Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2820 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

AB sürecine ve Avrupa medeniyetine itirazlar
Ka?an Emre

  Sayı: 43 -

(Küçük yeğenlerime… Hasretle ve sevgiyle…)

AB süreci içerisinde 17 Aralık takvimine yönlen-diril-en Türkiye; en nihayetinde 17 Aralık tarihine de, bundan sonraki süreç içerisinde nelerle karşılaşacağı noktasına da ulaşmış durumdadır. AB sürecini ve Türkiye’ye yönelik “takvim zincir- lemelerini” anlamlı bulanlar için; “hezimet-zafer” gürültüleri de, “efendim, istediğimizi aldık” fısıltıları da aynı kuru okumaların, aynı çapsız değerlendirmelerinden ibarettir.

Bugünlerde (en azından) haber ve bilgi akışını takip edenler, Hollanda Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını da anlamlı bulacaklardır. Sayın Bakan şöyle diyor: “Ne zaman sayın Başbakan –Erdoğan’ı kastediyor- bir teklifimizi kabul etse, danışmanları kulağına bir şeyler söylüyor. Bunun sonucunda da sayın Başbakan kabul ettiği teklifi kademe kademe reddediyor… Üzülerek belirtmeliyim ki; Fransa ve Avusturya kamuoylarının da büyük bir çoğunlukla karşı çıktığı Türkiye, AB’ye üye olamayacak gibi görünüyor.” Hollanda Dışişleri Bakanı’nın bu açıklaması “ortak bir şuuru ve bakışı” temsil ediyor. Bundan daha vahim ve elim olmak üzere: “Türkiye Cumhuriyeti’nin AB ile müzakerelerinin başlamasına, müzakerelerin devamına, askıya alınmasına ya da kesilmesine Lüksemburg gibi küçük bir ülke bile karar verebilecek duruma gelmiştir.” (1)

Bununla beraber; “Koca Türkiye Cumhuriyeti, AB ile olan ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi konusunda Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin –yani devlet olarak tanımadığımız ve bu haliyle Kıbrıs’taki herhangi bir dayatmasını kabullenemeyeceğimiz bir “yapının”- himmetine muhtaçtır.(2) Bu konunun, Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin –ki serüveninin ya da alacakaranlık kuşağının demek daha doğrudur.- devamı ve ilerlemesi için “ön koşul” haline getirilen; Kıbrıs’ın Rum yönetimi tarafından temsili ve bu durumun Türkiye tarafından tanınmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Yani AB’nin “ön koşul” halinde önümüze koyduğu Kıbrıs’ta, AB’nin istediği ve yönlendirdiği yapılanmayı tanımadığımız sürece “takvim zincirlemeleri” devam edecektir. Bu noktada öyle anlaşılmaktadır ki; Türkiye “AB süreci” adı altında attığı adım ve ilerlemelerle(!) AB’ye giriyormuş gibi yapmakta, AB’de Türkiye’yi “bir kol mesafesinde” tutup alıyormuş gibi yapmaktadır. Ancak, konumuz bu tanım ve tespitle sınırlı değildir.

Bulmışam yanmakda bir hal üze ki özge hali neylerem. (Fuzuli)

Türkiye-AB ilişkilerini Türkiye’nin Batılılaşma /Modernleşme (veya Modernleştirme) sürecinin başladığı, Osmanlı’nın Avrupa’ya karşı üstünlüğünü yavaş yavaş yitirmeğe başladığı dönemlere kadar geri götürmemiz gerekmektedir. Çünkü, işin aslına bakılınca Osmanlı’nın o dönemde Avrupalılaşma ile hedeflediği, bugünkü Türkiye’nin gerçekleştirmeye çalıştığından, özü itibari ile pek farklı değildi: Daha üstün olan medeniyete yaklaşmak ve onunla bütünleşmek. Türkiye Avrupa ilişkileri 1963 yılında o tarihlerde AET ile yaptığı ortaklık antlaşması ile yeni bir kurumsal zemin kazandı.(3)

O tarihlerden günümüze farklı evreleri, boyutları olan Türkiye Avrupa ilişkileri yukarıda belirtilen “üstün medeniyetle bütünleşme” hedefi doğrultusunda bir “süreç” halinde günümüze kadar geldi.

AB Türkiye İlişkilerini genel olarak sınıflandırmak gerekirse:

1-Türkiye-AB ilişkileri sürekli zig zag modeli izlemektedir.

2-Avrupa’nın güvenlik sorunu, ilişkilerde genelde belirleyici faktör olmuştur.

3-AB, Türkiye’yi hep bir kol mesafesinde tutmaya özen göstermiştir.

Türkiye-AB ilişkileri bu boyutuyla ve seyriyle iki taraf içinde sancılı, sıkıntılı, pürüzlü ve çelişkili bir süreçtir.(4)

Türkiye’nin Konumuna Dair

Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya “şeytan üçgeninde” son derece “girift” bir coğrafyada “imparatorluk geleneğine” sahip büyük Türk Milleti’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti her şeye rağmen bölgenin en güçlü ve istikrarlı devletidir. Son 80 yılda, böyle bir coğrafyada, bunca tehlike, tehdit ve günümüzde süre gelen “çağdaş istilalara” karşı ayakta kalıp; gücünü ve istikrarını korumuş olmasının temel nedenleri:

o Güçlü ordusu

o Merkezi/Üniter Devlet anlayışı ve geleneği

o Vatanın ve Milletin bölünmez bütünlüğü, devletin varlığı ve bağımsızlığı anlayışının temel nitelik ve hassasiyetlerinden olmasıdır.

Ancak günümüzde gelinen nokta göstermektedir ki; “AB süreci” adı altında devletin temel nitelikleri, Türk Milleti’nin derin kimlik anlayışı milli kültür ve hassasiyetleri “ilerleme-açılım” veya daha anlamlı bir şekilde “Efendim, bunları da tartışalım” şifresi ile “pazara düşürülmektedir.” Yine bu süreç içerisinde,Türkiye Türklüğü’nün tarih boyu diri olan “refleksleri” yumuşatılmaya, evcilleştirilmeye çalışılmıştır. AB süreci, yukarıda belirtmeye çalıştığımız; Türkiye’nin tarihi misyonu ve devlet geleneğinin tam aksine S.S.C.B.’nin çöküşünün ardından ortaya çıkan; “içi boşaltılmış- sıradanlaştırılmış-vizyonsuz” Doğu Avrupa ülkelerinin “AB süreçleriyle” –Türkiye’nin yukarıda belirtilen tarihi misyonuna aykırı olarak ne yazık ki- paralellik göstermektedir. Bu durum “Tek çaremiz AB, tren kaçmasın” aceleciliği ve aymazlığıyla geçiştirilmektedir.

AB Sürecinde Kıbrıs’ın “Dönüştürülmesi”

Hatırlanacağı üzere, Kıbrıs konusunda toplum maniple edilerek, bir tür “oldu-bitti” havası estirilmiş, böylesine millî ve hayatî bir konu “evet-hayır” seviyesine indirgenmiştir. Sancılı, sıkıntılı, çelişkili AB sürecinde, Kıbrıs konusuyla daha önce de belirttiğimiz işbu “pazara düşürülme” mevzuu had safhaya ulaşmıştı. Gelinen nokta ise, zaman ve şartların değişimi ile ve sürecin yeniden gözden geçirilmesi kaydıyla 1974’den farklı değildir. Üstelik, “daha kısa bir zaman önce Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Londra ve Zürih antlaşmaları gereği; Türkiye’nin üye olmadığı bir birliğe üye olması mümkün değildi. Şimdi roller değişti. Kıbrıs’ı yalnız başına temsil eden Rum tarafı, Türkiye Cumhuriyeti’nin AB ile müzakerelere başlamasını, gerektiğinde askıya alınmasını ve sonuçta da üyeliğinin veto edilmesi konusunda tam yetkilidir.”(5) Kıbrıs konusuyla –yani AB’nin “ön koşuluyla”- örneklendirdiğimiz AB süreci ve AB-Türkiye ilişkileri; problemlerin ve karşılıklı çekincelerin çokluğu ve daha da artacak gibi görünen bu sıkıntıların, AB sürecinin seyri konusunda yeni soruları ortaya çıkarmaktadır. “Anlaşılan o ki; süreç AB üyeliğine götüren süreç değildir. Gelişmeler Türkiye’nin bugün için AB’ye olan yarı bağımlılıktan tam ve mutlak bağımlı olmaya gittiğini göstermektedir.”(6)

Etliye-Sütlüye, Suya-Sabuna Dokunmak ve “Bana Dokunmayan Yılana” Seslenmek:

“Ben de Sizi Sevmiyorum…” Gümrük Birliği, Vakıflar-Tapu Kadastro-Mülk Edinme-Toprak Satın alma, Alevi ve Kürt vatandaşların azınlık statüsüyle tanımlanması, bizzat Başbakanlığa bağlı “Bilim adamlarının” azınlık raporu vb.: gibi konular “AB süreci” şifresiyle “çözülmeyi ve kademeli olarak parçalanmayı” işaretliyor.

Bütün bu belirtmiş olduğumuz hususların ardından AB sürecine halel getirilmesinden, toz kondurulmasından “rahatsız” olan “ya gireceğiz ya gireceğiz” mantığındaki (!) “Tam Üyeciler” tepki göstermektedir. “Panik yapılacak bir şey yok. Yahu, bu süreçte hiç mi bir şey kazanmadık?” diye serzenişte bulunmaktadırlar. Bu noktada, rahatlıkla belirtmek gerekiyor ki; atmış olduğumuz adımların, yaptığımız açılımların, ne kadar “kazanım” olduğuna dair bir muhasebe için gündemin toz-dumanından ve rüzgara kendimizi bırakmaktan kurtulmalıyız.

“Avrupa ile olan ilişkilere sınırsız sempati ve sonsuz bir antipatiyle yaklaşmak kökünden yanlıştır. İlişkilerin dengeli, soğukkanlı, tutarlı ve her iki taraf için de sürdürülebilir bir niteliğe kavuşturulması lâzımdır.”(7) Yani “tren kaçıyor! Kıbrıs Kambur! –Fener Rum Patriğini kastederek-Adam zaten ekümenik diye anılıyor! Yerinde Yönetim/Eyalet/Özerklik/Federasyon” gibi pervasızlıklarla şekillenen “niyet bozukluğunun” AB süreci içinde “belirleyici” bir yer edinmiş olduğunu anlamak gerekiyor. Bu noktada, gerçekçi ve soğukkanlı bir duruşla “süreci” iyi değerlendirmek buna göre tavır sergilemek gerekiyor. Tabii ki, ülkenin ve toplumun “süreç içerinde” geldiği -getirildiği- duruma karşın, çıkış yolu olarak gördüğümüz işbu “tavır sergileme talebimiz”; kavramlarını, sözlerini ve tavırlarını, dengelere, durumlara ve ortamlara göre belirleyen “rüzgara yapışık-bekle görcü- orta yolcu” zihniyetten değildir...

Türkiye’nin Dönüştürülmesi ve Türk Kimliğinin Tasfiyesi

Türkiye’nin AB süreci ile dönüştürüldüğü, devletin etkisizleştirildiği, bu toprakların ve devletin temel unsuru olan “Türk Kimliği’nin” anlamının daraltılmaya ve hatta tasfiye edilmeye çalışıldığı ortadadır. Yazı içerisinde sıkça belirttiğimiz gibi Türkiye’nin AB süreci sancılı, sıkıntılı, çelişkili ve pürüzlü bir süreçtir.Türkiye’nin AB’ye katılmasını yeni bir “tarih kırlması” olarak değerlendiren, Durmuş Hocaoğlu’nun, bundan 3 yıl önce yayımlanan ve geçtiğimiz günlerdeki makalesinde yeniden yer verdiği görüşlerini aktararak yazıma son veriyorum. Bu görüşlerin AB’yi en iyi şekilde ve yüksek bir idrakle tasvir edebilen, zihnî iğfal ve işgal edilmemiş, aklından ve midesinden batıya bağlanmamış, onurlu-omurgalı “Türk Aydınını” temsil ettiğini düşünüyorum.

3000 yıllık geçmişinin hesabını veremeyen insan “Günübirlik İnsandır.” (Goethe) Durmuş Hocaoğlu’ndan…

“AB’nin nihai hedefi, ‘Avrupa Birleşik Devletleridir’ ve bunun açık anlamı da şudur: Tarihin belirli bir döneminde feodalitelerin daha yüksek seviyedeki politik bir örgütlenme modelinin potasında eriterek Ulus-Devletlerin ortaya çıkış sürecinin yaşanması gibi,şimdi de benzer bir surette, Avrupalı ulus devletlerin, daha yüksek seviyedeki politik bir örgütlenme modeli, çapı daha geniş, daha üst seviyede bir ulus devlet (hiper ulus-devlet) olacak olan Avrupa Birleşik Devletleri (United States Of Europe) federasyonu potasında eritilme süreci yaşanmaktadır. Bu süreç ise, içine alarak eriteceği Avrupalı milletlerin mecmu-u yekununun muhassalasından oluşan ve “Pan-Avrupalılık” kimliğini birincil, belirleyici kimlik olarak kabul eden yeni bir millet üzerinde yükselecek olan istikbalin Avrupa B.D. demek olan, AB’ne girecek her devletin kendi varlığını bu büyük federasyon potasında eriteceği, bağımsızlığının sona ereceği bir süreçtir. Bunun Türkiye için açık ve net anlamı ‘tasfiyedir’ Türkiye topraklarından ‘Türk Kimliğinin ve Türk Devletinin’ Tasfiyesi!...’

Yani, AB’ne girmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin –hem de parçalanmış olarak ve yine hem de ne yazık ki Devlet eliyle- Avrupa B.D.’nin bir eyaletine dönüş(türül)mesi suretiyle tasfiyesi; binlerce yıllık Türk Tarihinin zirvesine ve kemal noktasına vasıl olduğumuz bu coğrafyada, varlığımızın sona ermesi, bin yıllık destanın noktalanması, Türkiye’nin İKİNCİ ENDÜLÜS olması demektir!...

Yine AB’ne girmek, bin yıldır Haç’ın karşısında Hilal’in müdafii olan Türkler’in saf değiştirmesi; Haç yanında ve Hilal karşısında saf tutması demek olacaktır.

Yine bunun içindir ki, Türkiye’nin AB’ne girmesi, İslam Dünyası’nın bin yıldan beri ilk defa olarak ‘Türksüz’ kalması ve bu da, heryerde ve her zaman temel referans olarak Roma’yı ve- ren AB’nin gerçekleştireceği Neo-Roma Fütüha- tı ile bu coğrafyada İslam’ın daraltılması ve ideal halde silinmesi ve ‘Roma Akdeniz Bütünlüğünü’ yeniden tesisi ile noktalanacak olan İslam Dünyasının Çöküşünün de başlangıcı olacaktır.”(8)

-

1-Özcan Yeniçeri, YENİÇAĞ GAZETESİ, 03/11/2004, Adını Koymak!
2-Özcan Yeniçeri, YENİÇAĞ GAZETESİ, 03/11/2004, Adını Koymak!
3-Ali Resul Usul, STRATEJİK ANALİZ, Türkiye’nin AB Üyeliği Sürecinde Siyasi Kriterler Sorunu:Dün Bugün Yarın, S.9, Şubat 2002 sayısı.
4-Ali Resul Usul, STRATEJİK ANALİZ, Türkiye’nin AB Üyeliği Sürecinde Siyasi Kriterler Sorunu:Dün Bugün Yarın, S.10, Şubat 2002 sayısı.
5-Özcan Yeniçeri, YENİÇAĞ GAZETESİ, 03/11/2004, Adını Koymak!
6-Özcan Yeniçeri, YENİÇAĞ GAZETESİ, 03/11/2004, Adını Koymak!
7-Özcan Yeniçeri, YENİÇAĞ GAZETESİ, 03/11/2004, Adını Koymak!
8- Durmuş Hocaoğlu, İstanbul Ruhu ve Akdeniz Kültür Bütünlüğü, s.14, Türkiye Günlüğü Dergisi, Nisan 2001


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen :     
Yorum : tek kelimeyle kendi geleceğimizi kendimix yokediyoruz




Ekleyen : Beh?et Kaynar    
Yorum : 5. sini düzenlemiş olduğumuz Kitap Kültür Sanat Fuarında sizleride aramızda görmekten onur duyacağız irtibat: Armoni Fuarcılık Behçet Kaynar 0536 818 86 30





 
AB sürecine ve Avrupa med... - Sayı 43
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney


Marksizm’in, her şeyin cevabını veremediği, “ilk insanı ve tabiatı kim yarattı” sorusuna “bunu ortaya atmakla tabiatı ve insanı yok farz etmiş oluyorsun. Bundan vazgeçersen, bu soruyu sormaktan da vazgeçersin” demesinden(diye karşılık vermesinden) anlaşılmaktadır. Ancak her şeyin cevabını verebilecek bir kriteryuma sahip olan “benim düzenimi kabul et, kurtulursun!” deme hakkına sahiptir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir
Sevgi
İnsanlar anlamaz beni
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7888082
 Bugün : 3562
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 516272
 Bugün : 49
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 50
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim