Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1971 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kış bekleyen çocuk
Hızır İrfan Önder

  Sayı: 101 -

Daha çocukken yalnız kalmanın nasıl bir duygu olduğunu bilir misiniz? Anne de var, baba da var. Fakat öksüz ve yetim gibi yaşamak! Bu durum çocuklarda bir duygusal sarsıntı yaratır. İşte ben bu duygusal sarsıntıları yaşayan çocuklardan yalnızca biriydim.

1964 yılında kendi kaderine terk edilmiş, Doğu Karadeniz illerinden biri olan Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Yukarıdurak köyünün Kvaşuba Mahallesinde (Şimdi Önderköy oldu) doğdum. Bu köyün yolu yoktu! Elektriği yoktu! Bol su kaynaklarına sahip olmasına rağmen evlere su bağlanmamıştı. Taşıma su ile değirmen döndürülmeye çalışılırdı. Evler ahşaptı. Odun sobaları kurulurdu. Yalnızca oturma odasına kurulan bu soba orayı bile zor ısıtırdı. Diğer odalar ise buz kesilirdi. Sobalar dört mevsim kaldırılmazdı. Çünkü bu sobalarda yemek ve ekmek pişirilirdi. Haliyle kışın donar yazın da pişerdik!

Babamın anlattıklarına göre birkaç kuşak önceki atalarımız bizden daha çok sıkıntı yaşamışlar, daha çok çile çekmişler. Yiyecek bir dilim ekmeği bulamadıkları bile olurmuş... Ben biraz daha şanslı olsam da köyde hâlâ fakirlik hüküm sürüyordu. Çünkü bölgede çay tarımı daha yeni yeni başlamıştı. Tarlaya, bahçeye yalnızca mısır ekilirdi. Kaçkar dağları eteklerinde yer alan köyümüz tarıma pek elverişli değildi. Tarlalar, bahçeler bizi geçindirecek kadar ürün vermezdi. Hiçbir çaba yeterli olmuyordu. Şehirlerde iş bulma imkânı da yoktu. Yoksulluk diz boyuydu! Bu durumdan kurtulmak için köylülerin bir şeyler yapması gerekiyordu. Çünkü devletin gücü de sınırlıydı. Köylere-köylülere nasıl yardım etsindi? Elini uzatsındı… Geriye tek çözüm yolu kalmıştı: O da Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya işçi olarak gitmek. Babam da bu yolu seçmiş ve 1960 sonrası Almanya’ya ilk giden Türk işçilerinden biri olmuş. Benim şansızlığım tam da bu noktada başlamıştı. Çünkü babam yılda bir kez bir aylığına izin alıp gelebiliyormuş. Hatırlıyorum o bir ay, bana da babama da bir gün gibi geldiğini…

Ölüm Allah’ın emri de bu gurbet nereden çıktıydı? Neden beni ve benim gibileri yetim bırakırdı? Babaya en çok ihtiyaç duyduğum bir anda benden koparıp alan bu gurbet büyük bir zalimdi! Geceleri iğreti bir yorganın altında saatlerce nasıl ağlattığını bir ben bilirim bir de Allah. İçimden: “keşke babasız kalacağıma hiçbir şeyim olmayaydı! Keşke babam yanımda olaydı da geceleri yanında uyuyabileydim. Fakirlik ayıp değil ya!...”

Ya annem! Kış mevsimi dışında her gün durmadan, usanmadan tarlada, bahçede çalışırdı. Onun yüzünü de pek göremezdim. Ancak akşam olunca yorgun argın eve dönerdi. Yemeğimizi bile güçlükle hazırlardı. Yatsı namazını kılıp yatardı… Canım annem de işten güçten dolayı bana vakit ayıramazdı. Sevgisini, şefkatini gösterecek ne takati ne de zamanı kalırdı. Hâlimi düşünebiliyor musunuz? Babam gurbette. Annem, yanımdaki ağyâr! O da sanki bir çeşit gurbetteydi. Yapayalnızdım. Hüznüm çığ gibi büyümüştü! Ben bu çocuk hâlimle doğabilimcisi, kuşbilimcisi, botanikçi… olup çıktım. Yaşım elverseydi filozof bile olabilirdim. İçimdeki boşluğu doldurmak için…

Bir çocuğun her şeye dayanabileceğini fakat babasızlığa, annesizliğe (hasrete) dayanamayacağını-katlanamayacağını; anne-baba sevgisinden, şefkatinden mahrum kalan bir çocuğun kurumuş bir fidandan farkı kalmayacağını; sevgiye aç bir çocuğu hiçbir şeyin avutamayacağını hayat bana çok erkenden öğretti…

Kışı niçin gözlerdim? Çünkü kışın köyde çalışma yoktu. Bir-iki metreden az kar yağmazdı. Yağan kar hemen erimezdi, genellikle Mart sonuna kadar kalırdı. Bu nedenle vakit ve yorgunluk sorunu yaşamayan annem bana çokça zaman ayırırdı. Kışın, diğer zamanlarda gösteremediği sevgiyi ve şefkati gösterir, bütün sıcaklığıyla-sevecenliğiyle kucaklardı beni. Geçen sekiz dokuz ayın bende açtığı yaraları kapatmak için öpüp koklardı…

Ayrıca kimse çalışmadığı için akrabalarımızın ziyaretleri artardı. Komşularımız da bize daha sık gelirlerdi. Babam iznini kışın kullanırdı. Böyle olunca da ilginin, sevginin odağı konumuna gelirdim. Sevilirdim. Şımartılırdım. İşte yaşamak budur derdim. Benim için bundan daha iyi daha güzel ne olabilirdi ki?..

İşte bunun için kışı bekleyip dururdum.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Gurbetin ocağı harlıdır... - Sayı 125
Bir anne arıyorum acıları... - Sayı 124
İstemem... - Sayı 123
Dermansız dertlere salma ... - Sayı 122
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Beslenmede sünnet ölçüsü
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Sağlık sisteminin şifresi


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16709345
 Bugün : 6476
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 725907
 Bugün : 113
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 354
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim