Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2487 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MEDYA SEPETİ
Medya Sepeti

  Sayı: 44 - Nisan / Haziran 2004

Birkaç sene önceki bir toplantıdaki (Dinler arası diyalog toplantısı) konuşmasına hayran olduğum ve ortalığı o zaman “harman” yerine çeviren ilâhiyatçı profesörümüz, bu sefer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Önce Matta İncil’inden bir cümle, ondan sonra Kur’ân’dan bir ayetin mealini okudu. İkisinin mânâsının birbirine yakın olduğunu söyledi. Gerçekten öyleydi.

Arkasından şu vurgulandı: tabiî ki aynı mânâyı taşırlar. Çünkü ikisinin kaynağı aynı.

(…) İncil’in orijinal halinin bozulduğu inancını taşıyan müslümanlara, “Hayır öyle değil. Şu an elde bulunan İncillerin söyledikleri de Kur’ân’ın söylediği ile aynıdır’ denilmiş oluyor.

O zaman “ha Kur’ân, ha İncil” demek olmuyor mu? Bunun da arkasından “Ha cami, ha kilise” sözü gelir. Onun da sonu, “Ha Müslümanlık, ha Hıristiyanlık” noktası değil midir?

(…) Kur’ân ve İncil’in söylediklerinin birbirini tutması meselesine gelelim:

Dinle imanla alâkası olmayan bir konuşmacının, “insanlarla iyi geçinmek, insanlara faydalı olmak, ahlâk ve görgü kuralları” hakkında bir konuşma yaptığını düşünün. Bu konuşma içinde Kur’ân ayetlerinin mânâsına uygun birçok cümle bulmak mümkün (…)

Bir ilâhiyat profesörümüz konuşmasında diyor ki “Avrupa’da camiler açılıyor; ama burada bir kişi Hıristiyan olsa ayranımız kabarıyor.”

(…) Avrupa’da cami açılmasının karşılığı, Türkiye’de kilise açılmasıdır, Hıristiyan olmak değil. Avrupa’da camiler ihtiyaçtan açılıyor, Türkiye’de ise Hıristiyan olmayan yerlere kiliseler açılıyor. (…) (Ali EREN; Vakit, 06.11.003)

 

Eğer ben derhal tedavi görmesi gereken bir paranoyak değilsem, (Kur’ân kursları hakkında Diyanet’in önce alıp sonra vaz geçtiği karar hakkında) alınan karar, Cumhuriyeti felâkete götürecek, Türkiye’yi İran yapacak, geleceğin Taliban’ını yetiştirecek adımların bir tanesidir. (…) daha hiç gelişmemiş bir beynin ezberlerle yıkanmasına “demokrasi” diyemem. (Hıncal ULUÇ; Sabah, 09.12.2003)

 

(…) 1957’den 87’ye kadar Habib Burgiba tarafından yönetilmişti Tunus. Burgiba, dinin sosyal yansımalarından rahatsız olan, modernite dayatmasını devlet politikası haline getiren bir liderdi. (…) Bir ramazan günü halk, portakal suyu içerken gördü onu televizyonda. (…) Çok yakında Tunus’a giden bir dostuma göre tek örtülü kadına rastlanamaz bu ülkede. Sanırım Cumhurbaşkanı Sezer, Tunus gezisinde bu manzarayı yakından görmüştü. (Ekrem DUMANLI; Zaman, 13.11.2003)

 

(…) genellikle başı açık ve dini duyguları kuvvetli müslüman kadınlarda ortaya çıkan bir psikolojik durumdan söz edeceğim.

Dikkat ederseniz türbana karşı en aşırı tepkiyi bu kesim veriyor. Tutumlarını asla yumuşatmıyor, toplumdaki uzlaşıcı eğilimlere de çok içerliyorlar. Israrla Kuran’ın baş örtme zorunluluğu getirmediğini savunuyorlar. Kuran’ı böyle yorumlayanlara kızıyor, başörtülülerle sıkı “dindarlık” yarışına giriyorlar.

