Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1145 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mizah
Ali Erdal

  Sayı: 113 -

90’ların ilk yıllarında, meslek içi eğitim cümlesinden bir seminerde konuşmacıyım… Ders Türkçe, muhataplarım meslektaşlarım, öğretmenler. Dopdolu sınıfta biri var ki, her sözüme oturduğu yerden, bazan mırıltıyla, bazan etrafının duyacağı şekilde, bazan da yüksek sesle esprilerle cevap yetiştiriyor. Basit ve kaba espriler… Maksat dersi sulandırmak ve muhtemel tesiri kırmak. Dilin kendi kanunları muvacehesinde geliştirilebileceğini ve dilde devrim olmayacağını, olamayacağını, böyle bir işe kalkışmanın Donkişotluk olduğunu, hattâ yerine göre bunun ihanet olacağını söyleyince iyice kantarın topuzunu kaçırdı. Kaba ve müstehcen esprilerle etrafını güldürüyor. Öyle oldu ki, hoca niye buna haddini bildirmiyor kanaati hâkim oldu sınıfa.

İlkin, hoşnut olmadığımı ihsas ettiren hafif bir tebessümle; ardından kırgın ve kızgın bir bakışla ikaz ettim. Ve memnun olmadığımı açıkça gösterdim, dille de ifade ettim. Söz ve espriyi israf ettiğini sert bir sesle söyledim. Anlayacak gibi değil, üstelik nezaketimi aczime vermiş olmalı ki, şirretliğini arttırdı. Ders yarı oluyor… Çok harika bir espri patlattığını zannettiği bir çıkışı üzerine, sınıfta gezinirken yanına gittim. Sırasının üzerine, dikkat et mânâsına birkaç kere tıklattım. Yerime geçtim. Zavallı hoca, doğrudan müdahale etmekten âciz, sessiz sedasız tehdit ediyor. Yalvarıyor da denebilir. Otoriteye başkaldıracak cesaret, her yerde gizli ve açık taraftar bulabilmiştir. Onu topluluk önünde mahcup etmek istemeyişimi anlayıp susmak yerine, herkesi hayran edecek zeki istihzalarının dozunu arttırıyor. Bazı arkadaşlarının işaretle sus demesi ona daha da gayret veriyor. Hafif rüzgârlar, yangını arttırırmış.

Dersler üst üste iki saat, arada onbeş dakikalık teneffüs. İlk dersin sonuna doğru, hocayı mat edecek bir çıkış yapmak üzere. Aslan parçası, hocayı belki bir şeylere düşmanlıkla da itham edip ikinci derse gelemez hale getirecek. Yerimden kalktım, ona doğru yürüyorum. Düello başlıyor mu? Bütün sesler kesildi, mizah ustası ve espri dehası da durakladı. Yanına vardım, önüne dikildim, o da gayriihtiyari ayağa kalktı… Göz gözeyiz. Öfkemi anlayıp özür dilese keşke. O sırada zil çaldı. Kimsede dışarı çıkmak için hareket yok. Heyecanlı maç, canlı yayın; tekrarı da yok… Sen misin, beni ikinci derse gelemeyecek hale getirecek! Artık haddini bildirmemek meslek haysiyetine dokunur. Gözlerinin içine bakarak yüksek sesle dedim ki:

–İkinci derse gelince, iki cümle söyleyeceğim… Birincisine memnun olacaksın ve ben neymişim be âbi diyeceksin… İkinci cümleyi söyleyince… Kendinde yerinden kalkacak hal bulamaycaksın!

Düelloyu kabul etmekle kalmamış, ilk hamleyi de yapmıştım.

İkinci derse girince herkes pür dikkat ayakta… O bile… Maç heyecanını bilirsiniz.

–Buyurun…

Herkes oturdu, merakla bakıyorlar. Yerime oturunca ona bakan gözler, bana çevrildi:

–Bir yazarımız diyor ki: “Espri, zekânın hakkıdır. Öyle lütfen verilmiş bir atıfet değil… Espri zekânın tabiî hakkıdır; ancak zeki olanlar espri yapar, yapabilir yani meselenin can alıcı noktasını görebilir ve gösterebilir…

Meslektaşım etrafına bakındı, sözlerimin nasıl yorumlandığını görüp, ne yapacağını kararlaştıracak… Kimsede yorum yok, herkeste sadece merak... Kırpıştırarak kısık gözlerle bana bakıyor… Sınıfa döndüm, kahramanı işaret ederek:

–Bakın, söyleyeceğim ikinci cümlenin sadmesini şimdiden, daha söylemeden hissetti, bu sebeple bu güzelim övgüye sevinemedi.

Açık ve gizli gülüşmeler… Sınıfı yanıma almıştım. Espri dehasına döndüm:

–Yazarımız sözüne devamla diyor ki: “Espri, yemeğin tuzu biberi gibidir, azı tat verir; dozunu ayarlayamamak, haddinden fazla kullanmak yemeği yenmez hale getirir. İslâm büyüğü de diyor ki, bir şey haddini aştı mı, zıddına döner. Tuz ve biber, kaşık kaşık yenmez, kaşık kaşık yemeye kalkmak ahmaklıktır.”

Üç beş saniye öyle kalakaldı. Sonra sınıftan çıkıp gitti. 

● 

Okullarda fabl (insan dışındaki varlıkları, insan gibi davrandırma ve konuşturma sanatı) örneği olarak okuma kitaplarında yer alan karga ile tilki fıkrasını herkes bilir. Derste onu işliyoruz. Bu türün aslının bizde olduğunu örneklerle ifade ettik. Bir öğrenci ısrarla fıkra anlatmak istiyor. Anlat… Sınıfın önüne çıkıp anlatmalıymış… Peki… Meydan yerine çıktı:

–Bir karga varmış. Bir gün bir parça peynir bulmuş ve bir ağacın dalına konmuş… Âfiyetle yiyecek…

Ne yapıyor bu… Az önce ders olarak işlenen fıkrayı anlatıyor… Bizi aptal yerine mi koyuyor. Sadece sen mi anladın fıkrayı? Sınıftan hafiften protesto sesleri gelmeye başladı… Fıkracıbaşı, mırıltılara aldırmıyor:

–Öteden bir tilki çıkagelmiş… Ne kadar kurnazdır, bilirsiniz… Kargaya dil dökmeye başlamış… Tüylerin şöyle parlak ve güzel, … Gözlerin şöyle, gagan böyle… Eminim sesin de bülbülleri kıskandıracak güzelliktedir…

Sınıftan protestolar yükselecek fakat öğretmen bakışlarıyla onları susturuyor. O, hiçbir şeye aldırmadan anlatıyor…

–Güzelliğini görüyoruz, mutlaka çok harika olan sesinden ne yazık ki mahrumuz.

Bir insan, herkesin bildiği bir fıkrayı ilk defa icat ediliyormuş gibi bu kadar şevkle nasıl anlatır… Fıkracıbaşı bir an durdu… Sınıfı süzdü… Herkes bir fevkalâdelik olacağını hissediyor. Kimsenin duymasını istemediği bir sır söyler gibi sesini yavaşlattı, tane tane:

–O zaman karga ağzındaki peyniri bir dala sıkıştırıp emniyete aldıktan sonra demiş ki… İki sahte övgüye aldanmak ancak (Lafonten)in masalında olur… Ve tilkinin şaşkın bakışları karşısında peyniri sıkıştırdığı yerden alıp yemiiiş…

Bir anlık şaşkınlığın ardından sınıftan bir alkış koptu. Alkış bitince fıkrayı anlatan öğretmene döndü:

–Bizden örnek diyorsunuz ya hocam; bu fıkrayı ben icat ettim… 

● 

Nasrettin Hoca soruyor:

–Topraklarımız verimli mi?

–Eveeet!

–Yeraltı zenginliklerine sahip miyiz?

–Eveeet!

–İklim güzel, sular bol, deniz imkânları geniş, coğrafya harika mı?

–Eveeet!

–Öyleyse niye büyük ve kudretli olmuyoruz? 

Mizah!.. Hakkı hakikati, en can alıcı yerinden ele alıp ifade eden fikirci; doğru, yanlış, iyi, kötü, güzel ve çirkini, şıp diye ayırdeden mihenk taşı; sözü, tebessümle sona erdiren neşter; bir ucu edep ve zarafet, diğer ucu kabalık ve iğrençlik olan sopa...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Nereye kadar?... - Sayı 126
Yolculuk... - Sayı 125
Büyük depremin öncüleri... - Sayı 125
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Öğretmen ve öğrenciye “okul sigortası” hakkı verilmiş. Pek yerinde, artık disiplinsizlik yüzünden okutmak da, okumak da “risk unsuru” taşır oldu. 
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Sağlık sisteminin şifresi


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16714467
 Bugün : 819
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 726283
 Bugün : 43
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 263
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim