Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
Ümitle
Ekrem Yılmaz

Gönül,

Bir müjde

Bir haber gözler.

 

Ümit derya,

Müjde sağanak,

Öteden sızan…

Köre ne?

 

İnen rahmet

Kâlp kırık;

Mağfiret gözler.

Görene…

 

Meyus olma;

Her yer kaplı

Ümitle…

Haber var:

Gözler,

O müjdeyi gözler.

Bekle ümitle! (2019)

Devamı iıin tıklayın
Bizim Yunus
Necdet Uçak

Ne işin var eğrilikte?

Yunus ol sen doğrulukta.

Silkinip ayağa kalk da

Gez diyorum Yunus gibi.

 

O, dergâhta derviş idi,

Nice günler görmüş idi,

Bence sanki ermiş idi,

İz diyorum Yunus gibi.

 

Onda yoktu kibir, gurur,

Hakk’ın divanına durur,

Cümle kulları bir görür,

Göz diyorum Yunus gibi.

 

İlim okumuş ötürü,

Eksilmez, artar değeri,

Arı ve durudur dili

Söz diyorum Yunus gibi.

 

Mevlânâ’yla sohbet etmiş,

Yesevî’den etkilenmiş,

İlmi artmış, yenilenmiş,

Biz diyorum Yunus gibi.

 

Molla Kâsım bağnaz kişi,

Eleştirmek bütün işi,

Atmış, yakmış bin şiiri,

Çiz diyorum Yunus gibi.

 

Hacı Bektaş Veli’ye

Gitmiş buğday almak için.

O ısrarda himmet diye

Naz diyorum Yunus gibi.

 

Buğday aldı, uğurlandı

Tapduk Emre kapısına.

Gitti orda kapılandı,

Haz diyorum Yunus gibi.

 

Kırk sene himmet eyledi,

Nice bin şiir söyledi,

Yukarı illeri gezdi,

Hız diyorum Yunus gibi.

 

Belli değildir mezarı,

Var yirmi kadar makamı,

Sarıköy en bilineni,

Yaz diyorum Yunus gibi.

 

Devamı iıin tıklayın
Ne beklediğim var ne bekleyenim
Necdet Uçak

Ne beklediğim var ne bekleyenim,

Bitmez dünya derdi, sanki hep benim.

Ne olur bırakın, çekip gideyim,

Ne beklediğim var ne bekleyenim.

 

Huzur mu? Nerede? Ara bulunmaz,

Kiminde baht kara, kiminde beyaz,

Gelen gider, dünya kimseye kalmaz,

Ne beklediğim var ne bekleyenim.

 

Yaz diyorum sana, yaz, çekinme yaz!

Sende hep ilkbahar, bende kış, ayaz,

Kocamayan gönül bir yere sığmaz,

Ne beklediğim var ne bekleyenim.

Devamı iıin tıklayın
Güler misin ağlar mısın
Mehmet Balcı

Yazık ülkemin haline

İp geçti kalleş eline

Düştük itlerin diline

Güler misin ağlar mısın

 

Pek çoğu uymuş şeytana

İhanet etmiş vatana

(...)yle  yatan yatana

Güler misin ağlar mısın

 

Hasret kaldık erenlere

Sevene can verenlere

Niye düştük bu hallere

Güler misin ağlar mısın

 

Özledik hep adil düzen

Zâlim düzen bizi üzen

Milyondan çok işsiz gezen

Güler misin ağlar mısın

 

Hiç aklımdan çıkmıyor hiç

Kan ağlıyor Çoruh, Meriç

Sokaklarda bir sürü piç

Güler misin ağlar mısın

 

İnanırız her yalana

Dost olmuş akrep yılana

Dostuna düşman olana

Güler misin ağlar mısın

 

Niye düştük bu zillete

Yazık değil mi millete

Hep alıştık sefâlete

Güler misin ağlar mısın

 

Güzel vatan peşkeş olmuş

Sokaklar sarhoşla dolmuş

Gençlerin çehresi solmuş

Güler misin ağlar mısın

 

Dün ne idik bak ne olduk

Gül gibi sarardık solduk

Zâlimlere esir olduk

Güler misin ağlar mısın

 

Çürüdük hep sene sene

Keneler yapıştı tene

Dedem maymundur diyene

Güler misin ağlar mısın

 

