Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     175 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 104 -

(Mucize bahsi devam ediyor)

Bir de güneşin tasarruf edilişine ait bir mucizeden bahsedilir ki, bunu İslâm âlimlerinden bir kısmı red ve bir kısmı kabul ederler.

Esmâ Bint-i Amîs rivayeti:

“Bir gün Allah’ın Resulüne vahy gelmekteydi. O halde ki, mübarek başları Hazret-i Ali’ye dayalı bulunuyordu. Bu yüzden Ali, Allah’ın Resulünü rahatsız etmemek için öylece kaldığından ikindi namazını kılamadı ve güneşin batmasıyla namaz kaçırılmış oldu. Bunun üzerine, Allah’ın Resulü sordular: ‘İkindi namazını kıldın mı, yâ Ali?’… O da kılamadığı ve şimdi kaçırdığı cevabını verdi. Allah’ın Resulü dua ettiler: ‘Yârab; Ali sana ibadette ve Resulüne itaattedir. Güneşi ona iade et!’”

Esmâ Bint-i Amîs devam ediyor:

“Ben güneşin, battıktan sonra tekrar doğduğunu gördüm. Işığı dağlar üstüne ve yeryüzüne düştü. Bu harika, Hayber’de, sahbâa dedikleri yerde oldu.”

Ama bazı âlimler bu naklin doğruluğuna kani değillerdir. İbn-i Cüzî bu nakli “mevzu”lardan bilmiş ve “şüphesiz mevzudur!” hükmünü vermiştir. Ve bu naklin senedinde Ahmed Bin Davud olduğunu, onun da yalancı bir kimse bilindiğini ve rivayetinin reddi gerektiğini ileriye sürmüştür.

Hadis âlimlerinden birçoğu, bu ölçü üstünde devam ederek derler ki:

“Bu hadisi İbn-i Şahin rivayet ettikten sonra, o da bâtıl olduğunu kabul etmiştir. Bunu uyduranın gafletlerine bakın ki, uydurduğunda bir kıymet ve faide olduğunu sandı. Ama hiçbir kıymet ve faidesi olmadığını anlayamadı. Zira güneş batmakla namaz kaçırılmış ve kazaya kalmış olur. Tekrar doğmakla da eda vaktinin geri geldiği kabul edilemez.”

İbn-i Teymiyye de, râfızîler hakkında neşrettiği bir eserde, bu hadisi, geldiği yol ve rivayetçileriyle gösterip “mevzu” olduğu hükmüne varmıştır. Gariptir ki, Kaadi Ayyad, hadis ilminde son derece yüksek olduğu halde bu mevzuda sükût etmiştir. Hatta “mevzu” olduğuna hükmetmemekle doğruluğuna ima eder gibi bir tavır takındı.

İmam-ı Ahmed bu hadisin aslı olmadığını iddia etti ve İbn-i Cüzî ona katıldı.

(Mucize ve harikulâdelik bahsinde aklî –maddî hesapçılara edilecek tek mukabele, bedahet hissiyle sezilmesi kabil uydurmaları bir yana itecek tefrik kudretine sahip olmak şartıyle bu mevzuda akıl ve hesabın yeri olmadığını yine akılla ispat ve esrar âlemini dar kalıplara sığdırmamaya dikkat ihtarından ibarettir. Yoksa idrakleri kısır hesapçılara onların usulüyle cevap vermeye çalışılırsa bazı yerlerde mağlubiyet kabul edilmiş ve ulvî mânâlara kıyılmış olur. Bu bakımdan İmam-ı Kastâlanî Hazretlerinin pek muteber eserinde gereği kadar sır idrakine yer verilmemiş olduğunu kaydetmek borcumuzdur. Yarım aklın hesaplarını onun yerine geçerek onunla iptal etmeye savaşmak faydasızdır.)

“Güneş Yuşâ Peygamberden başkası için hapsolunmadı!”

Bu hadisin izahı şöyledir:

Yuşâ Peygamber bir Cuma günü kâfirlerle cenkleşmekteydi. Güneş batmaya yaklaşmıştı. Yuşâ Peygamber, cenk sona ermeden gecenin gelmesinden ve Sebt gecesi girince muharebenin kendisi için haram olmasından korktu. Allah’a dua etti ve duası kabul olunarak cenk boyunca güneş batmadı.

Bazıları bu hadisi, içindeki “ahad” kelimesinden ötürü şöyle ifade etmişlerdir:

“Güneş benden başka kimse için haps olunmadı; illâ Yuşâ Peygamber için hapsolundu.”

Hendek muharebesinde de ikindi namazına geç kalınınca güneşin hapsedildiği rivayeti vardır.

Ebu Zer Hazretleri:

“Bir gün öğle sıcağında evden çıktım. Allah’ın Resulüne doğru yol aldım. Hizmetçisine rastlayıp Allah Resulü’nün haberini sordum. Evlerinde olduklarını söyledi. Gittim. Kâinatın Efendisi bir kenarda oturuyorlardı. Yanlarında kimse yoktu. Vahy anında olduklarını sandım; ‘Ya Ebâ Zer, seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’ Ben de, ‘Allah ve Resulü’ cevabını verdim. Mübarek elleriyle oturmamı işaret ettiler. Yanlarına oturdum. Ama hiçbir şey söylemedim ve sormadım. Çok zaman geçmeden Ebu Bekr Hazretleri gelip selâm verdiler. Selâmını aldıktan sonra ona da aynı suali sordular: ‘Seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’… O da benim verdiğim cevabı verdi. O’nu da karşılarına alıp oturttular. Derken Hazret-i Ömer ve Osman… Aynı sual ve cevaplar… Son gelenlerin üçü de yanyana oturdu. O zaman Allah’ın Resulü, yerden, 7 yahut 9 taşçık alıp avuçlarında gösterdiler. Küçük taşlar, Allah’ın Resulü’nün elinde öyle tesbih etmeye başladılar ki, sesleri arı vızıltıları gibi işitilmeye başladı. Taşları Hazret-i Ebu Bekr’in eline verdiler… Aynı tesbih… Alıp yere bıraktılar… Taşlar cansız… Yine alıp Hazret-i Ömer’in avucunu koydular… Yine aynı tesbih…”

Ebu Zer:

“Efendimiz ellerine 7 taşçık aldılar. Taşlar ellerinde tesbih etti. Osman’ın eline bıraktıkları zaman da aynı tesbih…”

İmam-ı Buharî’den İbn-i Mesud:

“Biz Allah’ın Resulüyle yemek yerdik. Yemek yerken de lokmaların tesbihini işitirdik.”

Cafer Bin Muhammed’in annesi:

“Allah’ın Resulü, bir kere hastalandılar. Cebrail bir tabak nar ve üzüm getirdi. Allah’ın Resulü onlardan yediler. Ağızlarına götürdükleri nar ve üzüm taneleri tesbih etmekteydi.”

Kâinatın Efendisine taşların selâm verdiği, herkesçe bilinen bir gerçektir. İmam-ı Müslim’in Câbir’den naklettiği bir hadis, Allah Resulü’nün lisanlarından şu vâkıayı bildirir:

“Ben Mekke’de bir taş bilirim ki, Nebîliğimde bana selâm verirdi. Bazı âlimler bu taşı “Hacer-ül Esved” olarak göstermişlerdir. Bazıları ise bu hususta şöyle demişlerdi:

“Mekke’de tanınmış bir sokak ve orada bir taş vardı. Halk onu tanır ve teberrük olarak bu taşa ellerini ve yüzlerini sürerlerdi. İşte, Allah’ın Resulü’ne selâm veren bu taştır. Âlemin Fahri’ne, önünden geçtikleri her zaman selâm verirdi.”

Hazret-i Ali’den rivayet:

“Mekke’de Allah’ın Resulü’yle dolaşırdım. Bir gün beraberce Mekke dışına çıktık. Önünden geçtiğimiz bir taş ve ağaç, O’na selâm vermeye başladı: “Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Hazret-i Âyişe’den rivayet:

“Allah’ın Resulü buyurdular: Cebrail bana risalet haberini getirince öyle bir hale uğradım ki, hangi taş ve ağacın önünden geçsem bana selâm verdiğine şahit oldum: Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Bir de Allah’ın Resulü’nün dualarına, evdeki duvarların ve kapı eşiklerinin “âmin” diye mukabele etmesi…

İmam-ı Beyhakî:

Bir gün Allah’ın Resulü, amcaları Abbas’a dediler: “Yarın, sen ve oğulların, evden çıkmayın, beni bekleyin! Sizinle görülecek bir işim var…” Ertesi günü kuşluk vaktinde Allah’ın Resulü Abbas’a gittiler ve eve girip selâm verdiler. Ve “Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi size olsun!” buyurdular. Hâl ve hatır sordular, onlar da Allah’a hamdettikleri cevabını verdiler. Allah’ın Resulü onlara “yaklaşın!” emrini verdi. Hepsi birden sokulup Kâinatın Efendisi etrafında halkalandılar. Varlığın Nuru, mübarek örtülerini onların üzerine yaydı ve dua etti: “Yarabbi, bu benim amcamdır. Babamın kardeşidir; bunlar da benim ev halkımdır; sen onları cehennem ateşinden koru!.. Benim, kendilerini bu örtüyle örttüğüm gibi…” O anda kapı eşiği, üç kere “âmin, âmin, âmin!” diye Peygamber duasına karşılık verdi. (Devam edecek)

Mucizelerinden biri de, bir gün dağa çıkarlarken, dağın şevkinden harekete gelmesi üzerine ayaklarını yere vurarak “dur!” diye verdikleri emirle dağın sükûnete gelmesidir.

İmam-ı Buharî’den başlayarak en emin hadis âlimlerine göre Enes Bin Malik nakli:

Bir gün Allah’ın Resulü, beraberinde Hazret-i Ebu Bekr, Ömer ve Osman bulunduğu halde Uhud dağına çıktılar. Dağ harekete geldi. Kâinatın Fahri mübarek ayaklarıyla dağa vurup hitap ettiler: “Dur, yâ Uhud; senin üzerinde bir nebî, bir sıddîk ve iki şehit var…”; ve dağ hareketten kaldı.

Bu mucizede, dağın hareket ve sonra sükûnetine ait harikadan başka Hazret-i Ömer ve Osman’ın şehit olacaklarını keşfetmek fevkalâdeliği vardı.

Mucize bütün âlimlerce kabul edilmişken, dağın hangi dağ olduğu üzerinde ihtilâfa düşülmüştür.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 104
Mucize... - Sayı 103
Mucize... - Sayı 102
Mucize... - Sayı 101
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN

 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar


Öğretmen ve öğrenciye “okul sigortası” hakkı verilmiş. Pek yerinde, artık disiplinsizlik yüzünden okutmak da, okumak da “risk unsuru” taşır oldu. 
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Tokat
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Hiç gelmeyen
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7455630
 Bugün : 627
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 510413
 Bugün : 5
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim