Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     536 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Röportaj - Seyit Tümtürk
Ahmet Değirmenci

  Sayı: 104 -

 

"DOĞU TÜRKİSTAN DÂVÂMIZ" konulubu sayımız için Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit TÜMTÜRK ile bir söyleşi yaptık.

 

–Başkanım, öncelikle Bilecik’e hoş geldiniz. Dünya Uygur Konseyi Genel Başkanısınız…

Seyit TÜMTÜRK–O görev, iki sene önce sona erdi. 2018 yılı 1 Ekim’de Paris’te bir kongre gerçekleştirdik. 20 ülkeden 15 teşkilât, 200 delegenin ve Rabia Kadir Hanım’ın katılımıyla Doğu Türkistan Millî Meclisi kuruldu ve başkanlığına seçildim, 1,5 yıldır yürütüyorum. Şu an o kurultayla bağımız yok. Daha önce Rabia Hanım başkanken kurultayın genel başkan birinci yardımcısıydım.

 

–O kurultay devam ediyor mu?

–O kendi kulvarında devam ediyor. Biz farklı bakış açısıyla Doğu Türkistan Millî Meclisini kurduk. Doğu Türkistan’ın tam bağımsızlığı yönünde her türlü bedeli ödemeye hazır bir kadroyla mücadeleye başladık. İnsan hakları, demokrasi, otonomi gibi söylemlerle 70 yılda hiçbir kazanım elde edemediğimiz gibi, topyekûn imha ile karşı karşıya geldik. Son 2 yıl içinde ya istiklâl ya ölüm noktasında bir mücadeleyi hayata geçirmek amacımız. Legal, yasal, uluslararası ve iç hukuka uygun bir politika ile…

 

–Seyit Tümtürk, Kardelen okuyucularına kendisini nasıl tanıtır?

–Aslen Doğu Türkistanlı. 1961 yılında Doğu Türkistan’dan hicret eden bir ailenin ilk evlâdı olarak Afganistan’da, Kabil’de 1964’te dünyaya geldim. Ecdadımız Medine’nin Kuba bölgesinden Doğu Türkistan’a gitmişler. Ehl-i Beyt bir aile. Orada İslâmî ilimlerle, irşat, tebliğ ve tedrisatta bulunmuşlar. Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz’in sultan olduğu dönem. Doğu Türkistan’daki idare ehl-i Beyt’ten olursa bize ders verir, irşatta bulunur talebiyle büyük dedelerimize söylenir, dedelerimiz müritleriyle bölgeye gidiyor. Baba tarafı o topraklardan, anne tarafı Kaşgar ilinin Yarkent ilçesinden. 1949 yılında Mao ve onun komünist iktidarı ile birlikte Doğu Türkistan işgal ediliyor. Kan, gözyaşı ve ıstırap getiriyor. 1961 yılında o ülkeye gelen muhacirler ülkeyi terk edebilir diye bir yasa çıkıyor. Başka ülkelerden gelenler, hattâ Doğu Türkistanlı olanlar da hicret ediyorlar. Bizim ailelerimiz de Afganistan’a geliyorlar, dört sene burada kalıyorlar. Babamın birinci hanımı, anne babası çıkamadığı için Doğu Türkistan’da kalıyor. Ağabeyim 6 aylık, ablam 2 yaşında iken, babamın birinci hanımından çocukları, babam ikinci evliliğini 1962-63 yıllarında Kabil’de annemle yapıyor. 1964’te biz dünyaya geliyoruz. Kabil’deki Türk Büyükelçiliğinde, Kaya Toperi, o zaman ikinci kâtip, daha sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın genel sekreterliğine kadar yükselen bir bürokrat, onun gayreti ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin yardımlarıyla geliş sürecimiz devam ediyor ama 3-4 yıl gelemiyoruz. Çünkü 60’lı yılların başında CHP bürokraside ve siyasette belirleyici. “Türkiye sınırları dışında Türk yoktur” anlayışı hâkim. Maalesef 2-3 yıl bizimkilerin gelişi bekletiliyor, daha sonra bir Bakanlar Kurulu kararı ile Doğu Türkistanlı muhacirlerin girişi gerçekleşiyor. Kayseri’ye yerleştiriliyoruz. Biz Türkiye’de büyüdük, eğitimimizi Türkiye’de tamamladık. Muhacerette ilk kurulan teşkilâtlardan birisi 1960 yılların başında dedem rahmetli Seyit Abdülveli Efendigil, babam Seyit Rıdvan Tümtürk ve yine bizim büyüklerimizden 7 kişilik bir heyet, elinde ikametgâh, pasaport olmadığı için gayriresmi olarak Doğu Türkistanlı Göçmenler Cemiyeti olarak bir teşkilât kuruyorlar. Öncesinde rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in 1950’li yıllarda kurduğu bir teşkilat var. Tam resmi miydi bilmiyorum. Bu dernek 1980 darbesine kadar faaliyet yürütüyor, darbeyle özgürlükler askıya alınınca 1989’a kadar dernek ve vakıf faaliyetlerine ara verdik. 1989 yılında kurucular kurulunda yer aldığımız Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Kayseri’de kuruluyor. Her kademesinde görev aldık, genel başkanlığına kadar yükseldik. Bu faaliyet çerçevesinde, Dünya Uygur Kongresi olarak görev yapan teşkilatımızın kuruluşundan önce 1992’de Doğu Türkistan Millî Merkezi diye İstanbul’da o zaman rahmetli Alpaslan Türkeş’in de, rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in de, Kazakistan’dan Oşur Vahidi gibi Doğu Türkistan Cumhuriyetlerinde kurucu üye olarak görev alan büyüklerimiz, aksakallılarımızın da katıldıkları kurultayda hazır bulunduk. Güzel faaliyetler yaptık. 1998 yılında Mesut Yılmaz’ın bir genelgesi ile Türkiye’de Doğu Türkistan davası tamamen yasaklandı. İsmi yasaklandı, Sincan ismi tavsiye edildi. Ay yıldızlı gök bayrağımız yasaklandı. Siyasî faaliyetlerimiz engellendi. Ciddi sıkıntılar yaşadık. Müslüman Türk beldesinde, Doğu Türkistan davası Anavatan iktidarında Mesut Yılmaz’ın yanlış kararıyla yasaklarla mücadele ettik. Ak Parti iktidarında 2009 Urumçi katliamından sonra şimdiki Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı, birebir görüştüğümüzde “biz ne yapabiliriz” dediğinde, öncelikle bizim ayağımızdaki prangaları açın, bahsettiğim genelge bu milletin alnına yapışmış bir kara lekedir, bunu ortada kaldırırsanız engeller kalkar biz de daha rahat hareket edebiliriz dedik. Yeni bir genelge ile Sayın Başbakanımızın iradeleri ile bu engelden kurtulduk.

 

–Doğu Türkistan’da yaşananlar, meselâ Urumçi katliamı sokaktaki çocuğun bile bildiği, Doğu Türkistan’da zulüm ne zaman başladı?

–Çin seddinin evvelinden günümüze kadar devam eden bir mücadele... Doğu Türkistan Çin mücadelesi değil hakla bâtılın mücadelesi. Doğu Türkistanlılar hep tek tanrılı dine inanmışlardır. Hiçbir zaman sapık saplantılara bulaşmamış saf, temiz bir millettir. Türk milletinin mayası temizdir. Türk kimliğinin ilk mührünün vurulduğu coğrafyadır, Doğu Türkistan. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lûgat-it Türk’ünde zikredilen Türk kelimesi de Orhun Âbideleri’nde binlerce yıl önce ecdadımızın vasiyet bıraktığı o taşa mühür vururlar. Türk milleti yüce dinimiz İslâm’la Abdülkerim Saltuk Buğra Han’la Karahanlıların hükümdarlığı devrinde bu coğrafyada tanıştı. Birilerinin dediği gibi kılıç zoruyla değil. Fıtratlarına uygun dini hür iradeleri ile seçtiler. Bir gece –bu kuvvetli bir rivayettir– Sultan Saltuk Buğra Han Peygamber as’ı görüyor ve yanına davet ediliyor. Sabah uyandığında danışmanlarıyla istişare ederek kendi istek ve arzusuyla, hür iradesiyle İslâm’a giriyor ve o bölge halkı, Türk boyları, Uygur boyları başta olmak üzere kitlesel halde, bütün Türk dünyasını içine alan İslâm’la şereflenme hareketi başlıyor. Türk-İslâm medeniyeti dediğimiz İlay-ı kelimetullah olarak adlandırdığımız hak davanın tohumları bu coğrafyada ekiliyor. Çin’le olan mücadelemizin manevî boyutu ile İlây-ı kelimetullah davamızın başlangıcı aynı zamanlara denk gelir ve bugüne kadar devam eder.

Zaman zaman Çin mağlup oldu, geri çekildi. Kürşat 40 çerisiyle Çin sarayını bastı. Günümüzde maalesef mağlubiyeti, işgali yaşıyoruz. Çin’in alçakça, kalleşçe, tarihte görülmemiş bir şekilde asırlar önce uğramış olduğu yenilginin intikamını ahlâka, vicdana, adalete uymayan bir şekilde alıyor. 1949’dan beri Doğu Türkistan işgalle yönetiliyor ve bu sistematik bir asimilasyon politikasına dönüştürüldü. Doğu Türkistanlıları yok edemeyince âdeta çıldırırcasına son 4 yılda uyguladığı politika var ki Tibet’te uyguladığı yanlış politikalar neticesinde Tibetli rahiplerin kendilerini yakarak, dünyada da ciddi yankı uyandıran bu diktatör Tibet’teki uygulamalarından dolayı taltif edilerek Doğu Türkistan’a bölge valisi atandı. 2016 yılından sonra âdetâ cehennem hayatı yaşıyoruz. Bizim kıyametimiz kopmuş... Ne seyahat özgürlüğümüz var, ne din ve vicdan özgürlüğümüz var, ne de kendi milli kültürümüzü yaşama hakkımız var. Cezaevleri, kamplar inşa edilmiş, BM’nin geçen seneki raporlarına göre 1 milyondan fazla Uygur Türk’ü buralarda işkence görmekte. Bu, uluslararası suçtur. Bu kampların kapatılarak Uygur Türklerinin serbest bırakılması tavsiyesi BM’nin ve Avrupa Konseyi Parlementer Meclisi’nin raporlarında yer aldı. Bu iki önemli kurum 1,5 milyon diyor ama bizim tahminimiz 4-5 milyon Uygur Türk’ü kampta ve cezaevinde. Bu kardeşlerimizin namusu, mahremi olan hanımları, bacılarımız, annelerimiz, bu evler Çinli erkeklere açılarak kardeş aile projesi adı altında zorunlu ikamete tabi tutulup, gece konaklamak kaydıyla Doğu Türkistanlıların iffet ve namusları ayak altına alınıyor. Anne babası kampta olan 1 milyondan fazla evlâdımız, ıslah evlerinde, yetimhanelerde, domuz etiyle, komünist ideolojiyle eğitiliyor. Bunlar 5-10 sene sonra kendi anne babasını, ailesini, inancını tanımaz, komünist partinin sadık birer kölesi, kendi ailesine, dinine, vatanına düşman bireyler olarak yetişecek. Çin, kendi evlâtlarımız eliyle bizden intikam alacak bir projeyi bugün çok vahşi bir şekilde uygulamakta. Cezaevi ve kampta bulunan kardeşlerimiz işkenceyle şehit edildikten sonra organları Çinli işadamları, askerleri, bürokratları için kullanılmakta. Arta kalanlar İslâm dünyasındaki petrol şeyhlerine, zenginlere helâl organ denilerek pazarlanmakta. Bizim Doğu Türkistan’da nefes almamız dahi mümkün değil. Çin bu zulümlere Doğu Türkistanlıların bir infialle karşılık vereceğini bildiği için işe yarar erkeklerimizden 5 milyona yakını kampta ve cezaevinde, hanımlarımız, çocuklarımız o şekil… Evde bir tane bıçak veya neye ihtiyaç varsa zincirle bağlı, barkodla zimmetli. Kasapta, manavda, lokantada o şekil… Bıçakların dahi özgürce kullanılması engellenmekte. Biri bizi gözetliyor evi gibi 5 milyon kamerayla 24 saat 365 gün yüz tanıma sistemiyle Doğu Türkistanlılar takip altında. Ülkeye giriş çıkış, seyahat özgürlüğü yok. Telefonla dahi ailelerimizden haber alamıyoruz. Ablam, ağabeyim, ağabeyimin çocukları var. 4 yıldır bir kez dahi telefonla görüşemedik. Bunlar olurken maalesef Türk dünyası, İslâm dünyası ve insanlık üç maymunu oynuyor. Çin’den alacakları 2 kuruşluk menfaate haysiyetlerini, izzetlerini satmakta. Türk dünyası da İslâm dünyası da Doğu Türkistanlıların bu imtihanında maalesef sınıfta kalmakta. Sadece Doğu Türkistanlılar da imtihan olmuyor, insanlık imtihan oluyor.

 

–Doğu Türkistan’da ayrıca bir kamp açmaksızın açık hava kampı yaşatılıyor.

–Kesinlikle öyle. 3 ilâ 5 milyon kardeşimiz cezaevi ve kampta derken, tamamen hapis hayatında, işkence görüyor, organları satılıyor, üzerlerinde pek çok mikrobiyolojik, kimyasal deneyler yapılıyor, onların cezaevinden çıkmadan önce verilen ilâçlar sebebiyle 1-2 ay sonra hayatını kaybediyor, kısırlaştırıldıklarına dair bilgiler var elimizde. Yani bir millet topyekûn imha ediliyor. 21. Yüzyıl insanlık teknoloji ve iletişim çağı diyor ama Doğu Türkistandaki annemizden, babamızdan, eşimizden haber alamıyoruz. İki Doğu Türkistanlı kardeşimiz yanımızda, bu kardeşlerimiz de aileleriyle irtibat kuramıyor. Türkiye’deki onbinlerce Doğu Türkistanlı aynı akıbeti yaşıyor. 2 ay önce Çin büyükelçisi Almanya televizyonuna Uygur teşkilâtları yalan söylüyor, dedi. Huzur içerisinde yaşıyorlar, hiçbir problemleri yok. Bir sıkıntıları varsa, onlar bizim vatandaşımızdır, gelsinler büyükelçiliğimize, biz her türlü yardımcı oluruz dediler. 5 Şubat, Doğu Türkistan’ın Gulca katliamının 23. Yıl dönümüydü. Ankara’daki Ulus meydanında bir miting yaptık. Çin Büyükelçisinin açık davetine icabet ederek, davetine, dilekçelerle müracaat etmek istedik, emniyet yetkilileri elçiliği aradılar, yok biz onların gelmesini istemiyoruz diye cevap geldi. Bu Allah’ın imtihanıdır. Dünya var olduğu müddetçe sulh olacak diye bir kanun yok. Elbette savaşlar olacak. Ama düşmanlarınız onurlu, yiğit, delikanlı kişiler olması size bir avantaj sağlar. Karşınızdaki düşman hem zalim, hem katil, hem ahlaksız, hem hırsız, hem namussuz ve haysiyetsiz ise sizin mücadele etme yöntemleriniz çok sınırlıdır. Elinizde satır yok, bıçak yok, silâh yok, sizi terörist ilân ederek dünyadan soyutlamaya çalışan bir düşmanla karşı karşıyasınız. Dünya terör tanımlamasıyla sizi ötekileştiriyor, Çin’in propagandalarına âlet oluyor, yalanlarına inanıyor. Diktatör, faşist ve komünist yönetime, terörist denmezken, bu devletin imha politikalarının kurbanı olan, elinde silâh değil bıçak dahi olmayan mazlum Doğu Türkistanlılar terörist ilan edilerek dünyanın gözleri önünde 21. Yüzyılda 35 milyon insan topyekûn silinmeyle karşı karşıya. Ama dünya sessiz, sağır ve kör.

Çin bunları niye uyguluyor? Doğu Türkistan dünyanın en zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip. Petrol, doğalgaz, uranyum, kömür, altın, gümüş gibi 118 çeşit yer altı zenginliği var. Çin’in tükettiği hidrokarbonun, enerjinin neredeyse yarısına yakını Doğu Türkistan’dan tedarik edilmekte. Yıllık % 8-10-12’lik kalkınmayı Doğu Türkistan’dan tedarik ettiği bu zenginlikle sağlamakta. Cezaevindeki milyonlarca mahkûmu, köle işçi olarak bir kuruş ücret ödemeden açlık seviyesinde çalıştırarak, dünyada hiçbir ülkenin rekabet edemeyeceği bir ticarî avantajı elde ediyor. Uluslararası işçi (İLO) sözleşmelerini ihlâl etmekte. İşçiler belli bir saat, ücret karşılığı çalışmalı. Cezaevine atılan milyonlarca Doğu Türkistanlı ve sadece Doğu Türkistanlı değil, milyonlarca Çinli, Çin’in köle işçileri. İnsanların kanı, canı, her türlü hakları ellerinden alınarak üretilen mallar Batı’ya pazarlanmakta. Batı da ucuz işgücünden faydalanmak için Çin’in bütün bu hukuksuzluğuna seyirci kalmakta. Çin, Doğu Türkistan’ı imha ile yer altı ve yer üstü zenginlikleri hedef alıyor. İkincisi de Çin’in son yıllarda Pekin’den Londra’ya uzanan bir kuşak yol projesi ki bu proje Amerika’nın yayılmacı politikalarını empoze için kullandığı Marshall Projesinden belki yüz katı daha büyük bir proje, on trilyon dolar, 67 ülke ve 4 milyar insanı içine alan bir proje… Bu projeyle barış, huzur, ekonomik refah ve istikrar ve dünyaya güvenlik sağlayacağız diyor. Ama bunun arka planında Doğu Türkistan’ı topyekûn imha politikaları var. Burada eğer Doğu Türkistan bağımsız olursa Çin’in bu projesi tamamen hayal olacak. Çünkü Pekin’den çıkan tren, orta kuşak olarak adlandırdığımız Pekin-Urumçi-Doğu Türkistan sınırını atlayarak orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Kars’tan Ankara, Ankara’dan Marmaray, Marmaray’dan Londra’ya kadar gidiyor. Güvenliğini tesis etmek için kampları inşa ediyor, kamplarda cezaevlerinde öldürülen kardeşlerimiz bu proje ile ortadan kaldırma projesidir. Türkiye’nin bu projenin ortağı olması doğru değildir. Hem soydaşının Çin tarafından imhasına ortak olma projesidir hem aynı zamanda Çin’de üretilen her ürünün katarlarla, vagonlarla, trenlerle Anadolu’ya girişi ve buradaki her bir fabrikanın kapanması demektir. Çin’in ucuz ve zehirli mallarıyla doldurulması Türkiye’deki istihdamı ve üretimi de tamamen baltalar ve bitirir. Türkiye ekonomik olarak üretimde, mesela cari açığımızın yarısı tek başına Çin tarafından oluşturulmakta. Kimileri diyor ki Çin’le ilişkiler bozulursa yarın Türkiye zarar görür, kaybeder. Bunu söyleyenler kendi şahsi menfaatleri ve ticaretini kaybeder. Çin Türkiye ilişkilerinde, tek taraflı kaybeden Türkiye’dir, bundan Doğu Türkistan zarar görmektedir. Çin, BM’nin daimi veto hakkına sahip 5 üyesinden biridir. Ne Kıbrıs politikamızda, ne PKK terör örgütünde, ne Suriye politikamızda ne dış Türkler politikamızda ne de başka politikalarımızda, bir kere dahi Türkiye’nin menfaatine BM’de bir karar altına imza atmış değildir. Tam aksine Kıbrıs meselesinde sürekli Rum-Yunan tezine destek vermekte, Suriye’deki kahraman Türk askerlerimizi, Mehmetçiği emperyalist, işgalci, Osmanlı hayaliyle yayılmacı politika izleyen faşist olarak adlandırmaktadır. Durum böyle iken biz hâlâ Çin’den medet bekliyoruz. Bu yanlış politika Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bazı danışmanların, maslahatçıların, müşavirlerin Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün iyi niyetlerini, samimiyetini adil duruşunu lekeleyen bilgi ve tavsiyelerinden kaynaklanan bir sıkıntıdır. Bunun ileride Türkiye’ye çok ağır bedeller ödeteceğini buradan açık ifade etmek istiyorum. Bu politikanın yanlışını yakın zamanda daha net görüyoruz. Türkiye’nin Amerika’yla, Batı’ya, İsrail’le olan son yıllardaki güvensiz, istikrarsız, dengesiz politikaları ve bu çatışma politikaları sonucu Türkiye, son birkaç yıldır Çin-Rusya-İran ekseninde politika geliştirdi. Bunları Batı’yla ilişkilerinde alternatif bir stratejik bir güzergâh olarak seçti. Bunun doğru olmadığını biz yıllardan beri söylüyorduk. Bize dost olarak kendini tanıtan Rusya’nın geçtiğimiz ay iki defa Suriye’deki askerlerimize yönelik hava bombardımanını gerçekleştirerek askerlerimizin şehit olduğunu biliyoruz. Ve akabinde bir gün sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın 4-5 Şubat tarihlerinde Kırım’a, Ukrayna’ya giderek Kırım Cumhurbaşkanı Mustafa Celiloğlu’nu ziyaret ederek Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını, işgalini asla kabul etmiyoruz sözü doğrudur, alkışlanması gerekir ama geç kalmış bir açıklamadır. Rus askerleri Suriye’de Mehmetçiğimizi bombalamadan önce eğer biz bu cümleyi kullanmış olsaydık belki Rusya Suriye’de bize karşı bu kadar cüretkâr, Esad’ı destekleyen, Türk askerlerine kurşun sıkacak, bombardıman yapacak cesareti bulamazdı. Bekleyen, gören, sükût eden ve ürkek değil, biraz daha şahin politika uygularsak bence Çin’de de aynı politikanın geçerli olduğunu söyleyebilirim. Çin’in Doğu Türkistan’da 35 milyon soydaşımızı, dindaşımızı topyekûn imha politikalarına karşı Türkiyemizin Çin’in toprak bütünlüğüne saygılıyız, Çin’in toprak bütünlüğüne en büyük destek veren ülke biziz, terörist kim olursa olsun ona karşıyız, Uygurlar huzur içerisinde yaşıyor gibi yanlış söylemler Çin’i cesaretlendirirken Türkiye’ye karşı Çin’in cüretkâr ve âdeta taviz vermeden üzerine gidebilecek küstah bir politika izlemeye kadar götürebilmekte. Türkiye’ye Çin saygı duymamakta. Bakın 10 gün önce Türkiye’ye Çin’deki korona virüsten kaynaklı Çin mallarına ve Çin seyahatçilerine karşı geçici süreli bir yasak getirildi. Hâlbuki 30-40 ülke bu uygulamayı bizden önce başlatmış olmasına rağmen Çin, hiçbir ülkeye itiraz edemezken Türkiye’ye çok küstahça, “Türkiye’nin bu kararı asla kabul edilemez, bizim ilişkilerimize zarar verir, bunun bedelini öder” gibi tehdit edebilecek cesareti buluyor. Doğu Türkistan politikasında Çin’e, Kırım politikasında Rusya’ya taviz verirsek adamlar kapımıza kadar gelir, bize her türlü hakareti ve saygısızlığı uygular. Dış politikamızı bir kez daha gözden geçirip bizim sorumluluğumuzda olan, Allah’ın bize emaneti olan dindaşlarımız, soydaşlarımız ve akraba topluluğu uluslararası denge politikası, ülke menfaatini bir kenara bırakarak, onurlu politika ürettiğimiz zaman hiçbir ülkenin Türkiye’ye diz çöktüremeyeceğini, saygı duyacağını, bizimle pazarlık masasına oturacağını ifade etmek isterim.

 

–Doğu Türkistan’da yaşanan sıkıntıları anlatmak için bugüne kadar pek çok şiir yazıldı. Bunun yanı sıra romanlar, hikâyeler, tiyatrolar, filmler yapıldı mı?

–Bazı çalışmalar yapıldı. Ama bunlar biraz Batı eksenli. Türkiye’de bir Çin hayranlığı, Çin sevicilik vücut buldu ki Doğu Perinçek gibi birininin başı çektiği bir grup bugün Doğu Türkistan meselesinde Türk milletini aldatmakta, yanlış bilgilerle kafaları bulandırmakta. Doğu Türkistan’da hiçbir olay yok, zulüm yok, huzur içinde yaşıyorlar, Çin dünyanın en demokratik ülkesi, Uygur teşkilatları teröristtir, bölücüdür, özellikle benim ismimi zikrederek, Seyit Tümtürk Uygur teröristlerinin başıdır, Amerikancıdır, CİA’cıdır, FETÖ’cüdür, DAİŞ’çidir, PKK’lıdır gibi bir insanda aynı zamanda vücut bulamayacak kadar çok meziyetsizliği bize atfederek iftira atmakta. Bu alçağın bizimle ilgili iftiralarını birçok defa mahkemeye vermiş olmama rağmen bir Cumhuriyet Savcısı çıkmadı ki bunu işleme koysun ve mahkemede bununla ilgili bir hesap sorulsun. Maalesef bu olmadığı gibi bu alçağın… Geçen yıl 9 Şubat’ta Türkiye dış işleri bakanlığı sözcüsünün 2-3 yıldır Türkiye’nin Doğu Türkistan’daki zulme suskunluğunu bozarak Abdül Heyim öldürüldü mü, hayatta mı, Çin kampları kapatarak 1 milyondan fazla Müslüman Uygur Türk’ünü serbest bıraksın, bu insan hakları ihlâlleridir, BM’nin bu raporlarına geçmiştir, Çin burada Uygurları serbest bırakması gerekir diye bir tavsiye kararında bulundu. Ben aynı gün teşekkür ettim, dedim ki Allah razı olsun, Türkiye Cumhuriyeti devleti 3 yıllık aradan sonra adil, hakkaniyetli ve doğru bir tespitte bulundu, bu açıklamasını destekliyoruz diye… Doğu Perinçek de aynı gün Türkiye Cumhuriyeti devletini Çin’den özür dilemeye davet etti. Bunun hezeyanları karşısında ben dayanamadım. Bir Türk olarak, Müslüman olarak Doğu Türkistan’a sahip çıkmanın ötesinde, Türkiye’ye, Türk Milletine karşı yapılan bu hakarete, onursuzlaştırmaya, alçaklığa cevap verdim. Dedim ki, ey vatan haini, sen kimin evlâdısın, kimden yanasın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi soydaşına, dindaşına, onu bırak mağdura sahip çıkarak zalime dur diyebildiyse buna takdir ve teşekkür etmek gerekir. Türkiye’yi Çin’den özür dilemeye davet ederek, sen kimin adamısın, dedim. Benimle ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunuyor, bir cumhuriyet savcısı da hemen işlem başlatıyor, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ediyor, emniyet beni çağırarak, önden, yandan, sağdan, soldan profil resimlerim çekilerek ifadem alınıyor. İfademde dedim ki, sözümün arkasındayım, bu vatan hainidir, bu milletin evlâdı değildir. Türk milleti, devleti Çin’den özür dilesin alçaklığına ben tahammül edemedim. Bu devlet benim devletimdir, bu millet benim milletimdir. Ne kadar Doğu Türkistan’ın hak ve hukukunu korumakla sorumluysam, Türkiye Cumhuriyeti milleti ve devletinin şeref ve itibarını korumakta bir Türk ve Müslüman olarak benim görevim. Onun için buna karşı çıktım asla pişman değilim, dedim.

Doğu Türkistan’la ilgili resmi veya özel kanallarda katliamlar, Çin işkenceleriyle ilgili tek satır haber göremezken, Doğu Perinçek’in bütün kanalları sanki satın almış gibi bu yalan ve iftiralarının yaygın bir şekilde propagandaya âlet edilmesi ve Çin’i bir kurtarıcı güç gibi, bir demokrasi adası gibi göstermesi ve Doğu Türkistanlıları da Amerika’nın, CIA’nın uşağı gibi tarif etmesi düşündürücüdür. Birçok yazar, elleri tutmaz, gözleri görmez, yazamaz hale geldiler. Aslında belgesellerin, filmlerin, tiyatroların oynanacağı dramlar var Doğu Türkistan’da. Facialar, katliamlar var. Birçok makalelerin, haberlerin, programların, sinemaların, tiyatroların gündemini oluşturabilecek belgeler, bulgular var. Ama Türkiye’de maalesef sağır, kör ve dilsizlik hüküm sürmekte. Ama dışarıda hangi niyetle yapılırsa yapılsın bir ilgi var. Bunu da şöyle yanlış bir mecraya sürüklüyorlar. ABD Başkanı Trump’un bazı açıklamaları var. Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine atıfta bulunarak bunlar yanlıştır, Çin demokratikleşmek zorundadır, oradaki insan hakları ihlallerine seyirci kalamayız sözü bizim alkışlayabileceğimiz bir söz. O bu sözü hangi maksatla söylerse söylesin, o niyeti kendini bağlar, Allah’la kendisi arasındadır. Biz niyet okuyucu değiliz. Biz Doğu Türkistanlılara kim destek veriyor, kim vermiyor ona bakıyoruz. 3-4 hafta önce Amerika Dış İşleri Bakanı Pompeo’nun Kazakistan’a yaptığı ziyarette Doğu Türkistan sınırında bir çadır içerisinde “Çin Doğu Türkistan’daki Uygur Müslümanlarına büyük bir zulüm uyguluyor, Çin zulmünden dolayı göç eden göçmen Uygurlara dünya sahip çıksın, bu insanlık sorumluluğudur” demesini de yine alkışlıyorum. O hangi niyetle söylenmiş olursa olsun. Çin’i köşeye sıkıştırmak, parçalamak, Çin’le hesaplaşmak için söylesin ben söylenene bakarım, Doğu Türkistanlıların karartılan feryadını ifade ettiği için, Doğu Türkistanlıların dramını dünyaya anlattığı için teşekkür ediyorum. Niyeti, kendini bağlar. Doğu Perinçek başta, bazı siyasilerin Uygur meselesi Amerika’nın oyuncağı haline geldi, Amerika Doğu Türkistan üzerinden Çin’i parçalamaya çalışıyor, sözü çok onursuz, çok ahlâksızdır. Amerika Çin’le uğraşıyor, Doğu Türkistanla ilgileniyor diye biz Doğu Türkistan sorunundan kaçıyorsak bu bizim namertliğimiz, vicdansızlığımız, sorumsuzluğumuzdur. Amerika’yı bahane ederek namusumuz olan Doğu Türkistan sorumluluğumuzdan kaçmamız, Amerikancı, CİA’cı iftirasına sığınmamız Türk milletine yakışmaz. Şerefli bir insana, şerefli bir mümin, Müslümana asla yakışmaz. Biz sahip çıkalım oraya herkesten önce. Biz gücümüzün yettiği kadar Çin’e karşı tavrımızı, irademizi ortaya koyalım, Doğu Türkistanlıların sesini her platformda dile getirelim, Allah görelim neyler. Her şeyi Çin’in gücüyle, Amerikan düşmanlığı, işte bizim Batıyla olan düzensiz ilişkilerimizle dengeleyip Çin’i ve Çin’in zulmünü, Doğu Türkistanlıların oradaki kurban edilişini, göz yumarsak Allah bunun hesabını bizden sorar.

Türkiyemizde de, Türk dünyasında, İslâm coğrafyasında Amerika başta Batı’nın bazı yanlış politikalarından dolayı bir Çin hayranlığı, Çin sevicilik, Çin beklentisi var. Arabistan’a gittim Hacc’a, İslâm dünyasından gelen hacılarla karşılaşıyorum, nerelisin diyor, Türkiye’de yaşıyorum ama Doğu Türkistan asıllıyım, Uygur Türk’üyüm diyorum, neresi diyor, Çin işgalinde diyorum, Sin diyor, “ahseni nas” diyor, “ahseni nas” demek insanların hayırlısı, hayırlı olarak yad edeceğimiz bir tek Çin mi kaldı. İnsanların hayırlısı değil, vebalısı, belâlısı bu Çin. Şimdi umut bekledikleri Çin ne hale geldi bakın.

Biz şurada yanlış yapıyoruz. Amerika çok doğru politika izliyor, dediğimiz yok. Haşa. Burada FETÖ’den DAİŞ’e, PKK’dan PYD’ye Suriye’deki terör örgütlerine kadar silâhlandıran Amerika. Ben geçen hafta Amerikan Büyükelçisi bizim Kayseri’deki derneğimize gelmek için randevu talep etti. Orada kendisine söyledim. Bakın, dedim, Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin bu derece güvensiz ve istikrarsız oluşundan biz rahatsızız. Niçin FETÖ, PKK, DAİŞ, Suriye’deki PYD, YPG terör örgütü olaylarında, niye Türkiye’nin karşısında yer alıyor, terör örgütlerini destekliyorsunuz. Türkiye’de çaresizce alternatif arayışları içinde Rusya’ya ve Çin’e yönelik bir eksen kayması var. Suriye’deki askerlerimiz bombalayan ya da Kırım’ı işgal eden Rusya bize dost mu olacak, dedim. Son 2-3 yıllık Türkiye’nin politik arayışlarının sonucunda Rusya’nın bize dost olmadığını gördük, Suriye’de. Çin, Doğu Türkistan’da bu zulmü uyguluyor. Bunlar doğru politika değil, dedim. Gelin Türkiye ile doğru, içi doldurulmuş, samimi dostluk oluşturun. Ancak o şekilde Türk dünyasının, İslâm dünyasının, Amerika’nın da Rusya ve Çin gibi dinsiz, ateist, komünist ve bugünkü dünyada yecüc mecüc olarak bela olabilecek bu yönetime karşı sizin işbirliği yapmanız gerekir, dedim. Çin’i umut görenler, Çin’in zulmüne sessiz kalanlar görsün ki bu dünyanın bir sahibi var. Kâinatın bir sahibi var. Gerçek gücün sahibinin Allah olduğunu bir kere daha bize gösterdi. Bakın, Müslümanlara zulümde, Allah’a isyanda Firavun ve Nemrut’u geçen Çin ve komünist yönetimine Cenabı Allah, Firavun’u nasıl bir topal sinekle helâk etti ise hiç kimsenin onu yıkmaya gücü yetmez dediği Firavun’un hükümdarlığı nasıl yerle yeksan olduysa, bugün Çin’e o sinekten daha aciz, gözle görülmeyen bir virüsle Allah bir belâ verdi. İnim inim inliyor, kıvranıyor. Ve bize ne yaptıysa bunun bedelini Allah misliyle ödetiyor. Hani güçlü Çin? Bir ayda 2,5 trilyon dolar zarar etti. Çin komünist partisi içinde şu anda çatırdamalar var. Doğu Türkistan’da yapmış olduğu zulmün hepsini misliyle ödüyor. Müslüman olduğumuz için tecrit ederek her türlü zulmü reva gördü. 3 ila 5 milyon kardeşimizi sırf inançlarımızdan, kültürümüzden, medeniyetimizden dolayı kamplara, cezaevlerine attı. Terörist, radikal terörist, bölücü, vatan haini el Kaideci, Daişçi diyerek. Allah bir virüs verdi. 60 milyon Çinli bizim 3-5 milyon kardeşimiz gün yüzü görmüyor, cezaevinde veya kampta. Çin 60 milyonu karantinaya aldı. 60 milyon gün yüzü görmüyor şu anda. Evinden çıkanı vurun diyor. Bizim kardeşlerimizi bunlar terörist, vatan haini ilân edip sokakta vurup şehit ettiler, şimdi Wuhan’da evden çıkanları vurun diyerek kendi halkını kurşuna diziyor. Bizim tesettürlü bacılarımızın Allah’ın emri olan o örtülerini sokaklarda başından çekerek aldılar, örtüleri alınan kardeşlerimiz maskeyle örtünmeye çalıştılar o zaman. Şimdi taktıkları maskeyle. 2-3 sene öncesi nezle, gripten korunmak amacıyla taktıklarını söyledikleri zaman, nezle gribi bahane etme, sen radikal dincisin, bölücüsün, teröristsin, bölücülüğünü maskeyle örtmeye çalışıyorsun diyerek o maskeyi bile zorla aldılar. Bunun bedelini Allah şimdi 1,5 milyar Çinliye kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demeden hepsine maske taktırıyor. Allah’ın kısası böyle olur. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz otele gitse yer vermezlerdi. Arabada yer vermezlerdi. Adam yerine koymazlardı. Şimdi bütün dünya, Çinliler görüldü mü vebalıdan kaçar gibi kaçılıyor. Geçen sosyal medyada gördüm. Adam arkasına elektrikli bir pano koymuş, ben Çinli değilim, diyor. Allah; bizi nasıl aşağıladıysa, nasıl bizi ötekileştirdiyse, hâkir gördüyse bedelini yüzbin misliyle ödetiyor. Ben Çinli değilim diyecek hale geldiler. Evvelsi gün Fransa’daydım. İtalya’da önüne gelen Çinliyi dövüyorlarmış. Fransa’da sokaklara yazı yazmışlar, Çinliler ülkeyi terketsin, diye. Avrupa’da şu anda bu yaygın. Bize yaptıklarını misliyle ödüyor. Köpeği canlı canlı yakarak pişiriyor. Geçenlerde bir video gördüm, Çinliler köpek gibi havlayarak ölüyor. Allah sadece Müslüman Uygurların değil köpeklerin bile kısasını alıyor. Bunu halkımıza, siyasi liderlerimize söylüyorum. Günde beş vakit, kırk rekât biz “iyyake na’büdü ve iyyake nestain” “yalnız sana inanır yalnız senden yardım dileriz”. Öyle mi? Buna sözde değil, kalben iman etsek Türkiye hiçbir ülkeye eyvallah etmez. Hiçbir ülkede bizim zerremize zarar getiremez. Ama buna tam iman edemediğimiz için bir Amerika’dan medet umuyoruz, bir Çin, bir Rusya’dan medet umuyoruz. Hepsi de bize şamarını vuruyor. Gerçek izzet, şeref ve yardım Allah’ın ipine sarılarak, biz aslımıza dönerek bunu elde edebiliriz. Türkiye, bu sorumluluğunu inşallah yerine getirecek. Danışmanlar, dış işlerindeki monşerleri bu düşünce ve duyguyla yüklü insanlar olmalı. Herşeyi, menfaat ve dünya dengesiyle tevil eden insanlardan hayır gelmez. Allah Resulü olsa bize nasıl istikamet verirdi diyen danışmanlar bize lâzım.

 

Röportaj mahallinde bulunanlardan gelen soru:

–Çinli Müslüman Huilere bakışları nasıl?

–Onlar, bize göre çok rahat. Ama son 1-2 yıldır onlara da biraz dokunuyor. Türk ve Müslümansanız 1 numaralı düşmansınız. Bizimle tarihî mücadelesi, mağlubiyetleri, eziklikleri var ya onun kısasını almaya çalışıyorlar. Ama Müslümanlar da onun düşmanlığından kurtulamayacaklar. İsrail-Filistin mücadelesinde Filistin’e destek vereceklerini söylüyorlar, İslâm dünyasının desteğini kazanmak için. Ama Filistinle aynı inanca sahip Doğu Türkistanlıları topyekûn imha edeceğim, diyor. Niyetlerini anlamak lâzım. Müslüman aldanmasın Çin’den bize asla dost olmaz. Peygamber (as) Mekke müşrikleri ile mücadele ettiğinde Yahudilerle ittifak etti, müşrikleri bertaraf etti. Sonra gereğini yaptı. Bizim liderlerimiz müşriklerle birleşip ehli kitaba savaş açıyoruz. Eğer biz peygamber ümmetiysek bize rehber olarak peygamber yeter. Mursi, saygı duyduğum, Müslümanların oylarıyla seçilmiş bir liderdi. İlk ziyareti nereye oldu, biliyor musunuz? İlk gittiği yer, Çin. O da Allah’ı bir ilâh, yardımcı görmediği, O’na müracaat etmediği için devrildi ve maalesef Sisi denen cellâda teslim oldu. İman edeceğiz, teşekkür ediyorum.

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Neler olur neler... - Sayı 106
Bir ihtilâl...... - Sayı 104
Röportaj - Seyit Tümtürk... - Sayı 104
Oralardan haberler... - Sayı 104
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
İrfan işinde plân
Gurur ve hüzün
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?
Büyük Doğu dersleri -3-


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8035379
 Bugün : 1693
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 519609
 Bugün : 23
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 93
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim