Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2733 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

20. Asrın "Çile" Harmanı Üstad Necip Fazıl Kısakürek
İktibas

  Sayı: 65 - Temmuz / Eylül 2010

(Dr. Mehmet Güneş;Altınoluk, Mayıs 2010, Sayı: 291)

O Türkçe'yi emsâlsiz bir mahâretle kullanan, kelimeleri bir kuyumcu titizliliğiyle işleyip taçlandıran, infilâk hâlindeki yanardağlar gibi için için yanan, rûhu fırtınalı ummanlar gibi dalgalanan, engin muhayyilesiyle has şiirin şafağına dayanan ve "her mısraı bir şiir mecmuası" olan "Şâirler Sultânı"ydı...

O, çölleşen fikir dünyamıza düşünceleriyle hayat veren, kandilleri sönmeye yüz tutmuş bir kubbenin rûhunu kalemiyle ateşleyen, kendimize ait mukaddes rüyâları görmemiz için "küllî bir tefekkür şuuru" oluşturmayı hedefleyen ve yeniden câmi merkezli bir medeniyet inşâ etmeyi gâye edinen eşsiz bir mütefekkirdi...

O, hem tasavvuf deryâsının derinliklerine dalan, hem de şâirliğin zirvesine ulaşan; mekânla zamanı, ezelle ebedi, idrâkle sezgiyi, akılla duyguyu, coşkuyla ritmi, biçimle ahengi birleştiren; fikrî yazılarında sanatkârlığını tebârüz ettiren, sanat eserlerinde de mütefekkirliğini terennüm eden müstesnâ bir edipti...

O, mücerredi müşahhas sembollerle ifâde eden anlatım biçimiyle nesri canlandıran, makâlelerini çarpıcı cümlelerle şâha kaldıran ve müthiş hitabetiyle kitleleri heyecanlandıran muazzam bir kalem ve kelâm ustasıydı...

O, maddede vârolan ihtişâmın sırrına eren, maddenin esrârında Allah(c.c.)'ın azâmetini gören, madde-ruh problemini iç âlemindeki coşkuyla bütünleştirip, zekâsının kıvraklığı sayesinde tadına doyulamayan muhteşem bir üslûpla dile getiren,

"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış,

Mârifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış."

diyerek poetikasını en veciz bir biçimde ortaya koyan büyük bir sanatkârdı...

O, kendine has tarzı, büyülü anlatımı, estetik kaygıları, sembollere yüklediği mânâların modern yansımaları, zıtlıkların ahengini ortaya koymadaki ifâde gücünün erişilmezliği, metafizik derinliği, kelime zenginliği, fikrî ve felsefî alanlardaki düşünce bütünlüğüyle kendine has bir nesir dili inşâ eden mükemmel bir nâsirdi...

O, el attığı her alanda şahikalaşmış, Türk Edebiyat ve tefekkürünün yüzünü ağartmış; şiir, tiyatro, hikaye, din-tasavvuf, roman, polemik ve tefekkür sahalarında "kitaplık çapında" eserler vermiş bir velût yazardı...

O, karanlık devirleri aydınlatmış, kendini bütün varlığıyla inancına adamış, "Türk'ün ruh köküne bağlı" nesillerin yetişmesi için çıra gibi yanmış, beyinlere ve gönüllere ışık tutmuş, gençliğe istikâmet vermeyi başarmış, millî kalarak evrenseli yakalamış müthiş bir fikir ve aksiyon kasırgasıydı...

O, "Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir" diyerek fikirde aksiyon arayan, "aksiyon düşmanı fikir adamı, dişleri sökülmüş ve pençeleri törpülenmiş bir sirk aslanı kadar merhamet telkin edicidir" hükmünün "Çerçeve"sini çizen ve aksiyonerliğini hayata geçirirken;

"Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes

Ey kahpe rüzgâr artık nereden esersen es"

diyen büyük bir davâ adamıydı...

O, İslâm'ı yok sayan, millî değerlerimizi göz ardı eden zihniyete karşı " ciddî, tutarlı ve seviyeli ilk hesaplaşmayı başlatan" korkusuz bir şâir ve mütefekkirdi... O'nun mısraları ilkbahar çiçeklerinin üzerine yağan rahmet misâli gönüllerimize damlarken, nesri de inkârın buz dağlarını bir ağustos güneşi gibi eritti ve "Tarihteki Yobazların" yobazlıklarını ispat etti...

O, şiirdeki tartışılmaz büyüklüğünün yanında; birçok konuya derin vukûfiyeti olan bir muharrirdi... O, "şiirdeki kudreti ve bir dâvâ adamı olarak samîmiyeti naif taraflarını setreden"; inandıkları ve yazdıkları ile yaşadıkları arasında "kendini arayan" bir insandı...

