Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2801 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Tanım: Her Şey Dansa Dahil Her Şey Dansa Dair
Mehmet Hasret

  Sayı: 79 - Ocak / Mart 2014

Çok alıştık; bir şeyi cephelerle, kıyaslarla, sıfatlarla görmeye, onu illa kelimeye dökmeye; çok alıştık tanımlar içinde, tanımlamalar üzerinden tanımama, tanınmama usulleri geliştirmeye…

Üst kimlikler-alt kimlikler; belki sosyoloji tarzı kategorik gözlerin yaptığı söz ihanetleri bunlar; olanı bıçaklamak gibi; felsefe bile, Kant’ın ağzından “olduğu gibi olan şey”, “kendinde olan şey” diye içrek evrenler söylemiş; kelimenin bileştirmediğini bir üst telkinle yapmaya çalışmış; bu paragraflarda değil o telkin, olsa olsa, her şeyden öte “burada olmayan” diye “öz”lenen şeyde…

Bu başına buyruk tanımların, hallerin, düzenlerin; hepsinin üzerini çiziyorum…

Hiç sebebi yokken bir filmden kesitler, bazı olaylar anlatacağım; bir “Uzak-doğu” hikâyesi, çünkü bir film ister kötü, ister iyi olsun bir şey anlatırken en rahatı ondaki anlamları bir kurguyla başka bir anlama dönüştürmektir, körlemesine kendi bulacaklarındansa, sohbet içinde işlenmiş bir cevher olarak buldukların daha iyi, bu aynı zamanda bir örnekleme de sağlar sana…

Dans etmeyi çok seven, ama bulunduğu toplum gereği sanat ve müzikle, bu tür performansla uğraşanlar, eğer kadınlarsa; bir nevi cariye olmak zorundalar; bulundukları toplumda keskin çizgilerle sınıf ayrımı var çünkü, toplum tabakaları, soylular, bürokratlar, halk tabakaları gibi… Soylular da bu tür sanatlarla ilgileniyor, ama bunların hepsi erkek ve devlet adına üst düzey danışmanlar… Benim anlatacağım kısım, filmin sonuna doğru bir kesit…

Filmin başrolündeki kız, ona verilen görev icabı; yani dansçıların amiri olabilmek için, bir yarışmaya katılmak zorunda… Yarışmanın ondan mesele edinmesini istediği şey,  “en iyi dans nasıl olur”, sorusuna cevap bulması; bu sebeple kendi dansını icat etmesi şart, ancak öyle sahne alabilecek ve yönetici olabilecek… O da bunun üzerine içinden geçiriyor; “eğer bir dans icat edeceksem, bu tabaka gözetmeden herkesi etkilemeli, sadece soyluları değil” ve sonuçta halka açık pazara gitmeye karar veriyor, pazarın ortasına büyük bir hasır seriyor ve başlıyor dans etmeye, içinde tanıma dayalı bir tasarı olmadan, bütün halkın ağzı açık, herkes hayranlıkla seyrediyorlar onu…

Derken bir bilge geliyor; şöyle bir bakıyor sahneye ve kızdığını belli ediyor, sonra kıza sözlerini duyuruyor “ülkenin en iyi dans eden sanatçısı buradaymış diye geldik, ama gelin görün ki  burada olan kişi, sadece, ülkenin en iyi cariyesiymiş” bu sözler anında çarpıyor kızı ve kız, bu hakaret yüzünden dans etmeyi kesmek zorunda kalıyor, bilgenin peşinden yola, ona yetişebildiği her yerde, “söyledikleriyle o, ne demek istedi” sorusunu soruyor; bilge cevap vermiyor, peşinden koşturuyor kızı, kız ise hikmeti keşfetmek üzere ısrara devamda…

Bilge ve çevresindekiler, kamelya gibi bir yerde oturuyor; kız ayrılmak zorunda olduğu için gidiyor ve öğrencileriyle baş başa kalıyor bilge… Ve öğrencilerden biri soruyor “efendim dansı, kötü müydü”… Bilgenin cevabı ilginç; “yoo, aksine çok güzeldi, her şeyi doğru yaptı, güzel icra etti dansını”… “Peki yanlışı neydi”… “Yanlış olan, öyle bir sanatçının kalbinin yanlış bir yerde, yanlış şeyler için atmasıydı”…

Daha sonra kız, günlerce pazarda dans etti, makyaj yapmadı, cilve yapmadı, sadece dans etti…

Sonra yarışma günü geldi çattı; rakibi, ondan önce, belli tanımlar içinde gelenekten gelen bazı özgün dansları sentezleyerek bir icra yaptı…

Az sonra, bizim kıza geldi sıra, o elinde bir tanım olmadığı için sadece dans edeceğini söyledi “dans değerlendirme kurulu”na, kuruldakiler köpürdü tabi, geleneğe karşı geldiği için, ama yarışmanın başkanı, jüriye tanım sunmadan dans icrasına izin verdi… O da dans etmeye başladı, ilk başta herkes kızgınlıkla bakıyordu kıza, üstelik kız dansını icra ederken bir müzik de eşlik etmiyordu ona; ama kız, kalbinden ne geçiyorsa onları dans figürlerine dökmeye başladı, seyredenlerin hepsinde bir ritim duygusu olduğu için, ister istemez onlarda da bir kıpırdanma başladı, derken müzisyenler girdi araya, yaptığı dansa uygun müziği hemen orada icra etmeye başladılar müzisyenler, her şey kendiliğinden oldu ve dansın sonunda başta en iddialı rakibi olmak üzere, herkes alkışladı onu…

Sonuçta belki onu, başlarına geçirmediler, ona bir sınıf atlatmadılar; ama ülke içinde istediği şekilde dans etmesi için izin verdiler…

O da çiftçilerle beraber yaşamayı tercih etti, onlarla birlikte tarla sürdü, çapa yaptı, ekinle uğraştı; günlük ihtiyaçları için çalıştı; ama gün içinde çiftçilerde de zaten, eğlence ve dinlenmek için hep beraber dans etme alışkanlığı vardı; nitekim filmin son sahnesinde, filme göre öğle arası gibi, bir boşlukta; tenekelere, tahtalara vurarak bir müzik çıkardılar, toprağın ve güneşin kanat takmış neşesiyle kuş dilinde şarkı söyleyip; dans ettiler, dans ettiler, dans ettiler…

Yani diyeceğim, kalbimizin yerini bulduracak olan tanımlar değil; dans etmek varken, tanım denen kapana ne gerek… Dansı konuşturan “hezarfen gövde”yiz biz; harf ve kelime üzerimizde eriyip gitmiştir bizim…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : mehmet hasret    13.05.2014
Yorum : Görüntü ve hareket aslında bir dil, harfleri renk, şekil, tablo, vücud, hareket olan bir dil; dolayısıyla o dili çözmek, o cümbüşe katılmak hayatın içinde...




Ekleyen : yavuz    20.02.2014
Yorum : Hem sinema, hem de dansı kullanarak bir fikri paylaşmak ve savunmak güzel olmuş.





 
Dost cemali... - Sayı 105
Nasihat... - Sayı 104
Aynı safta olduğumuz omuz... - Sayı 103
Kurbağa kesip biçmeyi kim... - Sayı 101
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN


Cinayet, hırsızlık, fuhuş, içki, kumar ve uyuşturucu karışımından ibaret düzeni ambalajlayıp medeniyetin ta kendisi diye yutturmak isteyen “tek dişi kalmış canavar”a karşı hani, “iman dolu göğsümüz” vardı?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7779329
 Bugün : 277
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514426
 Bugün : 14
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 62
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim