|
|
|
ASIL TAKDİRİ HAK EDEN
17 Aralık'ta yapılan Avrupa Birliği toplantısına katılan devlet adamları, toplantı sonunda yine bir "aile fotoğrafı" çektirdiler. Her biri, nerede duracaklarını belirtmek için yere konan küçük bayraklarının üzerine basıp, en şirin pozlarını takındılar. Sadece bizim başbakanımız ve dışişleri bakanımız, -evet sadece bizimkiler- bayraklarının üzerine basmadılar, yerden bayrakları saygıyla aldılar ve hıfzettiler.
Bayrağa basmayanları takdir. Evet ama, asıl takdir edilmesi gereken, üzerine basılmayan bayrak; bayrağımız! Üzerine basılmak yakışmayacak bayrağımız. Ufacık, bildiğiniz en ufak şey neyse işte o kadar, içinde bayrağımızın temsil ettiklerine dair bir iman taşıyan kimse, o bayrağa basmaz, basamaz! Basmamak ne ki?.. Basmamak tesbiti hiç kalır; uğruna ölünür. Bir Batılı, "uğruna hayatınızı vereceğiniz değerleriniz yoksa, hayatınızın da değeri yoktur" diyor. Bu bayrak, bu ayyıldızlı bayrağımız, bu göklerin "kırmızı-beyaz süsü", uğruna hayatımızı verebileceğimiz değerleri temsil ediyor. O mânâların sembolü. O mânâlardan en ufak bir kırıntı taşıyan bir kimseye saygı göstertir. Kişileri, bayrak saygıya sevkeder, bayrağa saygıyı telkin eder, hattâ emreder!.. Daha doğrusu, onun temsil ettiği mânâlar, insanı yönlendirir.
Durumu daha açık ortaya koyalım. Bir millet var... Onun, uğruna hayat verilmeye değecek değerleri var... Bayrağında da bunlar temsil ediliyor...
BU BAYRAĞA BASILAMAZ!
Bir hacı anlatıyor. Bir Endonezyalı, Kâbe'nin önünde, işaretle çantamın üzerindeki bayrağımızın ne ifade ettiğini sordu. »Devamı |
|
|
 |
 |
Bekir geldi
Ekrem Yılmaz
|
-Yazarın İmtihanı-
Bekir ile ilk defa Necip ustanın seramik atölyesinde karşılaşıp tanıştık. Uzmanı olduğu teknik alanda işimizi görmeye, arızalı seramik atölyesi fırınımızı tamir etmeye, bakımını yapmaya gelmişti. Kendisi, alanında yetkin, bileğinde mesleğinin altın bileziği olan; genç, dinamik ve seri bir usta...
Tanışmamız esnasında söz sırası bana gelince emekli olduğumu söyledim. Daha önce ve hâlen neyle meşgul olduğumu sorduğunda, yazı yazdığımı, Kardelen dergisinin Kütahya temsilcisi olduğumu, bu derginin 35 yıldır fâsılasız çıkmakta olduğunu söyleyince, d...
|
|
 |
Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu
|
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul cinayetleri ülkeyi salladı. Millet ayağa kalktı. Ayrıca yetkililer ve olaya sebep olanlar gençlerin bu hale gelmesini teşvik ve tahrik eden mahut siyasî yapı bile yaptığı maneviyat düşmanlığını unutarak timsah gözyaşları dökmeye başladı. Aslında “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir!” kavlince böylesi olaylara ve daha beterlerine şaşırılmaması gerekirdi. Çünkü alkolizm ve uyuşturucunun, sigara içmenin ilkokullara kadar indiğini söyleyen yetkililer ve yetkisizlerdi. Bu işi günlerce ve aylarca haber konusu yapan da ülkenin medyalarıydı. B...
|
|
 |
İnsan kalma savaşımı...
Zaimoğlu
|
Yapay zekâ insanı ve insanlığı bitirmek için mi icat edildi? Sanki öyle dedirtiyor insana…
Yazılımını yapanlar kendilerini ilâh yerinde görüyorlar sanki. Yapay zekâ (YZ) ile ne yapıyorlar? O YZ güya insanın yerine düşünüyor, yazıyor, çiziyor, ödev yapıyor, araştırma yapıyor, her alanda rapor düzenliyor, beste yapıp şahsı olmayan bir sese şarkı söyletiyor; robot şekline bürünüp eş oluyor. Daha? Öper, öpülünce güler, tatmin eder, orgazm olmuş rolü yapar; asker olur, savaşır; ama hissetmez, acıkmaz, susamaz; yorulmaz, uyumaz; acı ve ıstırap &cc...
|
|
 |
Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi
|
50. TOPLANTI
Kardelen Dergisi yazarlar toplantısının 50.si, 25 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirildi. Otuz beş yılı aşkın bir süredir Türk irfan hayatına ve edebiyat dünyasına değerler kazandıran Kardelen Dergisi, yayın kurulunun katılımıyla düzenlenen 50. istişare toplantısını büyük bir coşku ve derin tefekkür ikliminde gerçekleştirdi.
Yönetimini Murat Yaramaz’ın üstlendiği 50. toplantı, açılışta okunan anlamlı mısralarla başladı. Toplantı Başkanı Yaramaz, bu buluşmaların bir tefekkür ve muhabbet zinciri oluşturduğuna dikkat çekerek, &l...
|
|
 |
Kırık yaz
Hasan Tülüceoğlu
|
Babaannemi, Çukurova’nın sıcak yazında kuşluk vakti seccadesine oturmuş elinde tespihi dudakları kıpır kıpır dua ederken hatırlarım hep. Onun sabah telâşında evin içinden dışarıya, ahırdan bahçeye, bahçeden eve koşuşturup; ineği sağmasına, oradan keçilere ve oğlaklara yönelmesine her sabah şahit olduğumdan aslında hafızamda bunlar yer etmeliyken tam aksine, o sakin, yaratıcısına yönelmiş kulluk eder hali hafızamda yer etmişti. Tüm duaları ondan duyarak âşinâ olmuş; henüz okula gitmediğim halde onun yönlendirmesiyle de bazılarını ezberlemiştim. Hep Allah’a yönelmemizi, dua edip okuma...
|
|
 |
Şaşkınlar
Mustafa Büyükgüner
|
Bu şaşkınlık kimisinde aldatıldığını fark etmenin çıplak gerçekliğiyle bir pişmanlığa dönüşmüşken, kimisinde ise hâlâ kabul edememenin acısı ile inkâr etme, sebep arama psikolojisi halinde... Gözleri akıllı telefonlarının ekranlarına kilitlenmiş, çok sevdikleri ve özgürlük alanı olarak ilân ettikleri sosyal medya hesaplarında olayın vehâmetini araştırıyorlar.
Türk sekülerizmi, ilk defa bu kadar şaşırmış ve ne yapacağını bilmez halde; yıllardır söylediği şarkılardan ziyade adliye haberler...
|
|
|
|
|
|