Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 31 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3187 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Türk'ün ayranı kabarsın
Ali Erdal

  Sayı: 84 - Nisan / Haziran 2015

“MÖ. 1274… Kadeş Savaşı… Hitit’le Mısır arasında… O zamana kadarki en büyük iki ordu…” Kelimesi kelimesine ortaokuldaki çalışma notumdan, hatırlıyorum… Yazılıda sorulacağından emindik ve öyle de oldu. Tarihe bakışımızdaki illeti göstermek bakımından numunelik olduğu için hafızama kazındı. O günden beri içimde bir ukdedir… İki bin yıl önceki, bizi ilgilendirmeyen iki milletin savaşını niçin bize okuturlar? İmtihanda soracak kadar hem de?.. O bilgiyi, şifalı ve tılsımlı bir ilâç gibi öğrenen çocuk; o zamanlar, bunu öğretenlerin bir bildiği vardır diye düşünürdü saf saf… Yine de ağrıma giderdi. Zamanla anladım ki, “En büyük dertlerimizden biri Türk tarihinin hâlâ tam mânâsıyla yazılamamış olmasıdır” (Necip Fazıl). Kadeş Savaşı, bu basiretsizliğin, sırtımıza bindirdiği yüklerden sadece biri…

Lisede, derste bir talebe ayağa kalktı ve bir çırpıda şunları söyledi:

“Tanzimat edebiyatını kavramak için İkinci Abdülhamid’i doğru anlamak lâzım, diyorsunuz. Size göre Ulu Hakan… Bir başka hoca geliyor, Kızıl Sultan diyor… Size göre sahte kahraman olan, bir başkasına göre vatan kurtaran aslan… Bizi şaşkına çeviriyorsunuz… Öğretmen odasında konuşacak mısınız, dövüşecek misiniz, ne yaparsanız yapın; ama anlaşıp da karşımıza tek görüşle gelin!” Tarihe bakıştaki, tarihi ele alıştaki arızayı, öğrenciler bile görebiliyor artık. Arızayı hep birlikte yaşıyoruz. Artık susulacak gibi değil... Artık mızrak çuvala sığmıyor.

Halbuki ben, talebeliğimde böyle bir çıkış yapamamıştım… Bir arkadaşımıza “Abdülhamid kafalı” diye hakaret eden hocaya, nefret ve öfkeme rağmen karşı çıkamamış, “Hemşehrim Abdülhamid”i müdafaa edememiştim. O zaman Abdülhamid’e düşman olmamak suçtu…  Kanunu olmayan, kanunda olmayan bir suç... Öyleleri linçi hak ediyordu. Kimin haddine ona “Ulu Hakan” demek!.. Şükür ki, hakikat ilânihaye tersyüz edilemiyor ve gün gün, güneş gibi beliriyor.

Talebeliğimizde bize alkışlatılan Tanzimat Fermanı’nın, devlet adamı ağzıyla milletimizin geçmişine ta’n etmek olduğu artık rahatça söylenebiliyor. Neymiş efendim?.. Vatandaşların can, mal ve namus güvenliği sağlanacakmış… Yargılanmadan kimse idam edilemeyecekmiş… Rüşvet ortadan kaldırılacakmış… Bu hal;“Üç kıtaya adaletle hükmettiği” düşmanları tarafından bile kabul edilen ve söylenen bir milletin kendi geçmişine, kendi devlet adamı ağzıyla, resmen ta’n etmek değil de nedir? “Ta’n etmek” hafif ve yetersiz aslında… Ama daha fazlasını söylemeye, müstahak olduğu halde söylemeye dilim varmadı. Padişahını mahkemede ayakta tutan ve kolunun kesilmesine hükmeden adalete sahip millet adına, sanki ilk defa yargılanmak hakkı veriliyormuş gibi böyle ferman etmek ve bunu övüne övüne anlatmak… Üstelik rüşvet fermanla kaldırılabilecek bir şey değilken… Ahmakça bu bile yazılabilmiş. Rüşvet serbest miydi ki önceden ve rüşvet serbest olabilecek bir şey midir ki, yasak densin? Rüşvet fermanla değil, tedbirle önlenir, diyen çıkmamış. Islahat Fermanı da aynı şekilde… Sadece bir maddesinden bahis yetecek: “Müslümanlarla Müslüman olmayanlar kânun önünde eşit olacaklardır”. Güler misiniz, ağlar mısınız?.. İslâm esaslarına göre hareket eden ve “Kim ki bizim zımmimizdir, onun kanı bizimki kadar kutsaldır, malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur.” (Hz. Ali) diyen ve bunun örneklerini, onları bizimle yan yana huzur içinde, yüzyıllarca, yaşatarak veren devlet ve millet; biz bu vasfımızı nasıl ve niçin kaybettik diye tefekkür etmiyor da, sanki ilk defa akıl edilmiş ve ilk defa tesis edilecekmiş gibi, eşitlikten dem vuruyor. Batı’dan deva arayacağına, niceleri gibi emri dinle: “Zimmet ehlinin (gayri müslimlerin) cizye vermesi, malları bizim mallarımız gibi, kanları bizim kanlarımız gibi olması içindir” Hz. Ali’nin (ra). Bir zamanlar bizi büyük yapan, söz sahibi yapan değerlerden, ölçülerden kendimizi mahrum ettiğimiz için bu haldeyiz diye düşünmek varken, bizi büyük yapan değerler suçlu görülüyor… “Düvel-i muazzama/muazzam devletler”karşısında nasıl bir aşağılık duygusuna düşmüşüz, görüyor musunuz?.. Bunu da tarihlerimizde Batılılaşma, yenilik, gelişme diye yazıyoruz ve okutuyoruz.

