar nehiriz ama bilinçli ama bilinçsiz... Yazınız güzel temanız ilgiç elinize sağlık...




Ekleyen : mehmed fatih    27.07.2009
Yorum : her insanın ayrı bir bakış açısı dahası hani derler ya kendi objesi...içinde yaşadığımız kültür demokrasi gibi birşey veya değil.sonuçta düşünce özgürlüğü diye bir neidüğü belli olmayan şuan umarsız bir hastalık.haddi olan veya olmayan insanı hadsizleştiren edeb dairesinin dışına çıkaran bir anlayış.anlayışı kabul görmüş.varlık onun evvelin ve ahirin sahibi O.fakat ekrem bey ipi kopan tespihim dağılmış dane dane acı ama teşbihim hani nerde imame.daneleri toplayın hak ipine derleyin tevhid gelsin meydane.imame cemaat halkalar kuvvetli bir birine sımsıkı vahdet tevhid aşkıyla bağlı kenetli halkalar.cemaat.bekliyoruz hep bekliyoruz.sizi bekliyoruz.





 
İbretlik not ve insan sın... - Sayı 95
(Büyük) Türkiye Cumhuriye... - Sayı 85
Sor bakalım... - Sayı 84
İçim içime sığmıyor... - Sayı 84
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (109): Salgın hastalığın gözler önüne serdiği dünya buhranı... Korona virüsü etrafında fert ve cemiyet tefekkürü...

Son Eklenen Yorumlardan
 Hasan Bey merhabalar. Evet Gölpazarlıyım. ... Necdet

 Harikasınız, aydınlık çağdaş güzel ve özel insan Sn.Vural GUnduz... Sabahattin ORDUSEVEN

 teşekkürler... osman

 İlkay Abi,bu değerlendirme yazısı için çok teşekkür ederim, bir nabzı tutar gibi nerede ne yapmak is... Sinan AYHAN

 Nejdet bey Gölpazarlı mısınız?... Hasan tAŞCI


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Sünnet edebi
Muhteşem kadro
Röportaj - Muhammed Emin Yıldırım
Fikir sancısı çekenlere duyurulur
Anadolu irfanının kaynağı
Geldi
Korona
Neden hep şikâyet ediyoruz?
Afrika: kurutulmuş insan gölgeleri


Ali Erdal - Muhteşem kadro
Kadir Bayrak - Etle tırnak...
Sinan Ayhan - Okumayı öğrenen pıht...
Necip Fazıl Kısakürek - Sünnet edebi
Fatma Pekşen - Hastalığın adı ne?
Dergi Editörü - Fikir sancısı çekenl...
Site Editörü - Anadolu irfanının ka...
Mehmet Hasret - Gökyüzüne mektuplar
Necdet Uçak - Geldi
Necdet Uçak - İbretle bak
Necdet Uçak - Yerlere bak, göğe ba...
Altan Atan - Vesair
Altan Atan - Müjde
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Röportaj - Muhammed ...
M. Nihat Malkoç - Gül yüzlü Muhammed (...
Hızır İrfan Önder - Efendim
Mehmet Balcı - Karabağ
Mehmet Balcı - Korona
Mehmet Balcı - Karadenizli
Ahmet Çelebi - Nasihat
Ahmet Çelebi - Meczup
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 108
Halis Arlıoğlu - 46 sabıkası olan 70 ...
Erdem Özçelik - Aşk uğruna
Muzaffer Doğan - Öfke, mukaddes öfke
Kürsü Kainatın Efendisi -
Murat Yaramaz - Sünnet
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - Homurtu
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-108
Murat Yaramaz - Esas
Murat Yaramaz - Dayatma
Mahmut Topbaşlı - Vuslatın kapısı
Mehmet izzet Gülenler - Pembe peçeteler
İsmail Güçtaş - Eşyanın dilinden red...
Mertali Mermer - Fırtına
Cemal Karsavan - Muştudur üçüncü baha...
İlkay Coşkun - Toplumumuzda sünnet ...
İlkay Coşkun - Karşı
İlkay Coşkun - Afrika: kurutulmuş i...
Vildan Poyraz Coşkun - Tıbb-ı Nebevî
Özkan Aydoğan - Elmacık
Elvin MÜTALİBOĞLU - Ben de çocuk olmuşum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8946743
 Bugün : 326
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 536630
 Bugün : 8
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 31
 108. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncellenme: 9 Mayıs 2021
Künye | Abonelik | İletişim