Bana kalırsa onların bu “uzlaşmaz” tutumunun altında sadece Cumhuriyet için duydukları endişe değil, ayrıca kendi “öbür dünyaları” için duydukları endişe de yatıyor!

(…)

Geçenlerde Fransa’daki Laiklik Komisyonu’nun Türk asıllı üyesi, türban yasağının kararlı savunucularından Gaye Petek, türban takmanın bir tür ayrıcalık getirdiğini anlatırken şöyle diyordu. “Türban takanlar dinine sadık ‘arınmış temiz kız’ olarak algılanıyor. Türban takmayan kız ‘orospu’ demek anlamına geliyor.”

Bu argümanı Nejat Arat da birlikte katıldığımız bir TV programında başka sözcüklerle ifade etmişti. (…) “… Biz müslümanız, siz değilsiniz, demiş oluyorlar. Ne demek yani, biz Müslümanlığı onlardan mı öğreneceğiz?”

(…) “Ayrımcılık yapıyorlar” diye ifade edilmeye çalışılan duygu aslında şu: Özellikle bizim gibi yüzde 99’u müslüman olan ama sadece yarısı başını kapatan bir ülkede müslüman olduğunu söyleyen ama başını örtmeyenler, örtenleri gördükçe vicdani rahatsızlık duyuyor galiba. Herkes birden örtmese, herkes birden Kuran’ın ilgili ayetlerini aynı şekilde yorumlasa, tesettürün şart olmadığı soncu çıkarılsa ve hep birlikte uygulansa, vicdanen rahat edecekler. Günaha girdikleri korkusundan kurtulacaklar. Ama o örtenler var ya örtenler; işte onlar oyunbozanlık yapıyor. Onların içindeki rahatsızlığı depreştiriyor. Onların vicdanı gibi oluyor bir bakıma… “Defolun müslüman” oldukları duygusunu yaratıyor belki…

“Müslümanlığı onlardan mı öğreneceğiz” tepkisi bana bunları düşündürüyor ister istemez.

Aslında başlarını örtmek istemiyorlar. Ama bunu İslâm’a uygun olduğu konusunda “konsensus sağlanması” ve hep birlikte uygulanmasını istiyorlar. Bunun aksını hatırlatan biriyle karşılaştıklarında da huzursuz oluyorlar, onları affetmiyorlar!

Peki, aynı öfkeyi neden öteden beri başını geleneksel biçimde başörtüsüyle örtenlere karşı duymuyorlar da, şimdi türbanlılara bu kadar kızıyorlar, deseniz; çünkü o kesimin başını örtmesini “İslâmiyetin yanlış yorumuyla” açıklamak daha kolaydı. Onların örtüsünü gelenekle, cehaletle, batıl itikatların esiri olmakla açıklamak mümkün olabiliyordu.” Onlar İslâm’ı kaynaklarından incelemiyor, dolayısıyle öyle zannediyor” diye savunabilirlerdi kendi yaşam tarzlarını.

Ama türbanlı için aynı şeyleri söylemesi kolay değil.

Üniversite bitirmiş, doktor, avukat, sosyolog olmuş, siyasete girmiş bir genç kadının tesettürdeki ısrarını aynı gerekçelerle açıklaması zorlaşıyor ve bu zorlaşma, başı açık ama müslüman kadını hırçınlaştırıyor.

(…)

Ben, bütün bu duyguların dışında; her iki tesirin de uzağında biri olarak bu öfkeyi anlayabiliyorum. Ama bir duyguyu anlamak başka şeydir, hak vermek başka

Psikolojik bir durum tahlil edilip anlaşılabilir, ama bir yasağın gerekçesi yapılamaz. Bazı insanların vicdan huzuru için başka bazı insanların vicdan özgürlüğü kısıtlanamaz.