Hayatı boyunca ruhundaki cezbesi hiç eksilmeyen, yüreğindeki coşkusu hiç durulmayan, hitabetindeki hükmedici üslûbu hiçbir şartta zevâl bulmayan, enerjisi hiç tükenmeyen, yazılarında ve özel hayatında da otoriter tavrından hiç taviz vermeyen güç bir adam, hükümranlığını her an hissettiren güçlü bir adam, yaşarken klasik olmuş müstesnâ bir adamdı...

O, insan ve toplumun içinde bulunduğu sıkıntıları, çatışmaları, psikolojik hâlleri, eşyâ ve tabiatın künhüne vâkıf olmak için yaşanan hafakanları, ölüm gerçeği karşısında kulun acziyetini, mustarip "ben"in yalnızlığını, "ben" içinde yaşanan çatışmaları, hesaplaşmaları ve çözüm yollarını gösteren bir tefekkür burcuydu...

O, şiirde farklı bir çıkış yaparak çağımızın buhranlarını dile getiren, Yunus'un derûnî sesinin, Fuzûlî'nin yakıcı nefesinin, Nedim'in sevgisinin, Nef'i'nin öfkesinin, Nâbî'nin hikmetli söyleyişinin, Şeyh Galip'in İlâhî aşkının, Zîyâ Paşa'nın hicvinin, Abdulhak Hâmid'in metafizik ürpertisinin, Mehmet Âkif'in dînî duyarlılığının, Yahyâ Kemâl'in tarih şuurunun terkibini yapan ve " "Anamızın ağzımızdaki ak sütü" olan güzel Türkçe'mizi çok efsûnkâr bir biçimde "hâlis şiir"le buluşturan ve bu yüzden de "Sultân-üş Şuarâ" unvânını her yönüyle hak eden dâhî bir îman şâiriydi. ...

O, bütün şiirlerini hece vezniyle yazmış, millî veznimize kentli bir muhtevâ kazandırmış; modern şiir ölçüleriyle, insanın kâinattaki yerini, hayatın soylu acılarını, iç âlemin gizli duygu ve ihtiraslarını, ölüm ve ölüm ötesini, madde ve ruh problemlerini, ebedî dünyayı ve "Sonsuz'a varmayı" anlatmıştı... O, şiirlerinde, "boşluğu ense kökünde" gezdiren insanın "kızılca kıyâmet" kopartarak "öz ağzından kafatasını kusmasını", "kül ettiği can elmasını" terennüm ederken çok orijinal söz gruplarını ve sıra dışı benzetmeleri edebiyatımıza kazandırmıştı... O, sürekli infilak hâlindeki bir yanardağdı... O, ufuklarımızdaki zifiri karanlığı fecr-i sâdıka çevirecek olan tek istikâmetin Kıble, bu menzile ulaşabilme vâsıtasının "Sonsuzluk Kervanı" ve tek gerçeğin "Mutlak Hakîkât" olduğunu dünyaya haykıran bir volkandı...

O, İslâm'ın özünü anlayan ve anlatan, yaratılış gâyesini idrâk edemeyen hiçbir muhâkemenin idrâksizliğin ötesine geçemeyeceğini bilen ve bildiren, İslâm'ın topyekûn bir hayat nizâmı olarak kabul edilmesi gerektiğini kavrayan ve kavratan, hayâtın ve ölümün murâkabesini eserleriyle en güzel bir biçimde yapan ve yaptıran, aksiyonsuz bir îmana düşüncelerinde aslâ yer vermeyen, nesillerin muhtaç olduğu fikir yoksulluğunu hayatı boyunca telafi etmeye çalışan ve bütün eserlerinde "olağan"ın ötesine geçerek, "Aşkın" olanla, yâni "Müteâl" olanla irtibâtımızı sağlayan inanç âbidesi bir mütefekkirdi...

O'nun hayatından hiç eksilmeyen "tefekkürün çile hâline gelmesi", insanlığın yetiştirdiği çok büyük dâhîlere münhasır bir hâlettir... İşte bu hâlet-i rûhiye bütün ihtişâmıyla; Üstad'ın hayatında, sanatında, ve düşüncelerinde tezâhür etmiştir... O'nun çilesi, bedeninin çektiği ıstırapların çok ötesinde olan; ruhta, gönülde ve beyinde yaşanan "hafakanlar", "burkuntular", "zonklamalar", "kanlı kıymıklar" ve "mukaddes azaplar"dır... Üstad'ın bedenen dûçâr olduğu sıkıntılar, mücâdele zorlukları, karşı karşıya kaldığı yokluklar, uğradığı haksızlıklar, cezaevinde çektiği çileler; tefekkür çilesine göre bir hiç mesâbesindedir... O, "Allah, ıstırabını çektirmediği şeyin nîmetini vermez" dediği için devamlı çileye tâlip oldu, çile çekti, çileyi tâlim etti.. O, bastığı "Kaldırımlar"a, baktığı "Ayna"lara, duvarları yaralı "Otel Odaları"na, ölüm çanından daha acı bulduğu kampana seslerine, kesik çığlıklı trenlere, içinde korku dumanlarının kıvrıldığı bacalara, hülâsâ haricî âlemin her şeyine çile nazarıyla baktı, yağmurda bile "kanını boğan bir ipliğin "çilesini tasvîr etti... O, çehresinde sayılamayacak kadar çok çile çizgisi olan, çektiği ruh ve fikir çilesini bütün eserlerine yansıtan, çileyi yaşayan, çile içine yeni bir "Çile" parantezi açan ve 79 yıllık çileli bir ömrün "Çile"sini "hayâl kanatları kan içinde" kalarak kaleme alan 20. ASRIN ÇİLE HARMANI'ydı...

O, "hor, öksüz ve büyük" olan bir dâvânın "mukaddes yüküne" bir ömür boyu "rütbe" ve "mal" beklemeden "hamal"lık yaptı... O, "Öz yurdunda garip, öz vatanında parya" durumuna düşürülenlerin kısıl(a)mayan sesi oldu... O, solan ümitlerimizi yeşertti... Ulvî bir gâyeye yönelmenin mutluluğunu tattırdı bizlere... "Allah yolunun divânesi" olan "Anadolu" insanına; güvenilmesi gerekenle, yapılması icâp edeni anlatmak için:

"Yol O'nun, varlık O'nun, gerisi hep angarya;

Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk. Sakarya!.."

dizelerini haykırdı... O, bizim her alandaki sancaktarımızdı... O, çilesini çekmediği, bedelini ödemediği bir dâvânın dâvâcısı değildi...

O, "Vîrân olası hânede evlâd ü ıyâl var" demeyen, hânenin vîrân olmasına rızâ göstermeden umrâna imkan olmadığını bilen "bir inanmış insan"dı... O, Allah demenin yasaklandığı, elifin bile darağacına çekilmek istendiği devirlerde mangal gibi yüreğiyle ortaya çıktı, her türlü tehlikeyi göze alarak sesini yükseltip küfre giden yolların yanlışlığını anlattı... Hayatının hiçbir döneminde zâlimlerin hiddetini çekmemek için kısık sesle yapılan duâların gizli âmincisi olmadı; "Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak" demenin ötesine geçip, zindanları umursamadan insanlığı kurtaracak tek yolun "İlâhî Nîzâm" olduğun en yüksek perdeden ve en gür biçimde haykıran yılmaz bir mücâhitti...

O, inancını yılmadan savunan bir insan olarak sayısız tâkibata uğramış, dokuz defa "Taşmedrese" görmüş, dört yıla yakın bir süre Yusufiyeli olmuş, inancının çilesini çekmeyi şeref bilmişti... Hiç recûliyyet eksikliği göstermemiş, hiç ümitsizliğe düşmemiş, yenilgiyi ve alt edilmeyi aslâ kabul etmemişti:

"Mehmet'im sevinin başlar yüksekte,

Ölsek de sevinin, eve dönsek de,

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir,

Gün doğmuş-gün batmış ebed bizimdir"

diye haykıran, zafere bütün kalbiyle inanan, her zaman ümitvâr olan bir yiğit insandı...

O, ömür boyu "Ölümsüz Gerçek" in peşinden yürüyen, "ağrıyan akıl dişi"nin ilacını arayan, "göklerin kamçısıyla yediği dayaklar" sebebiyle metafizik gerilimler yaşayan, suyun kaynağında susuzluk çeken bir mustaripti... O; İslâm'ın nâmütenâhi ikliminde kendine gelmesiyle, Allah Resûlü'nün izinde doğru yolu bulmasıyla ve Abdülhakîm Arvâsî'nin rahlesinde irşâd olmasıyla "Mutlak Hakîkati" en güzel bir biçimde anlamış ve onun ruhlara sükûnet veren âsûde iklimine vâsıl olmuş bir bahtiyârdı...

O, Anadolu insanının derûnunda -küllenmiş olsa da- bütün saflığıyla yatan İslâm'ın ihyâ edilmesi gerektiğine inanan bir Müslümandı...

"Cebimizde kaybettiğimiz güneşi, el yordamıyla başka iklimlerde arar olduk" diyerek çıkış yolumuzu tek cümlede özetledi... Bu günkü geldiğimiz noktayı, üç katlı bir ev sembolüyle, her katın durumunu bir nesle hasrederek târif etti, üç katta 80 yılın tahlîlini en çarpıcı bir biçimde ortaya koydu, sehl-i mümtenî tarzıyla bir mîzân çıkardı ve müthiş bir "Muhâsebe" yaptı...

Üstad'ın "Yemeğim Fâtihâ, günde beş öğün" mısraından ilhâm alarak, O'nu hiç olmazsa "arada bir" yâd edelim ve "Fâtihâ"sız bırakmayalım... Cenâb-ı Hakk, Üstâdımıza ganî ganî rahmet eylesin, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in şefaati O'nun üzerinden hiç eksilmesin; kabri nûr, rûhu şâd, mekânı Cennet olsun...

Âmîn...

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Yaşadıklarını Sabaha anla... - Sayı 95
Necip Fazıl... - Sayı 94
Turgut Özal’ın Abdülhamîd... - Sayı 91
20. Asrın "Çile" Harmanı ... - Sayı 65
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (108): Rahman ve Rahim Olan Allah'ın; "Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya, 107) ve "İçinizden Allah'ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah'ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah'ta güzel bir örneklik vardır." (Ahzab, 21) buyurduğu Efendimiz'in (sav) söz davranış ve yaşayışlarında, örnekliğinde ve önderliğinde mânâsını bulan sünnet ve ehl-i sünnet müesseseleri...

Son Eklenen Yorumlardan
 Bir kımıltının bir kenara süpürdüğü beden im, aklım fırtınalara göğüs gerdikten sonra var mı bir hük... Sinan AYHAN

 Bilimi bilmemek, ilimden dem almak duası ile...... Sinan AYHAN

 Evet, sayın Erdal Kurtuldu hocamızın yazdığı bu yazdığı bizzat Kardelen dergisinde okumuştum . Şimdi... Osman Cemal Kızılaslan

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
YALÇIN TOPÇU İLE RÖPORTAJ -
Büyük olmak mecburiyeti
Birliğimizi daim eyle
Türkün kimliği
Kımıltı
Dubalı dünya düzeni -IV-


Ali Erdal - Büyük olmak mecburiy...
Ali Erdal - Hayal mi?
Kadir Bayrak - Türk birliği üzerine...
Kadir Bayrak - İç hatlar
Sinan Ayhan - Meselenin ruhu
Sinan Ayhan - Şaire hüzün yakışır
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Fatma Pekşen - Çay
Dergi Editörü - Birliğimizi daim eyl...
Site Editörü - Türkün kimliği
Mehmet Hasret - Düşüneceksin
Gönüldaş - Türk birliği
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Helâlleş
Necdet Uçak - Büyü çocuğum
Necdet Uçak - Ömür
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - İkindi rubaileri
Hızır İrfan Önder - Canımızsın Azerbayca...
Ayhan Aslan - Nedâmet
Ayhan Aslan - Çözüm
Olgun Albayrak - Türkü
Mehmet Balcı - Korona
Mehmet Balcı - Karabağım
Muhsin Hamdi Alkış - Çoklu birlik, çokluk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 107
Kubilay Ertekin - Düşman içerde
Mesut İlkay Yanık - Osmaniyeli
Halis Arlıoğlu - İçi boşaltılmış mill...
Ahmet Değirmenci - YALÇIN TOPÇU İLE RÖP...
Ahmet Değirmenci - Nerede kaldı yağmurl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - İsraf
Murat Yaramaz - Suç
Murat Yaramaz - Çelik
Mahmut Topbaşlı - Binip sevda atına
Erdal Kozankaya - İnsan ömrü de mevsim...
Mehmet Akif Bozkurt - Ben kim miyim?
Ferhat Nitin - Bir tufanda yolcu
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
İsmail Güçtaş - Mehmetim
İsmail Güçtaş - Cühelâ
Erkan Karakaya - Ne zaman
Gülşen Ayhan - Gömlekten
Mertali Mermer - Kımıltı
Cemal Karsavan - Aşk yandı ay bana gü...
İlkay Coşkun - Türk birliği ideali
Vildan Poyraz Coşkun - Daha dün gibi
Vildan Poyraz Coşkun - Zor günler
Erdal Kurtuldu - Cehâletin istilası
Gülzira Şaripova - Sahibine bırakılsın ...
Gennady (Henrikh) Gergardovich Dick - Parys gömlek
Özkan Aydoğan - Eriklerde
Rıdvan Yıldız - Hiç
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8357011
 Bugün : 4059
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 526731
 Bugün : 54
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 107. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
Son Güncellenme: 21 Şubat 2021
Künye | Abonelik | İletişim