Sarıl memleketim Kur’ân’a

Sen de vur sana vurana

Yerden sürünen insana

Güler misin ağlar mısın

Devamı iıin tıklayın
Sükût
Ahmet Çelebi

Kaybolmuşum zamanın kim bilir hangi senesinde

Arıyorum gölgemi gecenin koyu sinesinde

Dualarım ümitlerim ötelerin ötesinde

Belki de aradığım şey bir rüzgârın bestesinde

 

Kim yabancıymış bu âlemde bırak cevapsız kalsın

Bırak kalanların elleri gidenlere sallansın

Gerçi ne gidene kızmalı ne kalana kızmalı

İnsan bu sözünü bir kez de sükûtta kullanmalı

 

Gürültü ve deprem insanın ruhunda yaşanıyor

Kalbinde insanlığın hikmet pınarları çağlıyor

Sen kalbi kırık gözlerden akan yaşlara baksana

Çok konuşmak israftır hikmet sükûtta demleniyor

Devamı iıin tıklayın
Aklıma takılanlar
Halis Arlıoğlu

Yine battı bu güneş, Ufuklarım karardı.

Kim beni nerden bilip, Bu halimi sorardı.

Talihim ne de çabuk; Döndü yine tersine.

Artık bundan böylece; Giderim ben mersine.

 

Üç gün güler yüzüme; Beş gün ağlatır beni.

Ne derdime çâredir; Ne bırakır kendime…

Örülmüş tecellim; Döner kendi-kendine

Kaç yıl katlanacağım; Senin bu sitemine?

 

Yol göründü yine; Bu garip kuşa…

Yazılan gelirmiş; Her dertli başa

Gülmedi şu bahtım; Dönmüştür kışa.

Başıma getirdi; Bin-bir endişe.

 

Hicranla bakıp, geçtiğim yolu;

Bilmiyorum artık; Ne sağı-solu.

Geçerdi köyümden; “Atlantı” yolu.

“Döğer”-“Kolukısa”; O köyül-tolu

 

Kime derdimi; Yansam hâlimden.

Gelmiyor bir şey; Artık elimden.

Beni ilden ile; Atan tâlihim

Bir geçmez pula; Satan talihim.

 

Bir hayâl uğruna; Düştüm gurbete

Kim bilir belki, Gurbetten öte.

Ne söz dinliyor, Ne nasihate...

Solan ümitleri, Attım sepete...

Yazıp-söyleneni, Duyanım yoktur

Artık yolda belde; Sayanım yoktur.

Cebime bir harçlık; Koyanım yoktur.

Yanıp yakılacak, Elemim çoktur

 

Dağlara taşlara; Derdimi döktüm.

Garip çâresizce, Boynumu büktüm

Hâlimce rabbime; Kulluğum yaptım.

Ben böyle dünyada, Ne yapacaktım?

 

“Tire” de başladı, Bu maceralar.

Bayındır’da bitti, Sonsuz acılar.

İzmir hâtırası, Dertler tazeler.

Çekilmez oldu, Bunca sancılar.

 

Usandım artık; Gamdan kederden.

Gurbeti, hasreti, Çektim de birden.

En küçük sitemi, Çekemez oldum.

Ömür geldi geçti, Hicranla doldum.

 

Zâlim gurbet elin, Yolu uzundur

İçim elem dolu, Günüm hüzündür.

Yürekler yaralı, Haller hazindir.

Ellere yaz bahar, Bana güzündür.

 

Nevbahardım kışa döndüm, Sanki yaşar iken öldüm.

Şakıyan bir bülbül idim, bir yuvasız kuşa döndüm.

Hasret kaldım güzelliğe, Sevgi, şefkat, sevgiliye.

Baharda açan şu güllere, Bakarken bir hayat buldum.

Devamı iıin tıklayın
Yakınma
Murat Yaramaz

vurduk kırdık geçirdik gözümüzü kırpmadan

diyet vermemek için döndük kinden yakındık

yükselmek hayal sandık üstlere el çırpmadan

beden aklamak için döndük tinden yakındık

 

sanki îcat yasaktı hazırı bekledik hep

bizimki boşalırken doldu onca farklı cep

lâzımdı tembelliği ört-bas edecek sebep

günü kurtarmak için döndük Çin'den yakındık

 

dedik vatan kutsaldır verilemez tek taşı

bu uğurda dinlenmez hiç kimsenin gözyaşı

adada bekliyorken illet yılanın başı

kuyruğu tutmak için döndük inden yakındık

 

ne zaman tartışılsa kara sonsuz bir tünel

bireyler rant alıyor mutsuz olsa da genel

söyler günahtan korun sevâba doğru yönel

menfaat bulmak için döndük dinden yakındık

 

dilimizden düşmedi her konuda şikâyet

oyaladı durmadan ömrümüzü siyâset

vazgeçmeyiz huyumuz yarın kopsa kıyâmet

bir sorunu çözmeden döndük binden yakındık…

Devamı iıin tıklayın
Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı

Şu kapkara ufuklara

Beyaz olan gün beklerim

En mukaddes buyruklara

Avaz olan gün beklerim

 

Hilâl yükselecek arşa

Akıl hükmedecek başa

Kızılelma diyen marşa

Şehnaz olan gün beklerim

 

Gönülleri şad edecek

Atasını yâd edecek

Yiğidi Kür Şad edecek

Şahbaz olan gün beklerim

 

Son vererek cümle derde

Had bildirip son namerde

Yürek yürek her bir ferde

İkraz olan gün beklerim

 

Özümüzde algı budur

Sekiz köşe yazgı budur

Yürekteki çizgi budur

Şaşmaz olan gün beklerim

 

Ufukların ardı bekler

Hakk’a ulaşır dilekler

Ala boyanır çiçekler

İkaz olan gün beklerim

 

Tez dönerek özümüze

Mânâ katıp sözümüze

Düzen verip sazımıza

Hicaz olan gün beklerim

 

Şan katılsın şanımıza

Can erişsin canımıza

Asra yemin anımıza

Niyaz olan gün beklerim

 

Devamı iıin tıklayın
Çözülen hayatımdır
Mahmut Topbaşlı

Bâd-ı saba oynarken gecenin saçlarıyla

Zamanın imbiğinden süzülen hayatımdır

Saadet bestesinden şifa ilaçlarıyla

Kehribar tesbihlere dizilen hayatımdır.

 

Nice esrarlı kelâm çözülür düğümünden

Nice hikmetler sızar esrarın çözümünden

Dokuz menzil geçerek üslubun boğumundan

Kadim çifte vavlarla çizilen hayatımdır

 

Bir rahmet serinliği kuşatır bedenimi

Derviş edalı çiçek esir eder benimi

Kelebek kanadıyla okşar hissiz tenimi

Asırlardır uykuda bozulan hayatımdır

 

Bir kamış uzaklarda yanık yanık inledi

Kayan yıldızlar bile bu nağmeyi dinledi

Ezginin her satırı kaç acıya dur dedi

Aklın kıvrımlarında sezilen hayatımdır

 

Akşam siyah şalını kuşanırken derbeder

Serin dağ türküleri ne gam koyar ne keder

Kanadı güçlü kuşa kırık dallar ne eder

Boşa çekilse kürek üzülen hayatımdır

 

Seherin aydınlığı siner toprak üstüne

Gecenin huysuz atı döner mızrak üstüne

Sevdanın türküleri iner bayrak üstüne

Aydınlık ufuklarda gezilen hayatımdır

 

Bu gönül ipek gönül ne sırlara dayandı

Âb-ı hayat diyerek içtiğim su da yandı

Gökkuşağı renklere bağlamışken gönlümü

Gökbayrağım ne çare kan rengine boyandı

Devamı iıin tıklayın
Ateşe perde
Cahit Ay

Bu evden kaybolup, göçtüğüm günler;

Ocakta soğuyan çay yarım kalır…

Arada, sohbette geçtiğim günler;

Hasret bir an eser, rüzgârım kalır…

 

Giysim, kurtulacak vebâle benzer.

Çehrem, unutulan hayâle benzer.

Bir var, bir yok olan misâle benzer.

Belki bahsetmeye efkârım kalır…

 

Kalanlar, gidene yardımda hançer.

Ne haşyet, ne huşû… Hısım da hançer…

Madem ki manzara bağrımda hançer,

Ben de üç beş damla yazarım, kalır…

 

Yalanlar toplanıp, yalanı gömer.

Zaman, her geride kalanı gömer.

En nihayet zaman, zamanı gömer,

Ne bir nişân, ne de mezarım kalır…

 

Neleri tutmuşum, atmaya değer.

En asıl nefsimmiş, çatmaya değer.

Sorarlar: Neyin var, tartmaya değer?

Dağ gibi yığdığım zararım kalır…

 

Nefsime yandığım yerde, Peygamber

Gelip, derman olur derde, Peygamber.

“Ümmetim, ümmetim” der de Peygamber;

Ateşe perde El’ Gaffar’ım kalır!

Devamı iıin tıklayın
Sû-i zan
Cahit Ay

Hoş geldin, yıllarca ayrı düştüğüm,

Ey kendisi kurşun, yokluğu yara!

Hasret ve sevdâmı hep bölüştüğüm…

Sensiz, gönül koydum, geçen yıllara.

 

Madem ki kavuştuk, artık izninle,

Önce parmaklarım sarar belini.

Eşsiz endâmınla, şiir vezninle

Sunarsın, demlerin en güzelini…

 

Dudağımdan sana doğru dökülen

Bûselerim, nişan alır ebed’i.

Ne lütufdur, böyle dâra çekilen

Can verir de diri kalır ebedî!

 

Yüzünü gizleyen saçı açtıkça

Keskinleşen dilin, sanki el olur.

Soluk almak için senden kaçtıkça

Pervane edersin, terim sel olur…

 

Dokundukça yanar, kor gibi tenin,

Geceyi şafağa çevirir, bu kor!

Vuslattan razıyım, amma ve lâkin

Aklımdan çıkmazsan, aklım çıkıyor!

 

Kalemim, vuslata bunca azmetme!

Mazruf görmeyene, sû-i zân kaldı!

Her okuyan anlar, diye vehmetme!

Bak biz ne anlattık; kim, neyi aldı…

Devamı iıin tıklayın
Yattı ve yattı
Cahit Ay

Ol der ve her şey olur… Zaman-mekân yarattı.

Mühleti takdir etti, küfre meydan yarattı!

 

Biz ki O’na aidiz, şüphesiz döneceğiz.

Hardal tanesi kadar şaşmaz mîzan yarattı…

 

Her şeyde O… Muhâl farz, olmasa yok bile yok!

Şiddetli zuhuruyla gayba imân yarattı…

 

Gizli bir hazineydi, bilinmek isteyince,

Hazineye anahtar, dilde lisân yarattı.

 

Dua… Daima dua… Ondadır ehemmiyet…

Çok şükür, niyâz için kula imkân yarattı.

 

Kördüğüm her ne varsa, bir imtihan yarattı!

Gördüğüm her ne varsa, aslen yalan yarattı!

 

Ya nasıl emniyetle dokunulur eşyaya?

Atomlar âleminde, var diye, zan yarattı!

 

Zaman, mekân, göz, kulak… Hepsini silip atan

Uyku ile rüyayı akla ziyan yarattı!

 

Kala kala ne kalır, bunca yalan ardından?

Son kitap, son Resûlle son kez beyân yarattı…

 

İkrâr, tasdîk ve amel âciz, şanı önünde.

Neyleyim, neyleyeyim, beni insan yarattı…

Devamı iıin tıklayın
Gökyüzüne kement vursun gözlerin
Mevlüt Yavuz

Gökyüzüne, kement vursun gözlerin

Yedi rengi dola, taç yap başıma

Seher vakti gibi, sakin ve serin

Huzur tılsımını, sür bakışıma

 

İsmin dökülürken, dudaklarımdan

Sabah güneşini, tut gözyaşıma

Gül suyudur inen, yanaklarımdan

Aldırma sen benim, ağlayışıma

 

Bilmem kime, ne anlatır lügatlar

Hangi harfte, anlam bulur gülüşün

Sözlükler dağılır, sözcükler patlar

Anlamını sor, göz göze gelişin

 

Varlığımı, varlığınla fark ettim

İkliminde çatladı, çeperlerim

Bir’dim, toprağında bir’i kırk ettim

Ortaya saçıldı tüm hünerlerim

 

Gölgende boy verir, filiz sürerim

Nefesinde kokar, bütün çiçekler

Esrarengiz bir âleme girerim

Hissedilir, söylenilmez gerçekler

 

Huzurunda beden, ruh yorulmazdı

Yük olmazdı sırta, taşıdıklarım

Kurşun döktürmeye, gerek kalmazdı

Ölümle ölmezdi, yaşadıklarım

 

Sohbetin kış günü, badem dalında

Bir kuşun, bir kuşa, seslenişiydi

Ocağın başında, anne dilinde

Masallar pişiren, gül ateşiydi

 

Bakışların, her tonunda yeşilin

Kanyonlarda çığlık idi, derinden

Kapatsan gözünü, sussa da dilin

Köprüler kurardım, kirpiklerinden

 

Gökyüzüne kement vursun, gözlerin

Sulu sepken in, saçıma başıma

En müstesna, köşesi senin yerin

Refâkat et daim, kalp atışıma

 

Devamı iıin tıklayın
Sığmam artık şiirlere
Cemal Karsavan

Gidersen

Kara bulutlar çöker dünyama

Görüş alanımda karıncalar oğul verir

Öyle bir fırtınaya yakalanırım ki

Yıldırım düşer şimşek çakar

 

Baştan aşağı

Yağmur giyerim yokluğunda

Süzülür gözlerimden

Ve ruhumdan

İçime akıtırım

 

Rüzgârla savrulur ordan oraya

Top gibi yuvarlanırım

Dere tepe düzlükte

Kayalarda ufalanır

Kanarım içten içe

 

Güneş giyerim aniden

Gökkuşağı oluşur renkli bilye

Kaç defa geçerim altından

Kaç dilek dilerim

Döndüğünü görürüm

 

Ve dünya giyerim

Sevincim çocuklar gibi şen

Cebimde misket sözcüklerim

Varsan sevgi ve aşksan

Sığmam artık şiirlere

Devamı iıin tıklayın
Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz

Kimseye sözüm yok 

Ben beni bana anlatamadım 

İçimde sıralı dağlar uçurumlar 

Aldı beni, ben beni anlayamadım 

Ben bir sevdaydım 

Güle ve ateşe ve güle ve ateşe gidip gelen 

Taş kesilmiş yer ile gök arası 

Nice bana yabancı serüven 

Elimde tuttuğum neyin şahikası 

Yan yanadır akın akı karanın karası 

Kendimi kendimde bulamadım. 

 

Kimseye sözüm yok 

Turnalar girse rüyalarıma 

Alıp gitseler akan yıldızlara 

Sonra bir kanatlı kuş olsam 

Rahmetin, ulaşsam yedi katlısına 

Ötelere bir yol bulsam 

Açılsa bir bir kapılar 

Ben içlerinde kaybolsam 

Ben beni ararken beni bana sorsam 

Ben beni bende bulurdum…

 

Devamı iıin tıklayın
Kimseye sözüm var
İbrahim Durmaz

Kimseye sözüm var 

Ben kimim ben neyim 

Ben sözü nerden bileyim 

Ne akilim ne divaneyim 

Herkese söylenmiş sözleri 

Bir de ben söyleyeyim

 

Yokluk ve varlık 

Zaman zamanı esir alsa 

Hepsi bir anlık 

 

Dün dünde kaldı 

Yarın meçhul yarın karanlık 

 

Herkes bilir dünya yalan 

Hesap gerçek 

Gelecekte bir gün gelecek 

Kim ağlayacak kim gülecek 

Ölmeden ölümü görecek 

Göze göz derim 

Ben böyle gözleri 

Gözlerinden öperim…

 

Devamı iıin tıklayın
Adâlet lâzım
Saltuk Buğra Bıçak

Kardeşlik ikliminde gönül aşka boyanır

Arz'a sevgi tohumu eken adâlet lâzım

Karanlığı terk eden aydınlığa uyanır

Gönül kandillerini yakan adâlet lâzım

 

Ey yârenler dinleyin, diyeceğim sözüm var

İnsan sevgisi ile karılan bir özüm var

İbretle bakanların müşkülüne çözüm var

Hakkaniyet tâcını takan adâlet lâzım!

 

Hukuk kasrına çöken yıkar billur direği

Akıntıya yürüyen boşa çeker küreği

Hakkı haklıya vermek adâletin gereği

Ümitlerin ufkunda çakan adâlet lâzım

 

Teraziyi hassas tut; hukuk yerini bulur

Adâletle iş gören şen olur, mesut olur

Zulme kapı açanlar elbet açıkta kalır

Harâmîyi kafese tıkan adâlet lâzım

 

Dürüstlük külçe altın, ona paha biçilmez

Yalancıyla namerdin köprüsünden geçilmez

Dünya öyle sisli ki, akla kara seçilmez

İğne iplik hesaba çeken adâlet lâzım

 

Bir öksüz ç/ağlayınca nehirlere kan sızar

Yüreğinde kuşların zemherice kar tozar

Merhamedin pusadı kara oyunu bozar

Kibir duvarlarını yıkan adâlet lâzım

 

Nevbahar bekleyene kara kış olmayasın

Yetim sırtına basıp sakın baş olmayasın

Muhtaca sırt çevirip ruhsuz taş olmayasın

Fakire fukaraya bakan adâlet lâzım

 

Dileğim odur Mevla'm; aslâ zulüm olmasın

Filiz versin ümitler, güllerimiz solmasın

Mazlûmların g/özüne keder seli dolmasın

Amber misâli her dem kokan adâlet lâzım

 

Bağlarda, bahçelerde çiçek renk renk değil mi?

İnsanoğlu rengârenk... Sence âhenk değil mi?

İnsana, "insan" deyü bakmak mihenk değil mi?

İnsaniyet burcuna çıkan adâlet lâzım

 

Hak ve adâlet yazan ünümüz vardır bizim

Tarihe damga vuran dünümüz vardır bizim

İnsanca yaşamaya yönümüz vardır bizim

Dalga dalga her yöne akan adâlet lâzım 

 

Devamı iıin tıklayın
Baba
Hasan Veli

(Bir gencin ağzından)

 

Ununu elemiş eleğini asmıştır Baba,

Çağı yakalayamamıştır Baba;

Geride kalmış kafası, fikirleri gibi…

Kahvesini içerken sadece nasihat eden adamdır Baba,

Ne anlar dünyadan Baba!

Sadece bir ritüeli kalmış senede bir gün,

Gönlü olsun diye,

Babalar günün kutlu olsun Baba.

O kara pazar gününden sonra,

Yine aynı tas aynı hamam.

Ah be Baba her şeye engelsin,

Şakayla bile olsa,

Sen ne zaman gideceksin dedemin yanına,

Sen ölünce helva dağıtacağım hem de çukulatalı…

Şakaymış,

Baba da güler zahiren, dağlanmış yürekle.

 

Hâlbuki o bilmez ki Baba dağdır,

Niye dağ demişler Baba’ya bilir misin?

Ovaları suyuyla şenlendiren dağdır,

Dağ yoksa çoraktır, bataktır, kuraktır çöldür ova;

Dağ yoksa pusludur sislidir ova,

Rüzgâr yoktur, sessizdir, pistir ova,

Ürün yoktur, meyve yoktur ovada.

Haşeratla kaplanmıştır her yeri;

Çünkü o ovanın dağı yoktur,

O halde bağı da yoktur,

Çöplüktür artık ova.

Keşke der,

Keşke dağım olaydı arkamda,

Yaslayaydım sırtımı,

Beni sulasaydı gözyaşlarıyla,

Bağrımda çiçekler açsaydı,

Dereler aksaydı içimden,

Keşke Babam olaydı yanımda.

Vâ esefâ Baba gitti elde bir tabak helva…

 

Hâlbuki Baba direktir evi taşıyan,

Niye direk denir Babaya bilir misin?

Evi taşır omuzunda,

Direk çatlarsa ev çatlar,

Direk yıkılırsa ev yıkılır üstüne,

Baba ah o eski kafalı baba yıkılırsa,

Ev yıkılır dal kırılır,

Dünya paramparça olur insanın âleminde.

Keşke babam olsaydı yanımda der,

Der amma vâ esefâ Baba gitti elde bir tabak helva…

Nerdesin Baba,

Bıraktın gittin bizi erkenden,

Üzülmesen ya,

O çağdaş değildi,

Geri kafalıydı ya,

Ne anlardı gençlerin halinden,

Şimdi elinde bir tabak helvan kaldı,

Hem de çukulatalısından;

Şimdi sana afiyet olsun,

Baban uçtu kızım baban uçtu bekaya!

 

Devamı iıin tıklayın
Ben de yolcuyum
Ayşe Çağlayan

Ben de yolcuyum

Dünya üzerinde

Ben de dönerim

Semazen gibi

 

Kâh güler kâh ağlarım

İnsan suretim sayesinde

 

Tebessüm eden yüzler

Aslını yansıtırmış

Senin kalbin nasılsa

Yüzüne yansırmış

 

Bugün uluyum yücelerde

Miski amber kokar gibi

Derya denizim şimdilerde

Uçsuz bucaksız yerler gibi

Devamı iıin tıklayın

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17666883
 Bugün : 471
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 872980
 Bugün : 191
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1118
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025

Künye | Abonelik | İletişim