Keşke böyle hırçınlaşmak yerine, “herkesin kendi yorumu kendine” diyebilseler… O zaman hem kendi huzurlarını korumuş hem de başkalarının huzurunu kaçırmamış olurlar. (Gülay GÖKTÜRK; Tercüman, 25.01.2004)

 

Hürriyet’in başlığı bu:

Başörtüsü takınca maçtan atıldı.

Haberin devamı ise şöyle:

13 yaşındaki Amin kendisini uyaran hakeme bugüne kadar oynadığı maçlarda başörtüsünü hiç çıkarmadığını ve kimsenin kendisini uyarmadığını söyledi. Maçın hakemi ise başörtüsünü çıkarmadığı sürece maçta oynayamayacağını bildirdi. (…) Amina Jendoubi’nin başörtüsü nedeniyle maçtan atılması, Hentbol Federasyonu yöneticilerini kızdırdı. Federasyon Başkanı Terje Anthonsen, federasyonun geçen yıl tüm hentbol kulüplerine gönderdiği yazıda, oyuncuların dini ve kültürünü sembol olarak kullanılan başörtüsü veya benzeri kıyafetleri oyun içinde taşıyabileceklerine dikkat çektiğini belirterek, “Genç kızı takımdan atan hakemin, tecrübesiz olduğu anlaşılıyor. Biz kendisinden özür diliyoruz. Söz konusu hakem uyarılmıştır.” dedi. (Hürriyet; 05.11.2003)

 

(…) Böyle giderse millet Çankaya’ya da eşi türbanlı birini çıkaracak. (…)  Türban tırmaladıkça düşmüyor, pekişiyor. (…) (15.11.2003)

İster dünyanın bütün Hıristiyanları, Yahudileri, Budistleri ve tanrı tanımazları, isterse bütün tanklar aynı yasağı savunsun; başörtüsü engeli inanç özgürlüğüne karşı işlenen bir suçtur. Bu yasak dalalet ve ihanetin ürettiği büyük bir millî afettir. (12.11.2003) (Ömer Lütfi METE; Sabah)

 

(Diyanetin önce ortaya atıp, sonra çarkettiği Kur’ân Kursları yönetmeliği dolayısıyla) öyle bir panik havası esiyor ki, hemen Kur’ân’a, dine ne gözle bakıldığı ortaya çıkıyor. (…)

(…) Kuran öğreniminin erken yaşlarda başlaması gerekiyor, burası özgür bir ülke, istemeyen çocuğunu göndermez, olur biter. Kuran kurslarının Tevhidi Tedrisata’a aykırı tarafı filan yok, (…) denetime açık yerler (…) mesele pedagojik kaygılar ve hattâ rejime tehdit algısı dahi değil, bizim kimliğimizin bir parçası olarak dinimizle, çok köklü ve sorunlu bir ilişkimiz var, din deyince bazılarımızın tüyleri diken diken oluyor. (…) dinle özellikle İslamla olan marazi ilişkilerimizi mutlaka düzeltmemiz gerekiyor. (…) kendi ile barışık olmayan insanlar, kopmpleksli oldukları konularda soğukkanlılıklarını, mantıklarını yitirip hezeyanlara, kuruntulara teslim oluyorsa, bu, toplum için de böyle. Türkiye’nin bazı konularda ciddi bir terapiye ihtiyacı var, yoksa hezeyanlar arasında tüm dengesini kaybedecek. (Nuray MERT; Radikal, 12.12.2003)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Erdoğan: Pısıp geri adım ... - Sayı 78
Artık tasada ve kıvançta ... - Sayı 78
?nl? yazarlardan ?stad yo... - Sayı 67
M. Kemal'in gizlenen vasi... - Sayı 64
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Beslenmede sünnet ölçüsü
Gıda
Su gibi aziz ol
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16689703
 Bugün : 287
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 724665
 Bugün : 25
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 355
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim