Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     249 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

En tehlikeli virüs...
Kubilay Ertekin

  Sayı: 105 -

Mikroplar, hastalıklar, illetler, marazlar ve tüm zararlı unsurlar yer, zaman, şekil ve isim değiştirerek dünyâyı sarmış durumdadır. İnsanlar azıp sapıttıkça, inançsızlık zirve yaptıkça, sapık ideolojiler din yerine kâim oldukça, ister normal yollardan, isterse insan eliyle, biyolojik bir savaş olsun felâketin boyutu, etkisi ve ismi değişmekte… O yüzden; “İnsanlar, başıboş bırakıldıklarını sanmasınlar! Onları semâvî ve arazî felâketlerle, kıtlık ve yoklukla, hastalıklarla imtihân ederiz!” ilâhî hikmetini her an hatırlayıp ibret almalı, azgınlık ve sapkınlıktan uzak durmalıdırlar... Eskiden ülkeye siyâsî bir hastalık bulaştırmak ve sonra da kurtarmak (!) için CHP eşliğinde, millet düşmanı tüm bozguncu haşarâtın kışkırtmasıyla darbeci–cuntacı ve muhtıracı virüsler zuhûr eder ve ülkeyi dizayn etmeye kalkarlar, memleketin huzûrunu bozup, işlemekte olan sosyal ve ekonomik düzeni alt–üst ederek, ülkeyi “on sente muhtaç edip” memleketin saygınlığı sıfırlanır ama onların ve destekçilerinin cebi dolar, holdingler–bankerler icât edilir, sonrada def olup giderlerdi… Şimdi onların yerini kullanım tarihi geçmiş, milletçe denenmiş politika eskileri bir takım muhteris, makam–mevki düşkünü harîs kimselerin, içteki–dıştaki şer cephesine yol açmak için aldığını ve dıştan gelen bu “korona” ile birlikte hareket ettiklerini görüyoruz... Garip olan şey; Bu ülkede bâzı kesimlerin ahlâkî, manevî tüm değerlerini kokutan, çürüten ve yozlaştıran bütün unsurlar; çağdaş–modern hayat (!) tarzı şeklinde hep Batıdan gelmişti... Şimdi de milyonları öldüren mikroplar yine oradan gelmektedir. İşte böyle bir hengâmede önce bu mâkûle kişilere sormak gerekir. Sizi yeni bir parti kurmaya iten mücbir sebep nedir?..

Siyâsî hırsınız ve egonuz mu, yoksa gerçekten ülkeye yapmak istediğiniz çok yeni ve hiç keşfedilmemiş, bilinmeyen orijinal fikir, buluş ve becerileriniz midir? Eğer gerçekten öyle ise ve bu işte samîmi iseniz ülkenin başında ve en etkili–yetkili mevkilerinde bulunduğunuz halde ve o dönemlerde bu mahâretlerinizi, becerilerinizi fikir ve faaliyetlerinizi hizmetlerinizi niçin ve neden göstermediniz!?.. İllâ ki ülkenin başına; yangın, deprem, kar–kış ve sel felâketi, Sûriye olayı, Batı kefereleriyle ve onların kuklaları olan FETO, PKK benzeri hâin ve lâinlerle ölümüne bir mücâdele verildiği çatışmayı, çarpışmayı ve onların top–yekun üstümüze yüklenme dönemini mi beklediniz!? O halde bu bir nâmertlik, fırsatçılık ve aşağılık duygusu–kompleksi, intikam hissi ve şahsî–siyâsî hırslarınızın tatmin aracı ve ülkenin kötü gününü bekleme aymazlığı olmuyor mu!? Şu atasözlerinin hangisi size uygundur? “Kurt dumanlı havayı sever”  “İyi dost kötü günde belli olur”

Aslında; dürüst insanlar için böylesi olaylar, ak parti, gök parti hâdisesi olmamalıdır. Şâyet AKP yerine, bu ülkenin yıllarca maddî–mânevî değerleriyle savaşan ve bunu siyâsî parti politikası hâline getiren mâlum–mâhut yapı; CHP olsun. böylesi çok kritik bir gün ve dönemde nâmuslu, vatanperver bir kimsenin ve herkesin yapacağı tek şey; mevcut iktidara yardımcı olmaktır. Ülkeye, devlet kurumuna yeni bir virüs olmak değildir...

Sizler ki, temsil ettiğiniz (!) kitle yüzünden ve sizin şahsınızda inançlı halka yapılan onca tahkir, tezyif ve dışlamalar olmuş, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görme iffetsizliğine mâruz kalmış, ayrımcılığın bin türlüsünü yaşamış, çeşitli zulüm ve baskıları görmüş ve özellikle halka yaşatmış kimselersiniz... Yoksa o habisler size, âilenize ve bilhassa millete yaptıkları onca tezvîrattan, zulüm ve hayâsızlıktan, haksızlıktan, ayrımcılıktan özürler dileyip nâdim mi oldular? Gerçekten nedir bu sizin zâlimlere yanaşma–yaltaklanma duygularınız ve bir zamanlar kader birliği yaptığınız kişilere, çalışma ve yol arkadaşlarınıza karşı beslediğiniz kin, nefret, hasetlik ve fesatlıklarınız!? “İrtica–din, PKK’dan çok daha tehlikelidir” diyen alçaklara bile bu kadar kin ve nefret duymadınız...

Onurlu, gururlu, haysiyet sâhibi bir insanın o zihniyet tarafından millete yapılan, hâlen yapılmakta olan onca zulmü unutması mümkün değildir. Özellikle kerhen ve inadına bu zâlim ve inanç düşmanları ile iş, eylem ve söz birliğinde olmanız ve onların sözcülerine, çığırtkanlarına malzeme olup beyânat vermek nasıl bir ruh hâletidir? İşte bu yüzden ve gerçekten sizleri yeni bir parti kurmaya iten–dolaylı da olsa–inanç ve millî irâde düşmanlarına yardımcı olmayı gerektiren asıl sebepler nedir? Dağarcıklarınızda hangi sihirli sırlar, çözüm yolları, süper buluş ve icatlarınız, hünerleriniz var? Biz, min gayri haddin bu yeni parti piştavları– önderlerine Merhum M. Âkif’in o dönemde hicvettiği devrimbaz bir vâlinin din görevlilerini hakir gören meşhur nutkunu okumalarını tavsiye ederiz. O bölümden kısa bir örnek vermek isterim…

“Sâde ‘ıslâh–ı medâris’ mi ne bir şey dediniz.

Onu anlar gibi olduksa da izâh ediniz;

Acabâ hangi zarûret sizi sevk etti buna?

Yâ fesâd olmalı meydanda ki, ıslâh oluna”… (Safahât; S. 371–372)

Merhûmun dediği gibi neyi ıslâh edip düzelteceksiniz!? Sizin onca hakâretleri, aşağılanmayı sîneye çekme zilletinde bulunduğunuz ortamdan bu günlere geldik. Şimdi o zâlimlerin ve cuntacıların eseri kalmadı. Sâdece; (millî irâde ve inanç düşmanı sözde muhâlefet denen şirret ve inkârcı yapıdan başka) fitne–fesat ve bozgunculuk gibi şeyleri çıkaran onlardır. Yoksa siz, onlara yardımcı olmak için mi geliyorsunuz!? Ayrıca o müfrit muhâlefetin ağızlarına sakız yaptığı ve sürekli tekrarladığı bâzı herzeleri ve zırvaları sizlerde de görme şansızlığına uğramadık değil. Onlara göre “Ülke batıyor–bitiyor. Özgürlük yok. (!) kıtlık–yokluk kol geziyor” Bir de milletin inançlarına saldırmak ve cumhûrun başına, onun şahsında tüm millete “iblis” deme iffetsizliğinde bulunup bir it gibi çemkirenler–nâdiren de olsa–cezalandırılıyor vs. “gezi onurumuzdur” şeklindeki yâvelere benzeyen şeyleri sizler de söylemeye başladınız ama millet ve her akıl sâhibi olan kişiler tüm bunları, karnınızdan ve sütre gerisinden konuşmalarınızı değil, asıl gerçeklere dayanan müşahhas delil ve örnekler istiyorlar. Eksik olan nedir? Sizler hangi hayâti hizmetlere tâlip ve hangi âcil işlerin onarımına sâhipsiniz ve neyi halledeceksiniz!? Evet, bir şeyler mırıldanıp–geveliyor ve sürekli bozguncu medyaya ve iktidar karşıtlarına bilgi–beyânda bulunuyorsunuz ama net olarak anlaşılmıyor… Çevrenizdekilerin tamâmı ise bir şekilde mevcut partiye kin ve nefreti olan, kızgın ve küskün muhterislerden oluşan kalabalıklar. Tıpkı mâhut “yağlı kazık” kaçkını kadının ve bir zamanlar Erbakan’ın çömezi durumundaki sakallının, sırf Tayyip Erdoğan düşmanlığı sonucu şimdi Erbakan muhâsımlarına–düşmanlarına yanaşarak, yalakalık yapması gibi, çok basit ve sığ düzeydeki insanlar topluluğudur…