Tarihe bakışımızdaki illet, sadece lüzumsuz bilgilerle zihinlerimizin meşgul edilmesi ve bazı kişi ve olayların yanlış, hattâ tam tersi tanıtılmasından ibaret değil… Asıl problem; tarihi geleceğe ışık tutacak şekilde anlama ve anlatma idrakinden mahrum olmak… Asıl problem bu!.. Ve bu, zamanımızdaki bütün problemlerin doğru teşhisine, dolayısıyla çözümüne engel…

Günümüzün en büyük meselesi terör… Şeyh Bedrettin isyanını, Celâlî isyanlarını, (Jön Türkler)i, İttihat ve Terakki’yi, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında pay sahibi gizli teşkilâtları doğru anlasaydık ve anlatsaydık, yarım yüzyıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ adını bile koymaktan aciz kaldığımız cinayet şebekesi ortaya çıkamazdı. Tarihe bakışı birbirine zıt olan insanların dünyasında anarşi ve küçükken başı ezilmeyince terör olmaz mı?

Tarihimiz; Müslüman oluşumuzu, dünyanın en büyük hadiseleri arasında ele alma şuuru ile yazılsaydı…

İslâm orduları ile birlikte Çin’e karşı savaşmamızın (Talas Savaşı), İslâm’la bu şekilde karşılaşmamızın ne büyük lütuf ve nimet olduğu idrak edilseydi…

Dandanakan, Malazgirt ve benzerleri hakkıyla okunsaydı…

Osmanlı Devleti’nin ne büyük zuhur olduğu hakkıyla anlaşılsaydı…

Fetih hadisinin bize kimliğimizi kazandırdığı bilinseydi… Tanzimat, Islahat ve benzeri şahsiyetsizlikleri yaşamazdık…

Tarih, olayların hikâye gibi anlatılması, tarihlerin zamana göre sıralanması değil; hele övünmek için anlatılan masal hiç değil!.. Milletin, düşünen adamları vasıtasıyla muhasebesini yapmasıdır... Zaaflarını da dile getirmeli ki, gelecek aydınlık olsun:

“(Yeniden doğuş – Rönesans)… Batının en mühim dönüm noktası… (…) Artık kimsenin muhal ifade edici uydurmaları yutmak ihtimali kalmamış gibidir. Hâşâ, münezzeh Allah’ın bir oğlu olsun (…) (Servetüs) ve arkasından gelecek olanlar, bu abeslere karşı, kaybolan, o, kendilerine göre ışıklı dünyanın ilk talipleri, arayıcılarıdır. (…) Kilisenin karşısına dikilirler. (…) Kiliseye, abeslere karşı aklın ilk haklarını almak direnişi… (…) (Lüter), bu Alman mütefekkiri derhal sapıklıkları protesto etti. (…) Bu aynı zamanda İslâmiyet’e bir yaklaşma rotası… Devir 16. Asır… Bizim haşmet ve taarruz devrimiz… Bu zamanda biz oralara fikir misyonerlerimizi göndermiş olsaydık bir anda İslâmiyet hazırdı Batıda… Çünkü tam bulmuştu pundunu, zamanını, mekânını… (…) Böylece (Rönesans) 16. Asırda Hristiyanlığı tam bir tökezlemeye uğrattığı halde bu vaziyet bizde gözden kaçırılmış ve madde kudretimizin yanına ruh gücümüz katılamamıştır. (Rönesans) kapıyı açmış fakat biz içeriye dalamamışız…” (Necip Fazıl).

Rönesans’ı ve fikirdeki zaafımızı anlasaydık; Tanzimat, Islahat komedilerini ve bu çizginin tabiî devamı komedileri yaşamazdık.

Yarın, ‘keşke dün şöyle yapsaydık’ demek istemiyorsak, bugün doğru hareket etmek istiyorsak, artık tarihe bakışımızı ve tarihi ele alışımızı gözden geçirmeli ve tarihimizi buna göre yeniden yazmalıyız.

Türk milletinin savaş meydanlarında imkânsızın bile üstesinden geldiğini ifade için “Türk’ün ayranı kabarmaya görsün”, denir. Artık Türk’ün ayranı fikir kahramanlığı için kabarmalıdır. Üstelik imkânsız da değildir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Şimdi vaktidir!..... - Sayı 109
Muhteşem kadro... - Sayı 108
Hayal mi?... - Sayı 107
Büyük olmak mecburiyeti... - Sayı 107
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (110): Bizim Yunus
"Yunus, senin sözlerin, mânâdır bilenlere;
Söyleyeler sözünü, devr ü zaman içinde."


Son Eklenen Yorumlardan
 Kadir Bayrak Bey... Şiirime gösterdiğiniz ilgi ve beğeni için çok teşekkür ederim. Babalarının alın ... İsmail Güçtaş

 Yazan şairin hem kalemini hem yüreğini tebrik ederim naçizane. Harika bir şiirdi. ... Mustafa kaya

 Hasan Bey merhabalar. Evet Gölpazarlıyım. ... Necdet

 Harikasınız, aydınlık çağdaş güzel ve özel insan Sn.Vural GUnduz... Sabahattin ORDUSEVEN

 teşekkürler... osman


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Vâdeler doldu!
Şimdi vaktidir!..
Kahrın da hoş lütfun da!..
Kafalar karışık
Sessiz çığlık
Alın teri
Danış


Ali Erdal - Şimdi vaktidir!..
Kadir Bayrak - Hayatı tefekkür
Kadir Bayrak - Röportaj - Mehmet Al...
Kadir Bayrak - Afrika: kurutulmuş i...
Sinan Ayhan - Gün ola, devran döne
Necip Fazıl Kısakürek - Vâdeler doldu!
Dergi Editörü - Kahrın da hoş lütfun...
Site Editörü - Kafalar karışık
Mehmet Hasret - Kudüs, bir sır döküy...
Necdet Uçak - Zaman
Necdet Uçak - Anne
Necdet Uçak - Sen misafir ben misa...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Korona günlerinde öz...
M. Nihat Malkoç - Korona mesnevisi
Hızır İrfan Önder - Pandemi (covid-19) m...
Olgun Albayrak - Virüszede
Mehmet Balcı - İstiyorum
Mehmet Balcı - Dünyada
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 109
İbrahim Şaşma - Yunusun dilinden
Halis Arlıoğlu - Ramazan kime ne kaza...
Erdem Özçelik - Sessiz çığlık
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - Kibir
Murat Yaramaz - Kaynak şehir
Murat Yaramaz - Niyazi tayfası
Mahmut Topbaşlı - Söz sarayı
Erdal Kozankaya - Ellerinden kan damla...
Erdal Kozankaya - Kudüs
Mehmet izzet Gülenler - "Kanlı bayram", Sreb...
Hüseyn Arif - Danış
Hüseyn Arif - Şeir
Qafqaz ƏVƏZOĞLU - Xocalı
Mertali Mermer - Yokoluş sorunsalı
İlkay Coşkun - Koronavirüsün hatırl...
İlkay Coşkun - Alt-Üst hakkında
İlkay Coşkun - Alçaktan uçuş
Turgut Yıldızan - Bayram gelsin isteme...
Vildan Poyraz Coşkun - Dünyanın entübe hali
Rıdvan Yıldız - Dünya çok gelişti
Elvin MÜTALİBOĞLU - Dünyayı
Harun Mermer - Odağın neyse gerçeği...
Zülal Ceylan - Hakikat sürümü
Eyvaz ZEYNELOV - Oğru (Hırsız)
Vahid ƏZİZ - QƏLƏM
Dr.Cevat Doğan - Virüsname
Dr.Cevat Doğan - Filistin
Əli Rza XƏLƏFLİ - Duman basan, çiskin ...
Zəlimxan YAQUB - Ömrün yolları
Şahanə MÜŞFİQ - Sərsəm
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 9236351
 Bugün : 430
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 540139
 Bugün : 4
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 42
 109. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 8 Ağustos 2021
Künye | Abonelik | İletişim