Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     9005 kez okundu.     6 yorum bırakıldı.

Mekke ve K?be
Necip Fazıl Kısakürek

  Sayı: 46 - Ekim / Aralık 2005

Davud Peygambere ait Zebur’un 86’ncı mezmurunda şu kayıt var:

“Senin evine giden yollara gönül bağlamış adam Bekke vâdisinden geçerken...”

Sonradan yahudiler, Mekke ve Kâbe’yi, semavî kitaplarda azizleştiren bu kelimeyi, Mekke şehriyle alâkasız, mücerred gözyaşı mânasına gelen bir mefhum diye tevile kalkışacaklardır. Hattâ (Bekke) kelimesi muharref kitapta mezmurlardan da çıkarılacak, yerinde sadece “Gözyaşı vâdisi” diye mücerret bir delâlet bırakılacak, fakat, “Kitab-ı Mukaddes”lerinin bazı tercümelerinde (Bekke) yine görünecektir.

Hangi iz yok edilebilmiş ki?

Eğer Bekke, gerçekten gözyaşı vadisi demekse, daha ne isteriz? Bundan güzel ne olabilir? Buyurun, rahmet isteyen bütün insanlık, gözyaşı vâdisinden geçsin!

Şu muhakkak ve Kur’ân ile sabit ki; Mekke’nin asıl ismi Bekke...

Muharref kitabın “Ahd-i Kadîm” faslında, Davud Peygamber’in Zebur’una ait mezmurun tercümesi kendi kalemleriyle ve ayniyle şudur:

“Ne mübarektir senin evinin sekenesi ki, daima sana hamdeder. Ne mübarektir o insan ki, kuvveti sendedir. Beytine giden yollara gönül veren adam, (Bekke) Gözyaşı Vâdisi’nden geçerken anı bîkarar eder.”

Kâbe, evvelâ istikametten münezzeh olan Allah’a döneceklere mahsus, yeryüzünde bir nokta. Evet; bir madde noktası üzerinde madde ötesi mânaların en azametlisini görmek isteyen, Kâbe’ye dönsün...

Kâbe her mekândan münezzeh ve mücerret Yaradan’ın, tenzihî sıfatı bozulmaksızın, maddeye aksetmiş en üstün tecelli remzi.

Ve bu remz, madde ifadesiyle, zaten tavla zarı gibi bir mik’ab mânasına gelen Arapça’daki medlûlüne eş olarak, hacim mefhumunun, sekiz köşe ve altı satıh intizamlı bir hendese şekli içinde billûrlaşmasından ibaret...

Bu esrar noktasının hakikati ise nâmütenahi derin...

Bu nokta sahabîlerden sonra ümmetin en üstün ferdi olan İmam-ı Rabbanî Hazretlerine, İkinci Bin yıllık devrenin yenileyicisi sıfatını taşıyan Velîler Velîsine göre bir sûrettir; bir hakikatin sûreti. Bir sûret ki, insan, melek ve cin, bütün mükellef mahlûkların sûretleri için secde noktası... Ve yine o büyük zâtın beyanıyla, bütün mahlûk sûretlerinin gizli hakikatleri de, Kâbe’nin hakikatinde ayrıca secde noktasına ermekte... Yani sûretler Kâbe’nin sûretinde secdeyi bulurken, hakikatleri de onun hakikatinde secdeye eriyor.

İmam-ı Rabbanî:

“Kâbe’nin hakikati, tereddütsüz, bütün hakikatlerin üstüdür. Ona bağlı kemâller de, başka hakikatlere bağlı kemâllerin üstü...”

Nihayet İmam-ı Rabbanî Hazretleri; Kâbe’nin hakikatini, hiçbir kavrayışın uzanamayacağı şu muazzam tarifle çerçeveliyorlar.

“Sanki, Kâbe’nin hakikati kevnî (yaratılmış ve oldurulmuş) hakikatlerle, ilahî hakikatler arasında berzah (geçit)...”

Mümine mirâç olan namaz, onun ayakları yere basarken bu dünyadan ötelere geçişini temsil eder. Namazda, ötelerin mâna ve havasından bu dünyada alınan bir râyiha var.

İşte İmam-ı Rabbanî:

“Bu devletin ele geçmesi için, biricik ölçü namazda, ilâhî hakikatlerin zuhuruna vatan olan Kâbe’ye yönelmektir. Kâbe o çözülmüş esrar tecellisine mihraktır ki, bu dünyada, dış suretiyle dünyadır; fakat hakikati ötelerden bir ifade... İşte namaz, (Kâbe)nin vasıta oluşuyla bu mertebeyi temsil etmiş; ve Kâbe, hem sûreti, hem de hakikati bakımından dünya ile ahireti toplamıştır.”

Kimse, Kâbe’nin hakikatine, kalem ve kıyas âleminde, söz ve fikirle, Nebîler Nebîsinin büyük bağlısı Velîler Velîsi İmam-ı Rabbanî derecesinde nüfuz edemezdi. Kâbe öyle bir hakikattir ki, kaskatı madde şeklinde, esiri ve lâtif mânaların en yakıcısı... En sert bir müşahhas, en ulvî mücerret ve en üstün münezzehe, kıldan ince bir köprüyle yol buluyor. Bunun içindir ki ismi, (Beytullah) Allah’ın evi...

Ayrıca, Allah mekândan münezzehtir demeye lüzum var mı? “Neyi zannedersen, zannettiğin o şey, ona hicap (perde) olur.” düstûru mutlaktır...

Kâbe sırrını Adem Peygamberden beri muhafaza ediyor. Adem Peygamberden başlıyor. İlk büyük ve sarahatli inşası İbrahim Peygambere düşüyor. Bütün mânaları ile izhar ve tesbiti de, her şey gibi, Kıble tâyin edildiği günden beri Kâinatın Efendisi’ne kalıyor.

O güne kadar, gittikçe mânası kalblerden silinen, unutulan, putlarla doldurulan Kâbe, Mekke ve etrafındakilerin, müphem bir sezişle gözlerinde yine daima aziz ve muhteremdir. Fakat vahdâni mihrakını kaybetmiş bir ihtiram... Hattâ Arap, mutlak mücerred ve münezzeh Zâtın, alemi olan “Allah” kelimesini de biliyor amma, Yaradan’a köşebaşlarını putların tuttuğu bir yoldan gidebileceğini sanıyor. Putları vasıta kabul ediyor.

En büyük “doğru” bile o kadar büyük bir yanlışa batırılmıştır ki, tekrar doğrultulması için, ancak O’nun gelmesi lâzımdır.

Her sene yüzbinlerce müslümanın aktığı ve her müslümana ömründe bir kere, dere tepe düz, haccı farz olan Kâbe’nin hakikatine son bir nazar:

Hendesenin nokta mefhumundaki hudutsuz mücerredi düşünerek, gerçek nokta diye Kâbe’yi hayal edelim ve bütün noktaları ondan sıçramış ve sönmüş birer kıvılcım farzedelim. Allah, kendi nuruna karşı bir esrar adesesi tutmakta; ve bu adesenin, bütün ışıkları bir yerde toplayan mihrâk noktası, yeryüzü perdesinde Kâbe’ye düşmektedir. İşte sadece esrar idrakiyle sezilebilecek ve yüzüne nazar ederken insan ruhunu ne nisbette şahlandırdığı duyulabilecek olan Kâbe’nin sır heybeti...

Ayet meâli:

“Biz, İbrahim’e, Mükerrem Ev’in yerini göstermiştik. Demiştik ki, bana hiçbir şerik koşma; evimi, tavaf edenler için, Mekke’de kalanlar için, rükû ve sücûd edenler için temizle... İnsanları hacca çağır; ister yaya olarak ister develere binerek gelsinler!”

Tek nokta içinde, tek nokta istikâmetinde kâinatı toplayacak olan Nur, Mekke dairesinde pırıldamakta...

Çöle İnen Nur, Ekim 2004, 30.basım


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : ryza    
Yorum : n.fazıl müthiş bir kişilik bu asırda örnek alınacak ve itaaat edilecek bir şahsiyet ruhu şad mekanı cennet olsun...




Ekleyen : MYNYELY    
Yorum : Bana ıztırap veren, yalnız İslâm’ın mâruz kaldığı tehlikelerdir… Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa! Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur. Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler! Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum.” diyor büyük insan...Hiç insan başkalarının günahlarına ağlar mı?Bahar çiçeklerinin solmasına üzülür mü insan?Vay kardlenim,,, şanlı akıncı ne zaman dönecek yurduna?Çınarlar artık ağlamaz oldu.Hepimiz nefislerimizin çarmıhında üryan,yolcu ağlar,yağmur ağlar,gözyaşı ağlar...




Ekleyen : Recep    
Yorum : Öncelikle çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dilerim. Herhangi bir yorumda bulunacak değilim.Ricam şimdiki yüzyılda okutulan(!) Türkçemizde olan kelimelerin daha sıkça kullanılmasıdır. Amaçlarımızdan birisi de gençlerimizi düşünceye sevketmek, kaldığımız yerden gençlerin devam etmesini sağlamak olacaksa; mümkün olduğunca ne söylediğimiz değil söylediklerimizi nasıl anladıklarını, anlamaya çalışmak olmalıdır. Hürmet ve sevgilerimle




Ekleyen : Alp TUN    
Yorum : Üstadın yazdıkları hakkında yorum yapmaktan haya ediyorum




Ekleyen : minyeli    
Yorum : Yağmurlar ıslatsın sinemizi..ta ki pak olarak varalım sevgiliye...kandiller yansın yüreklerimizde ve birer rahip bahira gibi gaflet perdeleri yırtılsın gözlerimizden..ta ki en sevgiliyi görelim binlerce çift göz arasından...vay kardelenim niçin mahsunluk sarmıs yemyesil kubbeni,göremiyorsun değil mi ihlastan örülmüs yemeni...yemen de gitti mekke de geride hüzünlü sokaklar kaldı sanlı orduya hasret...SEN RAHAT OL..BİZİM SARKIMIZ HERKES SUSTUĞU ZAMAN BASLAYACAK...Sev,bağısla ve bekle..mor dağların ciceğine de bu yakısır...




Ekleyen : ahmet    
Yorum : üstadın yazılarına ne denir.yayınlayrada teşeekür





 
Ağız... - Sayı 127
Gıda... - Sayı 127
Necip Fazıl’dan çocuk hak... - Sayı 125
Doğuda buhran... - Sayı 123
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Gıda


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16701046
 Bugün : 1586
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 725534
 Bugün : 94
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 251
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim