Ümitle Ekrem Yılmaz
Gönül,
Bir müjde
Bir haber gözler.
Ümit derya,
Müjde sağanak,
Öteden sızan…
Köre ne?
İnen rahmet
Kâlp kırık;
Mağfiret gözler.
Görene…
Meyus olma;
Her yer kaplı
Ümitle…
Haber var:
Gözler,
O müjdeyi gözler.
Bekle ümitle! (2019) Devamı iıin tıklayın | Bizim Yunus Necdet Uçak
Ne işin var eğrilikte?
Yunus ol sen doğrulukta.
Silkinip ayağa kalk da
Gez diyorum Yunus gibi.
O, dergâhta derviş idi,
Nice günler görmüş idi,
Bence sanki ermiş idi,
İz diyorum Yunus gibi.
Onda yoktu kibir, gurur,
Hakk’ın divanına durur,
Cümle kulları bir görür,
Göz diyorum Yunus gibi.
İlim okumuş ötürü,
Eksilmez, artar değeri,
Arı ve durudur dili
Söz diyorum Yunus gibi.
Mevlânâ’yla sohbet etmiş,
Yesevî’den etkilenmiş,
İlmi artmış, yenilenmiş,
Biz diyorum Yunus gibi.
Molla Kâsım bağnaz kişi,
Eleştirmek bütün işi,
Atmış, yakmış bin şiiri,
Çiz diyorum Yunus gibi.
Hacı Bektaş Veli’ye
Gitmiş buğday almak için.
O ısrarda himmet diye
Naz diyorum Yunus gibi.
Buğday aldı, uğurlandı
Tapduk Emre kapısına.
Gitti orda kapılandı,
Haz diyorum Yunus gibi.
Kırk sene himmet eyledi,
Nice bin şiir söyledi,
Yukarı illeri gezdi,
Hız diyorum Yunus gibi.
Belli değildir mezarı,
Var yirmi kadar makamı,
Sarıköy en bilineni,
Yaz diyorum Yunus gibi.
Devamı iıin tıklayın | Ne beklediğim var ne bekleyenim Necdet Uçak
Ne beklediğim var ne bekleyenim,
Bitmez dünya derdi, sanki hep benim.
Ne olur bırakın, çekip gideyim,
Ne beklediğim var ne bekleyenim.
Huzur mu? Nerede? Ara bulunmaz,
Kiminde baht kara, kiminde beyaz,
Gelen gider, dünya kimseye kalmaz,
Ne beklediğim var ne bekleyenim.
Yaz diyorum sana, yaz, çekinme yaz!
Sende hep ilkbahar, bende kış, ayaz,
Kocamayan gönül bir yere sığmaz,
Ne beklediğim var ne bekleyenim. Devamı iıin tıklayın | Güler misin ağlar mısın Mehmet Balcı
Yazık ülkemin haline
İp geçti kalleş eline
Düştük itlerin diline
Güler misin ağlar mısın
Pek çoğu uymuş şeytana
İhanet etmiş vatana
(...)yle yatan yatana
Güler misin ağlar mısın
Hasret kaldık erenlere
Sevene can verenlere
Niye düştük bu hallere
Güler misin ağlar mısın
Özledik hep adil düzen
Zâlim düzen bizi üzen
Milyondan çok işsiz gezen
Güler misin ağlar mısın
Hiç aklımdan çıkmıyor hiç
Kan ağlıyor Çoruh, Meriç
Sokaklarda bir sürü piç
Güler misin ağlar mısın
İnanırız her yalana
Dost olmuş akrep yılana
Dostuna düşman olana
Güler misin ağlar mısın
Niye düştük bu zillete
Yazık değil mi millete
Hep alıştık sefâlete
Güler misin ağlar mısın
Güzel vatan peşkeş olmuş
Sokaklar sarhoşla dolmuş
Gençlerin çehresi solmuş
Güler misin ağlar mısın
Dün ne idik bak ne olduk
Gül gibi sarardık solduk
Zâlimlere esir olduk
Güler misin ağlar mısın
Çürüdük hep sene sene
Keneler yapıştı tene
Dedem maymundur diyene
Güler misin ağlar mısın
Sarıl memleketim Kur’ân’a
Sen de vur sana vurana
Yerden sürünen insana
Güler misin ağlar mısın Devamı iıin tıklayın | Sükût Ahmet Çelebi
Kaybolmuşum zamanın kim bilir hangi senesinde
Arıyorum gölgemi gecenin koyu sinesinde
Dualarım ümitlerim ötelerin ötesinde
Belki de aradığım şey bir rüzgârın bestesinde
Kim yabancıymış bu âlemde bırak cevapsız kalsın
Bırak kalanların elleri gidenlere sallansın
Gerçi ne gidene kızmalı ne kalana kızmalı
İnsan bu sözünü bir kez de sükûtta kullanmalı
Gürültü ve deprem insanın ruhunda yaşanıyor
Kalbinde insanlığın hikmet pınarları çağlıyor
Sen kalbi kırık gözlerden akan yaşlara baksana
Çok konuşmak israftır hikmet sükûtta demleniyor Devamı iıin tıklayın | Aklıma takılanlar Halis Arlıoğlu
Yine battı bu güneş, Ufuklarım karardı.
Kim beni nerden bilip, Bu halimi sorardı.
Talihim ne de çabuk; Döndü yine tersine.
Artık bundan böylece; Giderim ben mersine.
Üç gün güler yüzüme; Beş gün ağlatır beni.
Ne derdime çâredir; Ne bırakır kendime…
Örülmüş tecellim; Döner kendi-kendine
Kaç yıl katlanacağım; Senin bu sitemine?
Yol göründü yine; Bu garip kuşa…
Yazılan gelirmiş; Her dertli başa
Gülmedi şu bahtım; Dönmüştür kışa.
Başıma getirdi; Bin-bir endişe.
Hicranla bakıp, geçtiğim yolu;
Bilmiyorum artık; Ne sağı-solu.
Geçerdi köyümden; “Atlantı” yolu.
“Döğer”-“Kolukısa”; O köyül-tolu
Kime derdimi; Yansam hâlimden.
Gelmiyor bir şey; Artık elimden.
Beni ilden ile; Atan tâlihim
Bir geçmez pula; Satan talihim.
Bir hayâl uğruna; Düştüm gurbete
Kim bilir belki, Gurbetten öte.
Ne söz dinliyor, Ne nasihate...
Solan ümitleri, Attım sepete...
Yazıp-söyleneni, Duyanım yoktur
Artık yolda belde; Sayanım yoktur.
Cebime bir harçlık; Koyanım yoktur.
Yanıp yakılacak, Elemim çoktur
Dağlara taşlara; Derdimi döktüm.
Garip çâresizce, Boynumu büktüm
Hâlimce rabbime; Kulluğum yaptım.
Ben böyle dünyada, Ne yapacaktım?
“Tire” de başladı, Bu maceralar.
Bayındır’da bitti, Sonsuz acılar.
İzmir hâtırası, Dertler tazeler.
Çekilmez oldu, Bunca sancılar.
Usandım artık; Gamdan kederden.
Gurbeti, hasreti, Çektim de birden.
En küçük sitemi, Çekemez oldum.
Ömür geldi geçti, Hicranla doldum.
Zâlim gurbet elin, Yolu uzundur
İçim elem dolu, Günüm hüzündür.
Yürekler yaralı, Haller hazindir.
Ellere yaz bahar, Bana güzündür.
Nevbahardım kışa döndüm, Sanki yaşar iken öldüm.
Şakıyan bir bülbül idim, bir yuvasız kuşa döndüm.
Hasret kaldım güzelliğe, Sevgi, şefkat, sevgiliye.
Baharda açan şu güllere, Bakarken bir hayat buldum. Devamı iıin tıklayın | Yakınma Murat Yaramaz
vurduk kırdık geçirdik gözümüzü kırpmadan
diyet vermemek için döndük kinden yakındık
yükselmek hayal sandık üstlere el çırpmadan
beden aklamak için döndük tinden yakındık
sanki îcat yasaktı hazırı bekledik hep
bizimki boşalırken doldu onca farklı cep
lâzımdı tembelliği ört-bas edecek sebep
günü kurtarmak için döndük Çin'den yakındık
dedik vatan kutsaldır verilemez tek taşı
bu uğurda dinlenmez hiç kimsenin gözyaşı
adada bekliyorken illet yılanın başı
kuyruğu tutmak için döndük inden yakındık
ne zaman tartışılsa kara sonsuz bir tünel
bireyler rant alıyor mutsuz olsa da genel
söyler günahtan korun sevâba doğru yönel
menfaat bulmak için döndük dinden yakındık
dilimizden düşmedi her konuda şikâyet
oyaladı durmadan ömrümüzü siyâset
vazgeçmeyiz huyumuz yarın kopsa kıyâmet
bir sorunu çözmeden döndük binden yakındık… Devamı iıin tıklayın | Türkiye yüzyılı Mahmut Topbaşlı
Şu kapkara ufuklara
Beyaz olan gün beklerim
En mukaddes buyruklara
Avaz olan gün beklerim
Hilâl yükselecek arşa
Akıl hükmedecek başa
Kızılelma diyen marşa
Şehnaz olan gün beklerim
Gönülleri şad edecek
Atasını yâd edecek
Yiğidi Kür Şad edecek
Şahbaz olan gün beklerim
Son vererek cümle derde
Had bildirip son namerde
Yürek yürek her bir ferde
İkraz olan gün beklerim
Özümüzde algı budur
Sekiz köşe yazgı budur
Yürekteki çizgi budur
Şaşmaz olan gün beklerim
Ufukların ardı bekler
Hakk’a ulaşır dilekler
Ala boyanır çiçekler
İkaz olan gün beklerim
Tez dönerek özümüze
Mânâ katıp sözümüze
Düzen verip sazımıza
Hicaz olan gün beklerim
Şan katılsın şanımıza
Can erişsin canımıza
Asra yemin anımıza
Niyaz olan gün beklerim
Devamı iıin tıklayın | Çözülen hayatımdır Mahmut Topbaşlı
Bâd-ı saba oynarken gecenin saçlarıyla
Zamanın imbiğinden süzülen hayatımdır
Saadet bestesinden şifa ilaçlarıyla
Kehribar tesbihlere dizilen hayatımdır.
Nice esrarlı kelâm çözülür düğümünden
Nice hikmetler sızar esrarın çözümünden
Dokuz menzil geçerek üslubun boğumundan
Kadim çifte vavlarla çizilen hayatımdır
Bir rahmet serinliği kuşatır bedenimi
Derviş edalı çiçek esir eder benimi
Kelebek kanadıyla okşar hissiz tenimi
Asırlardır uykuda bozulan hayatımdır
Bir kamış uzaklarda yanık yanık inledi
Kayan yıldızlar bile bu nağmeyi dinledi
Ezginin her satırı kaç acıya dur dedi
Aklın kıvrımlarında sezilen hayatımdır
Akşam siyah şalını kuşanırken derbeder
Serin dağ türküleri ne gam koyar ne keder
Kanadı güçlü kuşa kırık dallar ne eder
Boşa çekilse kürek üzülen hayatımdır
Seherin aydınlığı siner toprak üstüne
Gecenin huysuz atı döner mızrak üstüne
Sevdanın türküleri iner bayrak üstüne
Aydınlık ufuklarda gezilen hayatımdır
Bu gönül ipek gönül ne sırlara dayandı
Âb-ı hayat diyerek içtiğim su da yandı
Gökkuşağı renklere bağlamışken gönlümü
Gökbayrağım ne çare kan rengine boyandı Devamı iıin tıklayın | Ateşe perde Cahit Ay
Bu evden kaybolup, göçtüğüm günler;
Ocakta soğuyan çay yarım kalır…
Arada, sohbette geçtiğim günler;
Hasret bir an eser, rüzgârım kalır…
Giysim, kurtulacak vebâle benzer.
Çehrem, unutulan hayâle benzer.
Bir var, bir yok olan misâle benzer.
Belki bahsetmeye efkârım kalır…
Kalanlar, gidene yardımda hançer.
Ne haşyet, ne huşû… Hısım da hançer…
Madem ki manzara bağrımda hançer,
Ben de üç beş damla yazarım, kalır…
Yalanlar toplanıp, yalanı gömer.
Zaman, her geride kalanı gömer.
En nihayet zaman, zamanı gömer,
Ne bir nişân, ne de mezarım kalır…
Neleri tutmuşum, atmaya değer.
En asıl nefsimmiş, çatmaya değer.
Sorarlar: Neyin var, tartmaya değer?
Dağ gibi yığdığım zararım kalır…
Nefsime yandığım yerde, Peygamber
Gelip, derman olur derde, Peygamber.
“Ümmetim, ümmetim” der de Peygamber;
Ateşe perde El’ Gaffar’ım kalır! Devamı iıin tıklayın | Sû-i zan Cahit Ay
Hoş geldin, yıllarca ayrı düştüğüm,
Ey kendisi kurşun, yokluğu yara!
Hasret ve sevdâmı hep bölüştüğüm…
Sensiz, gönül koydum, geçen yıllara.
Madem ki kavuştuk, artık izninle,
Önce parmaklarım sarar belini.
Eşsiz endâmınla, şiir vezninle
Sunarsın, demlerin en güzelini…
Dudağımdan sana doğru dökülen
Bûselerim, nişan alır ebed’i.
Ne lütufdur, böyle dâra çekilen
Can verir de diri kalır ebedî!
Yüzünü gizleyen saçı açtıkça
Keskinleşen dilin, sanki el olur.
Soluk almak için senden kaçtıkça
Pervane edersin, terim sel olur…
Dokundukça yanar, kor gibi tenin,
Geceyi şafağa çevirir, bu kor!
Vuslattan razıyım, amma ve lâkin
Aklımdan çıkmazsan, aklım çıkıyor!
Kalemim, vuslata bunca azmetme!
Mazruf görmeyene, sû-i zân kaldı!
Her okuyan anlar, diye vehmetme!
Bak biz ne anlattık; kim, neyi aldı… Devamı iıin tıklayın | Yattı ve yattı Cahit Ay
Ol der ve her şey olur… Zaman-mekân yarattı.
Mühleti takdir etti, küfre meydan yarattı!
Biz ki O’na aidiz, şüphesiz döneceğiz.
Hardal tanesi kadar şaşmaz mîzan yarattı…
Her şeyde O… Muhâl farz, olmasa yok bile yok!
Şiddetli zuhuruyla gayba imân yarattı…
Gizli bir hazineydi, bilinmek isteyince,
Hazineye anahtar, dilde lisân yarattı.
Dua… Daima dua… Ondadır ehemmiyet…
Çok şükür, niyâz için kula imkân yarattı.
Kördüğüm her ne varsa, bir imtihan yarattı!
Gördüğüm her ne varsa, aslen yalan yarattı!
Ya nasıl emniyetle dokunulur eşyaya?
Atomlar âleminde, var diye, zan yarattı!
Zaman, mekân, göz, kulak… Hepsini silip atan
Uyku ile rüyayı akla ziyan yarattı!
Kala kala ne kalır, bunca yalan ardından?
Son kitap, son Resûlle son kez beyân yarattı…
İkrâr, tasdîk ve amel âciz, şanı önünde.
Neyleyim, neyleyeyim, beni insan yarattı… Devamı iıin tıklayın | Gökyüzüne kement vursun gözlerin Mevlüt Yavuz
Gökyüzüne, kement vursun gözlerin
Yedi rengi dola, taç yap başıma
Seher vakti gibi, sakin ve serin
Huzur tılsımını, sür bakışıma
İsmin dökülürken, dudaklarımdan
Sabah güneşini, tut gözyaşıma
Gül suyudur inen, yanaklarımdan
Aldırma sen benim, ağlayışıma
Bilmem kime, ne anlatır lügatlar
Hangi harfte, anlam bulur gülüşün
Sözlükler dağılır, sözcükler patlar
Anlamını sor, göz göze gelişin
Varlığımı, varlığınla fark ettim
İkliminde çatladı, çeperlerim
Bir’dim, toprağında bir’i kırk ettim
Ortaya saçıldı tüm hünerlerim
Gölgende boy verir, filiz sürerim
Nefesinde kokar, bütün çiçekler
Esrarengiz bir âleme girerim
Hissedilir, söylenilmez gerçekler
Huzurunda beden, ruh yorulmazdı
Yük olmazdı sırta, taşıdıklarım
Kurşun döktürmeye, gerek kalmazdı
Ölümle ölmezdi, yaşadıklarım
Sohbetin kış günü, badem dalında
Bir kuşun, bir kuşa, seslenişiydi
Ocağın başında, anne dilinde
Masallar pişiren, gül ateşiydi
Bakışların, her tonunda yeşilin
Kanyonlarda çığlık idi, derinden
Kapatsan gözünü, sussa da dilin
Köprüler kurardım, kirpiklerinden
Gökyüzüne kement vursun, gözlerin
Sulu sepken in, saçıma başıma
En müstesna, köşesi senin yerin
Refâkat et daim, kalp atışıma
Devamı iıin tıklayın | Sığmam artık şiirlere Cemal Karsavan
Gidersen
Kara bulutlar çöker dünyama
Görüş alanımda karıncalar oğul verir
Öyle bir fırtınaya yakalanırım ki
Yıldırım düşer şimşek çakar
Baştan aşağı
Yağmur giyerim yokluğunda
Süzülür gözlerimden
Ve ruhumdan
İçime akıtırım
Rüzgârla savrulur ordan oraya
Top gibi yuvarlanırım
Dere tepe düzlükte
Kayalarda ufalanır
Kanarım içten içe
Güneş giyerim aniden
Gökkuşağı oluşur renkli bilye
Kaç defa geçerim altından
Kaç dilek dilerim
Döndüğünü görürüm
Ve dünya giyerim
Sevincim çocuklar gibi şen
Cebimde misket sözcüklerim
Varsan sevgi ve aşksan
Sığmam artık şiirlere Devamı iıin tıklayın | Kimseye sözüm yok İbrahim Durmaz
Kimseye sözüm yok
Ben beni bana anlatamadım
İçimde sıralı dağlar uçurumlar
Aldı beni, ben beni anlayamadım
Ben bir sevdaydım
Güle ve ateşe ve güle ve ateşe gidip gelen
Taş kesilmiş yer ile gök arası
Nice bana yabancı serüven
Elimde tuttuğum neyin şahikası
Yan yanadır akın akı karanın karası
Kendimi kendimde bulamadım.
Kimseye sözüm yok
Turnalar girse rüyalarıma
Alıp gitseler akan yıldızlara
Sonra bir kanatlı kuş olsam
Rahmetin, ulaşsam yedi katlısına
Ötelere bir yol bulsam
Açılsa bir bir kapılar
Ben içlerinde kaybolsam
Ben beni ararken beni bana sorsam
Ben beni bende bulurdum…
Devamı iıin tıklayın | Kimseye sözüm var İbrahim Durmaz
Kimseye sözüm var
Ben kimim ben neyim
Ben sözü nerden bileyim
Ne akilim ne divaneyim
Herkese söylenmiş sözleri
Bir de ben söyleyeyim
Yokluk ve varlık
Zaman zamanı esir alsa
Hepsi bir anlık
Dün dünde kaldı
Yarın meçhul yarın karanlık
Herkes bilir dünya yalan
Hesap gerçek
Gelecekte bir gün gelecek
Kim ağlayacak kim gülecek
Ölmeden ölümü görecek
Göze göz derim
Ben böyle gözleri
Gözlerinden öperim…
Devamı iıin tıklayın | Adâlet lâzım Saltuk Buğra Bıçak
Kardeşlik ikliminde gönül aşka boyanır
Arz'a sevgi tohumu eken adâlet lâzım
Karanlığı terk eden aydınlığa uyanır
Gönül kandillerini yakan adâlet lâzım
Ey yârenler dinleyin, diyeceğim sözüm var
İnsan sevgisi ile karılan bir özüm var
İbretle bakanların müşkülüne çözüm var
Hakkaniyet tâcını takan adâlet lâzım!
Hukuk kasrına çöken yıkar billur direği
Akıntıya yürüyen boşa çeker küreği
Hakkı haklıya vermek adâletin gereği
Ümitlerin ufkunda çakan adâlet lâzım
Teraziyi hassas tut; hukuk yerini bulur
Adâletle iş gören şen olur, mesut olur
Zulme kapı açanlar elbet açıkta kalır
Harâmîyi kafese tıkan adâlet lâzım
Dürüstlük külçe altın, ona paha biçilmez
Yalancıyla namerdin köprüsünden geçilmez
Dünya öyle sisli ki, akla kara seçilmez
İğne iplik hesaba çeken adâlet lâzım
Bir öksüz ç/ağlayınca nehirlere kan sızar
Yüreğinde kuşların zemherice kar tozar
Merhamedin pusadı kara oyunu bozar
Kibir duvarlarını yıkan adâlet lâzım
Nevbahar bekleyene kara kış olmayasın
Yetim sırtına basıp sakın baş olmayasın
Muhtaca sırt çevirip ruhsuz taş olmayasın
Fakire fukaraya bakan adâlet lâzım
Dileğim odur Mevla'm; aslâ zulüm olmasın
Filiz versin ümitler, güllerimiz solmasın
Mazlûmların g/özüne keder seli dolmasın
Amber misâli her dem kokan adâlet lâzım
Bağlarda, bahçelerde çiçek renk renk değil mi?