O yüzden sadra şifa, insana “devâ” olan o müphem hizmetlerinizden net bir şekilde anlatsanız da millet de anlasa ve “vaktiyle neden bunların kıymetini bilmedik. Bâri yeniden ülkenin başına getirip direksiyona geçirelim ve bunca dertten kurtulalım” desinler. Ayrıca bu kurtarıcılardan birisinin yüzü tıpkı altı aylık çocuğun poposu gibi dolgun, pürüzsüz ve şişkin. Yüzünde hiç bir endişe eseri, keder ve üzüntü izi–çizgisi, ülke için çekilmiş olan acı ve ıstırap belirtisi ve buruşukluktan eser yok. O kadar semirmiş ki çok iyi beslendiği ve hiçbir sıkıntı çekmediği anlaşılıyor… Gerçekten ülkenin ve milletin derdini dert edinen, onca acıları yüreğinde hisseden bir insan aslâ bu kadar semiremez... Aksi olsaydı o yüz bu şekilde tombullaşıp–pembeleşmezdi… Ne diyor şâir;

“Sinirlerinde teessür denen izden eser yok.

Tabiatında utanmakla bir âşinâlık yok”…  

Bir de kalkmış; “Kutsallarımızı günlük politikaya âlet etmeyeceğiz” diyor. Pekiyi o kutsalları sürekli olarak inançsızlık politikasına âlet ve malzeme yaparak milletin aziz değerlerine saldıran inanç düşmanlarına söyleyecek bir sözünüz neden yok? Yoksa onca habislerin, inanç ve millî irâde düşmanlarının milletin kutsallarına salyalı ağızlarıyla saldırdıkça sizler bu hayâsız tecâvüzlerden keyif mi alıyorsunuz!?...  Şu iğrenç saldırılar sizin inancınıza, onurunuza dokunmuyor mu!? Onlar sizin de kutsallarınız, haysiyet ve şerefiniz değil mi!? “Bugünlerde asıl mücâdele edilmesi gerekenin “koronavirüs” değil, Müslümanlar olduğunu aslâ unutmayın! Her şeyden önce Müslümanların beyinlerinin temizlenmesi gerek. İslâm, insanlığın kanını emen esas virüstür. Bilime, sanata, kadına her şeye düşman olan çok garip bir dindir bu. Sâdece paraya, çıkara tapanların oluşturduğu bir din...(!) Cehâlet ve bağnazlığın kutsandığı ülkemde bayağılığa tutsak insanlar yetiştiriliyor ve sürekli uygar insan yerine, imam–Hatipler üretilmektedir.” (CHP nin sözcüsü halk tv. deki bir müfsidin hezeyanlarından. 22/3/2020 basından) Buna rağmen sizler, bir hiç uğruna o habis zihniyetle siyâsette fikir ve iş birliği yapmaya, onlara yanaşmaya can atmakta bir sakınca görmüyorsunuz. Oysa mâhut yapının bütün müntesip ve müfsitleri bidâyetten beri, hiçbir zaman kendilerini muhâlefet partisi olarak değil, ülkenin gerçek sâhibi, ayrı bir devlet(!) zehâbı–zannı ve sapkınlığı içinde görmekte ve hayâl etmektedir.

Bu sapkınlığı görmeyen, bilmeyen, gördüğü ve bildiği halde tepki gösterip lânetlemeyenler de en az onlar kadar müfsit ve onursuzdurlar. Nitekim bu zihniyetin piştavı–önderi (!)olan herif; “Sen benim Cumhurbaşkanım değilsin!” deme iffetsizliğinde bulunmuştur. Ayrıca o zihniyettekiler, bu uğurda darbeci ve cuntacılarla; PKK, FETO ve benzeri tüm şer odaklarıyla iş birliği yaparak, millî irâdeyi gasp edip başbakan ve bakanlarını astırma cinâyetinin ortak fâil ve mücrimleridirler…

O yüzden bunların medyası, bürokratı, patronu–işçisi, merkez ve taşradaki kurum ve kuruluşları hep aynı zihniyetin, fâsit ideolojinin ürünleridir. Sermayeleri; Şeriat–tarikat, irtica, din, laisizm, Kemâlizm, devrimler ilkeler–inkılaplar, şapkalar, setre–pantolonlar, çağdaş –  uygarlık vs. gibi bitmeyen yâveler, tarih ve inanç kültüründen yoksun bıraktıkları onca câhil halk kitlesinin beyinlerini yıkama araç–gereçleridir… Bir de son günlerde Cumhurbaşkanı’nın başlattığı bağış kampanyasına katılmayıp başına buyruk hareket eden ve devleti hiçe sayan mâhut zihniyetin sözde belediye başkanlarının yediği haltı ve devlet başkanının; “Devlet içinde devlet olmaz!” ifâdesine o zihniyettekilerin koro hâlinde nasıl küstah ve şirret bir şekilde çemkirdiklerini–dolaylı olarak ta millete–hayâsız bir şekilde saldırı ve hakâretlerini, tecâvüzlerini gördünüz… (4/4/2020 Basından)

Üstelik sizler devlet umûru görmüş, uzun yıllar bu milletin hizmetinde bulunmuş (!) ve sözde “muhâfazakâr” geçinen, aynı zamanda o habis zihniyetin mağduru olan kimselersiniz. Bütün bu densizliklere katlanıp uyarı ve ikazlara önem vermeyerek, millî irâde ve inanç düşmanları ile aynı safta olanlara, milletin hayallerine, ümitlerine ve ideallerine ihânet ederek, bizlere hicran ve hüsran gözyaşı döktürenlere lânet değil ama, yazıklar olsun diyorum.  Sizler bu kadar mı düştünüz!? Şimdi zikri geçen bunca seviyesiz ve seciyesizliğe, iffetsizlik ve aymazlığa ne diyeceksiniz? İşte bir örnek; “Hayatta şehitler ölmez, vatan bölünmez lafından tiksinip–iğrendiğim kadar hiç bir şeyden tiksinmiyorum!” Bir başka sefîhe de şu hezeyanda bulunuyor… “Sizin de, inandığınız o ALLÂH’ınızında belâsını versin!”… Daha buna benzer binlerce kin ve nefret kusmukları, bu habisleri koruyan siyâsî bir yapı sâyesinde ülke sathına, milletin izzet ve irfânına bir lağım gibi savrulmaktadır… Şimdi millete yapılan onca zulüm ve hakâretler bir tarafa, kendi karısını (türbanlı olduğu gerekçesiyle (!) üniversiteye kayıt yaptıramadığı) o dönemdeki zâlimlerin ve onların yandaşlarınca aşağılanması bile onurlu bir insanın kahrolmasına yeter de artardı… İşte son zamanlarda kendilerini “bulunmaz Hint kumaşı sanan” ve ülke gündeminde boy gösteren sözde kurtarıcıların (!) gerçek yüzleri, kimlikleri budur. Merhum Ziyâ Paşa’nın tâbiriyle “Hayır umulur mu, böyle gecenin seherinden?”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Ahmet Güney    31.08.2020
Yorum : Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin





 
Kin ve nefretten beslenen... - Sayı 106
En tehlikeli virüs...... - Sayı 105
Sinsi ve pasif siyâset... - Sayı 104
"Ahmak gerçeği görünceye ... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya


Tüm gazetelerimizin toplam tirajı, 70milyon nüfusa karşılık, 3,5 milyon…
Elâlemin memleketinde tek gazete bile çift rakamlı tiraja sahip. Mesela Japonya’da günde 13 milyon satan gazete var.
Bizde nüfus artıyor, gazete tirajları yerinde sayıyor, hattâ azalıyor. Demek ki “basın” diye piyasaya sürülen kâğıt parçalarına millet güvenmiyor. Bu güvensizliğe rağmen basından ödleri kopanlara yazıklar olsun!
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
İrfan işinde plân
Gurur ve hüzün
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?
Büyük Doğu dersleri -3-


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8027337
 Bugün : 3498
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 519453
 Bugün : 71
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 79
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim