Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 31 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     285 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi

  Sayı: 108 -

AFRİKA; KURUTULMUŞ İNSAN GÖLGELERİ

Kardelen yazarlarından peş peye kitaplar yayınlanmaya devam ediyor. Yazarımız Sinan Ayhan’ın ilk kitabı olan “Afrika; Kurutulmuş İnsan Gölgeleri” çıktı. Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık’tan çıkan şiir kitabına www.kitapyurdu.com sitesinden ulaşılabilir.

Yazarımızı tebrik ediyor, okuyanının bol olmasını temenni ediyoruz.

29. Kardelen Toplantısı

Kardelen’in geleneksel yazarlar toplantısının 29.su telekonferans yöntemi ile 30 Ocak 2021 günü gerçekleştirildi.  Toplantı, Mustafa Büyükgüner’in takdim ve selâmlama konuşması ile başladı.

106.sayının değerlendirilmesiyle birlikte hazırlıkları tamamlanmak üzere olan 107.sayının da değerlendirilmesi yapıldı.

Daha sonra, önümüzdeki birkaç sayının konu tespitiyle ilgili değerlendirme yapılarak dergi ile ilgili projeler istişare edildi.

Bir sonraki toplantının tarihi ve idarecisi belirlenerek toplantı sona erdirildi.

 

29.Toplantı Başkanı Mustafa BÜYÜKGÜNER'in Konuşması

Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi, Sevgililer Sevgilisi Resulünün şefaati başta Kardelen camiası olmak üzere bütün meydan yerine çıkanların üzerine olsun, üzerimize olsun.

Ben bu meydan yerine çıkma durumunu çok önemsiyorum ve bu durumun ezelden ebede doğru fikir ile uğraşan veya en azından bu yolda olmaya gayret eden herkese ve her camiaya ilahî bir emir olduğunu düşünüyorum.

Fikir, sahip olduğu kalıpları yıkmak ister, has fikir ise herkese ve her şeye nüfuz eder. Hele başı ve sonu Allah’ın belirlediği hudutların içerisinde bizim idrak edemeyeceğimiz güçteki gerçek fikir -İslâm- zaten meydan yerinde bulunma emrine muhataptır.

Hz Âdem aleyhisselâmdan dinin tamamlayıcısı Peygamberler Peygamberine kadar bütün peygamberler Allah’ın dinini yaymak ile emrolundular, bu emir o kadar keskin bir şekilde uygulandı ki, -meselemizin tam olarak anlaşılması için söylüyorum- meydan yerinde olmak âdeta peygamberler için farz, ümmeti için de terk edilmesi düşünülemeyecek bir sünnet oldu. Konuyu dağıtmamak ve vereceğimiz örnek keyfiyette bütün kemmiyetleri içinde barındırdığı için sadece Sevgili Peygamberimizin hayatından her hangi bir (an)ı cımbızla çekmek yeterli olacaktır.

Rabbimiz emretti ve Resulümüz bütün akrabalarını bir araya topladı, olayı biliyorsunuz, ileride müspet anlamda dini omuzlayıp yükseltecek ve menfi olarak dine en büyük düşmanlığı edecek olan bütün akrabaları oradaydılar. Efendimiz burada İslâm’a ilk önce toplu olarak akrabalarını davet etti. Bu işi meydan yerinde yaptı. İstese evine (veya ailenin büyüklerinden birinin evine) davet eder, tebliği burada yapar ve ihtimal dairesindeki hakaret ve alaylara da kimse görmeden burada muhatap olurdu.

Ama gerçek fikir tabiatı itibariyle dört duvar arasında sınırlandırılamaz. Üstelik tebliği meydan yerinde yaptığınızda muhatap sadece davet edilenlerle sınırlı değildir. Muhatap bütün bir insanlıktır. İşte meydan yerine çıkmanın kıymeti... Allahın Resulünün bu tavrı bütün sahabelerine de elbette sirayet etti. Siyer kaynaklarından öğrendiğimize göre bir sahabenin Müslüman olduktan sonra sorduğu ilk soru, “Ben ne yapabilirim ya Resulullah?” oluyor. Bu tavır başta sahabe efendilerimiz olmak üzere halka halka yolumuzun büyüklerinin hepsinde bir karakter olarak var. Ama bana göre peygamberlerden sonra İslâm tarihinde meydan yerine çıkmanın ve meydanda olmanın vücut bulmuş hali Hz Ömer efendimizdir. Hayatının her anı bir meydan yerinde olma (meydan okuma) hali olan ve bu sebeple şeytanın bile kendisinden korkarak kaçacak delik aradığı Hz Ömer’i yaşamının tek bir (an)ı ile resmet deseler, hiç düşünmeden şu sahneyi söylerdim; Müslüman olduktan hemen sonra kaç kişiyiz diye soruyor, 40 cevabını aldıktan sonra da “40 kişilik bir topluluk meydan yerine çıkmayı hakeder” diyerek Müslümanları Kâbe’ye yani meydan yerine götürüyor.

Bu hamle öyle bir hamledir ki; muhal farz (haşa), meydan yerine çıkıldıktan sonra sahabe efendilerimizden her hangi biri bu davadan dönmek istese, hamlenin büyüklüğünden yani meydan yerine çıkmanın (meydan okumanın) büyüklüğünden bu davadan dönemez… Hattâ ve hattâ dava Kâbe’de aleni hale getirildikten sonra, davadan dönme ihtimali tamamiyle ortadan kalkmıştır denilebilir.

Allah nasip etti 107. Sayımızın konusu olarak Türk Birliğini seçtik. Taslak olarak hazırlanan ve biraz sonra sizler tarafından değerlendirilecek olan bu sayıda Türk Birliğini seçmekteki başarımız son dönemde dünya kamuoyunda yaşananlar düşünüldüğünde daha iyi anlaşılacaktır. Bu konuda bir değerlendirmeyi açılış konuşmasında yapmayacağım. Ancak şu tespiti işte tam burada yapmam da, aynı zamanda 107. Sayının editörlük görevinin de bana verildiği ve maalesef zihnimin çok yoğun olması sebebiyle hayalimden geçen ve planladığım hiçbir şeyi yapamamış olmam sebebiyle benim için bir zorunluluktur:

Türk Birliği (inşallah) bir gün gerçekten kurulabilecekse, bu birliğin temel çimentosu da mutlaka İslâm olacaktır. Bu o kadar tabii bir gerçek ki, hani İmamı Rabbanî Hazretlerinin, “zuhurunun şiddetinden gaip”dir dediği gibi herkes bunu biliyor ancak kimse bunun söylenmesi gerektiğini düşünmüyor.

Bence millet olarak içeride ve dışarıda, (fert fert içimizde ve dışımızda) yaşadığımız bütün maddi ve manevi hastalıklarımızın çözümünü arayanların  İslâm’ın milletimize nasıl bu kadar yakıştığını araştırmaları; bu konuda üniversitelerin kürsüler kurması, anlı şanlı bol sıfatlı akademisyenlerimizin bu konu üzerinde çalışması gerekir. Ali Hocamın “Etle tırnak gibi…” diye ifade ettiği bu yakışma halini, bence en iyi bir prototip olarak “Türk” karakterini tahlil ederek anlayabiliriz.

Sayabileceğimiz pek çok hasletinin yanında, aynı zamanda; Türk, Meydan Yerinde Olandır…

Bunun en basit halini “One Minute!” ve “Dünya Beşten Büyüktür!” çıkışlarından, hâlâ başta İslâm coğrafyası olmak üzere dünyadaki bütün mazlumların bir “ah” nidasına devletimizin hemen cevap vermesinden ve dünya kamuoyunda bu durumun takipçisi olmakta kendisini vazifeli görmesinden anlayabiliriz.

Daha yoğun ve daha zirve hallerini ise, şanlı tarihimizin her dönemindeki ferdî ve topyekûn cemiyet çıkışlarında görmemiz mümkün. Hepsini temsilen bir örnekle yetinelim:

Yavuz Sultan Selim Han, İran seferinde iken, yol o kadar meşakkatli oluyor ki, artık asker seferin bitmesini ve geri dönmeyi arzular hale geliyor. Bunu devletin ileri gelenleri marifetiyle Sultan’a duyuruyorlar, ancak Sultanda geri dönmeye dair bir emare yoktur. Bir gün Yavuz’un otağına asker tarafından ok atılıyor… 15 Temmuzun hatıralarının bu kadar taze olduğu günümüzde devlet başkanının çadırına ok atmanın ne manaya geldiği anlaşılıyordur her halde…

Bir yönetmen olsam ve Yavuz Sultan Selim’in hayatını filme çekiyor olsam, benim filmimin başlangıç sahnesi her halde şöyle olurdu:

Yavuz, çadırına atılan oklardan sonra atının üzerinde ve yalın kılıçtır… Meydandadır… Ve askerin gönlüne, yüreğine tesir eden bir konuşma yapar. Bu konuşma orduyu tekrar harekete geçirir…

Aslında Yavuz meydana çıktıktan sonra, hiç konuşmasa ve atını İran’a doğru sürse dahi maksat hâsıl olur ve en büyük sorguçlu paşasından en küçük neferine kadar bütün ordu aynı anda peşine düşerdi. İşte meydan yerine çıkmanın (meydan okumanın) kuvveti…

Yavuz’un meydan yerine çıkmasındaki heybeti ve fikri altyapıyı, o günün Anadolu ve İran coğrafyalarını bilenler ve Yavuz’un hamlesinin ne manaya geldiğini anlayanlar idrak edecektir…

Ülkemizde dergicilik, özellikle de fikir dergiciliği de bir meydan yerine çıkma, meydanda olma durumunu gerektirir. Ülkenin dergicilik geçmişine şöyle bir bakan, türlü türlü ideolojilerin savunuculuğunu yapan dergilerin hepsinin (kendi meşreplerine ve fikirlerinin gücüne göre) gür sesli ve meydanda olduğunu görür. Bizim için bu konudaki en büyük örnek elbette Büyük Doğu’dur.

İslâm tarihinden ve kendi tarihimizden örneklerini verdiğimiz meydan yerinde olma halinin, günümüzde fikirde en ön safında olan elbette Üstad’dır. “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye meydanda haykıran, Büyük Doğu’nun ilk devrelerinde kendisine üniversite kürsüsü ve Büyük Doğu arasında bir tercih yapması gerektiği söylenince “Bir sınıfa hitap etmektense bütün bir cemiyete hitap edici olan Büyük Doğu’yu tercih ederim” diyerek üniversitedeki görevinden ayrılan Üstad’ın bütün hayatını tek bir cümleden tarif et deseler; “Bir meydan okuma, (meydan yerine çıkma) tavrının vücut bulmuş hali” derdim.

Bana göre Kardelen’in beslendiği ana damarlar işte bunlar…

Demek ki Kardelen; Türk toprağına atılan bir İslâm tohumu olarak Büyük Doğunun usul ve esasları ile filizlenmiş, yeşerip gürleşerek dal budak salmış ve bu günlere gelmiştir…

İnsanlık tarihinde meydan yerine çıkmanın her türlü fikirden muaf olarak neredeyse bütün toplumlarda görülen şekillenmiş bir hali var. Özellikle eski zamanlarda pek çok toplumda âdet olduğu üzere iki ordu karşı karşıya geldiklerinde savaşmadan önce içlerinden en seçkin savaşçılar seçilerek bu savaşçılar savaş meydanında birbirleri ile dövüşüyorlar. Bunu basit bir düello olarak düşünemeyiz. Zira burada seçilen askerler temsil ettikleri fikir uğruna bu mücadeleyi yapıyorlar. Buna Arapların “Mübareze” dediğini Ali Hocamın kitabı sayesinde öğrendim…

Mübareze… Ne güzel bir kelime…

İlk baskısına “Yeni Bir Diyalektik” ismi verilen -ki o isim de müthiş bir buluştur- esere daha sonraki ilavelerle birlikte yapılan baskısında “Mübareze” ismini vermek… Ne güzel bir buluş…

Tarihe bir not düşülmesi amacıyla şunu büyük bir onurla ifade ederim ki; tanışıklığımızın çeyrek asrı bulduğu Ali Hocamın da bütün hayatının bir “meydan yerinde olma” örneği olduğuna şahidim.

Kardelen’in yeşerip gürleşmesi ve bu günlere gelmesi için can suyunu veren Ali Hocam, aslında bu can suyunu Kardelenin şahsında hepimize vermiştir diyebiliriz. Bu usul gereği meydan yerine çıkmak ve “Durun Kalabalıklar” diye haykırmak hepimizin yaratılış ve yaşayış gayesi olmalıdır.

Bu duygular ile bütün gönüldaşlarımı selâmlıyor ve toplantımızın hayırlara verile olmasını temenni ediyorum.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Gelecek sayı konusu hakkı... - Sayı 109
Kardelenden haberler... - Sayı 109
Röportaj - Muhammed Emin ... - Sayı 108
Kardelenden haberler... - Sayı 108
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (110): Bizim Yunus
"Yunus, senin sözlerin, mânâdır bilenlere;
Söyleyeler sözünü, devr ü zaman içinde."


Son Eklenen Yorumlardan
 Kadir Bayrak Bey... Şiirime gösterdiğiniz ilgi ve beğeni için çok teşekkür ederim. Babalarının alın ... İsmail Güçtaş

 Yazan şairin hem kalemini hem yüreğini tebrik ederim naçizane. Harika bir şiirdi. ... Mustafa kaya

 Hasan Bey merhabalar. Evet Gölpazarlıyım. ... Necdet

 Harikasınız, aydınlık çağdaş güzel ve özel insan Sn.Vural GUnduz... Sabahattin ORDUSEVEN

 teşekkürler... osman


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Vâdeler doldu!
Şimdi vaktidir!..
Kahrın da hoş lütfun da!..
Kafalar karışık
Gün ola, devran döne
Alın teri
Danış


Ali Erdal - Şimdi vaktidir!..
Kadir Bayrak - Hayatı tefekkür
Kadir Bayrak - Röportaj - Mehmet Al...
Kadir Bayrak - Afrika: kurutulmuş i...
Sinan Ayhan - Gün ola, devran döne
Necip Fazıl Kısakürek - Vâdeler doldu!
Dergi Editörü - Kahrın da hoş lütfun...
Site Editörü - Kafalar karışık
Mehmet Hasret - Kudüs, bir sır döküy...
Necdet Uçak - Zaman
Necdet Uçak - Anne
Necdet Uçak - Sen misafir ben misa...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Korona günlerinde öz...
M. Nihat Malkoç - Korona mesnevisi
Hızır İrfan Önder - Pandemi (covid-19) m...
Olgun Albayrak - Virüszede
Mehmet Balcı - İstiyorum
Mehmet Balcı - Dünyada
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 109
İbrahim Şaşma - Yunusun dilinden
Halis Arlıoğlu - Ramazan kime ne kaza...
Erdem Özçelik - Sessiz çığlık
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - Kibir
Murat Yaramaz - Kaynak şehir
Murat Yaramaz - Niyazi tayfası
Mahmut Topbaşlı - Söz sarayı
Erdal Kozankaya - Ellerinden kan damla...
Erdal Kozankaya - Kudüs
Mehmet izzet Gülenler - "Kanlı bayram", Sreb...
Hüseyn Arif - Danış
Hüseyn Arif - Şeir
Qafqaz ƏVƏZOĞLU - Xocalı
Mertali Mermer - Yokoluş sorunsalı
İlkay Coşkun - Koronavirüsün hatırl...
İlkay Coşkun - Alt-Üst hakkında
İlkay Coşkun - Alçaktan uçuş
Turgut Yıldızan - Bayram gelsin isteme...
Vildan Poyraz Coşkun - Dünyanın entübe hali
Rıdvan Yıldız - Dünya çok gelişti
Elvin MÜTALİBOĞLU - Dünyayı
Harun Mermer - Odağın neyse gerçeği...
Zülal Ceylan - Hakikat sürümü
Eyvaz ZEYNELOV - Oğru (Hırsız)
Vahid ƏZİZ - QƏLƏM
Dr.Cevat Doğan - Virüsname
Dr.Cevat Doğan - Filistin
Əli Rza XƏLƏFLİ - Duman basan, çiskin ...
Zəlimxan YAQUB - Ömrün yolları
Şahanə MÜŞFİQ - Sərsəm
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 9156567
 Bugün : 476
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 539011
 Bugün : 10
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 57
 109. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 8 Ağustos 2021
Künye | Abonelik | İletişim