İnsanoğlu rengârenk... Sence âhenk değil mi?
İnsana, "insan" deyü bakmak mihenk değil mi?
İnsaniyet burcuna çıkan adâlet lâzım
Hak ve adâlet yazan ünümüz vardır bizim
Tarihe damga vuran dünümüz vardır bizim
İnsanca yaşamaya yönümüz vardır bizim
Dalga dalga her yöne akan adâlet lâzım
Devamı iıin tıklayın | Baba Hasan Veli
(Bir gencin ağzından)
Ununu elemiş eleğini asmıştır Baba,
Çağı yakalayamamıştır Baba;
Geride kalmış kafası, fikirleri gibi…
Kahvesini içerken sadece nasihat eden adamdır Baba,
Ne anlar dünyadan Baba!
Sadece bir ritüeli kalmış senede bir gün,
Gönlü olsun diye,
Babalar günün kutlu olsun Baba.
O kara pazar gününden sonra,
Yine aynı tas aynı hamam.
Ah be Baba her şeye engelsin,
Şakayla bile olsa,
Sen ne zaman gideceksin dedemin yanına,
Sen ölünce helva dağıtacağım hem de çukulatalı…
Şakaymış,
Baba da güler zahiren, dağlanmış yürekle.
Hâlbuki o bilmez ki Baba dağdır,
Niye dağ demişler Baba’ya bilir misin?
Ovaları suyuyla şenlendiren dağdır,
Dağ yoksa çoraktır, bataktır, kuraktır çöldür ova;
Dağ yoksa pusludur sislidir ova,
Rüzgâr yoktur, sessizdir, pistir ova,
Ürün yoktur, meyve yoktur ovada.
Haşeratla kaplanmıştır her yeri;
Çünkü o ovanın dağı yoktur,
O halde bağı da yoktur,
Çöplüktür artık ova.
Keşke der,
Keşke dağım olaydı arkamda,
Yaslayaydım sırtımı,
Beni sulasaydı gözyaşlarıyla,
Bağrımda çiçekler açsaydı,
Dereler aksaydı içimden,
Keşke Babam olaydı yanımda.
Vâ esefâ Baba gitti elde bir tabak helva…
Hâlbuki Baba direktir evi taşıyan,
Niye direk denir Babaya bilir misin?
Evi taşır omuzunda,
Direk çatlarsa ev çatlar,
Direk yıkılırsa ev yıkılır üstüne,
Baba ah o eski kafalı baba yıkılırsa,
Ev yıkılır dal kırılır,
Dünya paramparça olur insanın âleminde.
Keşke babam olsaydı yanımda der,
Der amma vâ esefâ Baba gitti elde bir tabak helva…
Nerdesin Baba,
Bıraktın gittin bizi erkenden,
Üzülmesen ya,
O çağdaş değildi,
Geri kafalıydı ya,
Ne anlardı gençlerin halinden,
Şimdi elinde bir tabak helvan kaldı,
Hem de çukulatalısından;
Şimdi sana afiyet olsun,
Baban uçtu kızım baban uçtu bekaya!
Devamı iıin tıklayın | Ben de yolcuyum Ayşe Çağlayan
Ben de yolcuyum
Dünya üzerinde
Ben de dönerim
Semazen gibi
Kâh güler kâh ağlarım
İnsan suretim sayesinde
Tebessüm eden yüzler
Aslını yansıtırmış
Senin kalbin nasılsa
Yüzüne yansırmış
Bugün uluyum yücelerde
Miski amber kokar gibi
Derya denizim şimdilerde
Uçsuz bucaksız yerler gibi Devamı iıin tıklayın | |
|