Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     214 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kazandıklarımızı kaybediyoruz
Yusuf Karagözoğlu

  Sayı: 105 -

Kazanmak deyince hemen akla ahlâk-karakter kazanmak, kültür-medeniyet kazanmak, para, mal, servet kazanmak, şan-şöhret-iktidar kazanmak, eş - dost - arkadaş kazanmak, başarı - ödül kazanmak, tecrübe kazanmak gelir. Bunun tam tersi de olabilir. Dürüstlüğümüzü - samimiyetimizi –fedakârlığımızı; malımızı - servetimizi, eşimizi-dostumuzu, itibarımızı - saygınlığımızı - prestijimizi kaybedebiliriz. Saydıklarımın tümü doğal hayatın seyri içerisinde olanlardır. Yaşadığımız bu hayatta kazanmak doğal olduğu gibi kaybetmek de doğaldır. Şu geçici fani dünyanın sevinçleri de üzüntüleri de geçicidir, o yüzden asıl kazanç, bakîolan ahiret yurduna azık biriktirmektir. Mühim olan takvalı olma, adaletli olma, iyiliği emretme kötülükten nehyetme, cihad şuuru, kul hakkını muhafaza, infak bilinci, güzel ahlâk sahibi olma, helâl rızık için gayret, hayırlı ilim talep etme, devamlı zikir ve tefekkür halinde olma, ihlâs ve samimiyet, vefa ve sadakat, nimete şükür belâya sabır, mukadderatına rıza gösterebilme vb. kazanımlara sahip olma arzu ve çabası içinde olmaktır. Bu manevî kazanımlar yanında maddî kazanımlarımız da olacak tabii ki. Bir yandan âhirete çalıştığımız gibi dünyadan da nasibimizi unutmayacağız. Ama ne yazık ki, insanlar bu saydığım ebedî hayata dönük manevî kazanımları es geçip sanki sadece dünya için yaratılmışçasına yalnız maddî kazanımları elde etmek için var gücüyle çalışıyorlar.

Anne karnında dünyaya gelen herkes çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinden geçtikten sonra ecel vaktini doldurup ölümle kabir toprağına girer. Aynı insanoğlu çocukluk dönemini bitirip gençlik çağına gelince kendine ait hedefler ve plânlar yapar, neticede Allah’ın takdir etmesiyle kimisi üniversiteyi bitirip doktor, mühendis, öğretmen vb meslek sahibi olur; kimisi serbest ticaret yapıp iş adamı olur; kimisi tarım ve hayvancılıkla uğraşır; kimisi araba tamir ustası kimisi lokantacı vesaire olur; sonuçta herkes yeryüzünde rızkı peşinde koşar, kimse aç kalmaz, yırtıcı hayvanların, gözle görülmeyen bakteri ve virüslerin, yer altında ve denizlerde yaşayan daha bilmediğimiz nice canlının rızkını veren RezzakulÂlem olan Cenab-ı Zülcelal Hazretleri hiç insanı rızıksız bırakır mı? Tabii ki aç bırakmaz, ama mal ve servet yarışına giren bencil ve egoist insanların gözünü hırsı bürümüş, kendi kardeşlerini bile rakip görüyorlar. Mezardaki ölülerin hesap veremediği konuda hayatta olan diriler birbirine düşman kesiliyorlar. Kendine takdir edilene razı olmayan, tevekkülün ipini elden kaçıran doyumsuz nefislerin esiri oluyorlar. Maddenin kölesi olan böyle ruhlara tesir etmek ve esir olmuş gönülleri fethetmek mânâ âleminin ulvi ve mukaddes ilkelerine yapışmakla olur. Yoksa âhireti için çalışmayan, kendisine emanet edilen ruhu kirleterek bu dünyadaki nasibi sadece hayvanlar gibi yiyip içmek olan insanın âhirette hüsrana uğrayacağı ayan beyandır. Hiç düşündük mü acaba? Bir meslek kazanmak için gençliğimizi yani ömrümüzün en değerli zamanını harcıyoruz, daha sonra evlenip yuva kurduktan sonra çocuk sahibi oluyoruz, biraz zaman geçtikten sonra da yaş kemale erince, emekli olup sefasını sürelim derken hastalıklara müptela oluyoruz. Çoğu kez kazandıklarımızı yemek nasip olmuyor bile, tüm gücümüzü ve zamanımızı para kazanmak için harcıyoruz, para kazandığımızda da sağlığımızı kaybediyoruz. Ancak bundan daha önemlisi kimi zaman bir makam ve mevkiye gelmek için karakterimizden ödün veriyoruz, kimi zaman değerlerimizden taviz veriyoruz. Demek istediğim dünya istikbali için farklı bir benliğe giriyoruz,  amaçlarımızı ve gayelerimizi değiştiriyoruz, yürüdüğümüz yolu ve yol arkadaşlarını terk ediyoruz. Değersiz ve fani şeyler için değerli ve bakî şeylere sırt çeviriyoruz. Bazen yaptığımız veya yapacağımız hatalar telafisi güç ve imkânsız zararlara neden olur. Hem kendimize hem içinde bulunduğumuz camiaya hem de dine zararı dokunur. Bununla alâkalı olarak iki tane ibret verici hadise karşımıza çıkmaktadır. Birincisi Uhud gazvesinde savaşın en kızıştığı anlarda okçuların emre uymayarak yerlerini terk etmesi, ikincisi Talut’un askerlerinden bazılarının (çoğuna yakını) emre uymayarak nehirden kana kana içerek savaştan geri kalmaları. Birinci hadisede Uhud savaşında Abdullah b. Cübeyr komutasında elli okçu görevlendiren ve onlara “Ne şart ve durum olursa olsun asla burayı terk etmeyeceksiniz. Bizlerin cesetlerinin yaban kuşlar (akbabalar) tarafından parçalandığını görseniz bile yerinizi bırakmayacaksınız.”(1) talimatını veren Hz. Peygamber (as)’in emrine uymayan okçuların yerlerini terketmesi sonucunda müslümanlar çok büyük kayıplar vermiş ve Hz. Peygamber (as)’ e itaatsizliğin bedeli ağır olmuştu. Bu vakıa âyet-i kerimede şöyle anlatılmaktadır: "Hani sen sabah erkenden ailenden ayrılmıştın, savaşmak için müminleri mevzilere yerleştiriyordun. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir. O zaman sizden iki bölük, Allah onların velîsi olduğu halde bozulup çekilmeye yüz tutmuştu; müminler yalnız Allah’a güvensinler." (2) İkinci hadise de Talut’un ordusundan emre itaat etmeyip nehirden bir avuç sudan fazla içenlerin susuzlukları arttı, savaşacak mecalleri kalmadı, yere yığılıp kaldılar; emre itaat edenler ise, bir avuç su ile yetinerek Calut ve ordusunu bozguna uğrattılar. Âyet-i kerimede bu konu şöyle anlatılmaktadır: "Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler." (3)

Bizler de bu iki hadiseden ibret alıp bunu hayatımıza yansıtalım inşallah. Bugün savaş alanlarımızı terk ediyor, savaşıp bedel ödemekten korktuğumuz için meydanı düşmanlarımıza bırakıyoruz."Yoksa Allah, içinizden, cihad edenleri belirtmeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi zannettiniz?"(4) Yine bu âyetteki mânâya yakın başka âyetlerde şöyle buyurulmaktadır: "Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?"(5), "İnsanlar sadece iman ettik demekle bırakılıp imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar?"(6)

Yani konunun hülasası hidayet önderleri olan peygamberler, peygamberlerin varisleri olan âlimler, sıddıklar ve şehidler nasıl din düşmanlarıyla harbedip bu din uğrunda sıkıntı ve eziyet görmüş, sabredip işkenceye katlanmışlarsa bizde onlar gibi sıkıntı ve eziyetlere katlanmıyorsak din düşmanlarıyla hem kılıçla hem de kalemle mücadele etmeyi göze alamıyorsak kusura bakmayın aynı cenneti istemeye yüzümüz olmamalı.

Dipnotlar:

1)İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 47; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 293

2)Bakara, 2/249

3)Âl-i İmrân, 3/121-122

4)Âl-i İmrân, 3/142

5)Bakara, 2/214

6)Ankebût, 29/2


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Kazandıklarımızı kaybediy... - Sayı 105
Modern İnsan, İdeolojiler... - Sayı 69
BATININ MEDEN? VAH?ETY... - Sayı 63
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
İrfan işinde plân
Gurur ve hüzün
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?
Büyük Doğu dersleri -3-


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8035004
 Bugün : 1318
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 519604
 Bugün : 18
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 93
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim