Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     400 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

İçimizdeki çocuk ölmesin
Ekrem Yılmaz

  Sayı: 125 -

Fıtratın Korunması ve Kaybedilen Aşkın İzinde 

Çocuklar, gelecek sizin! Siz zaten bizzat geleceksiniz! Ve İslâma aitsiniz. Zira “İslâm fıtratı üzere doğduğunuzu” ve her doğanın böyle olduğunu Sadık Habercimiz bildirdi. “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen” Gaye İnsan: “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha değerli bir miras bırakmamıştır.” diye de buyurdu. Yani hem dünyaya güzel gelişimiz müjdelendiği gibi onun muhafaza edilip aktarılması öğütlenmiş oldu.

Ve insan, iki kanatlı uçulabildiği hikmetinden dolayı şu müjde ve tehdide muhatap kılındı:

“Gerçekten insanı ahsen-i takvîm üzere (en güzel şekilde) yarattık. Sonra onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik.” Tin Suresi 4, 5. âyet meali.

Ne ekersek onu biçiyoruz. Kanun bu… Dünya ahiretin tarlası, burada ekilenin orada biçileceği gibi, yarınımız da bugün ektiğimiz çocuklarımızda şekillenecek. Ana-babalar, cemiyet ve verilen eğitim, çevre belirleyici unsur, ekim yapanlar oluyor. Bir kavmin kendini bozup değiştirmedikçe, Allah zulmetmeyeceğini, kimsenin halini değiştirmeyeceğinin, hallerini kötüleştirmeyeceği haberini veriyor. O halde çocuklar nasıl yetişmeli ki, yarınlarımız güzel, parlak, nurlu, umutlu, saadetli olurken, onlar da beklenen nesil olarak yoğurulsun? 

Nasıl?

Onların fıtratları zaten iyi, güzel, doğru, neşe ve selâm üzere… Yani doğuştan müjdeliler! Çocuklar iyi, çocuklar güzel… Çocuklar doğruluk üzere olmaya doğuştan meyyal… “İslâm fıtratı üzereler.” O halde onların terbiyecilerine düşen, bu fıtratlarını korumak, bozulmasına meydan verdirmemek; üstüne de bu iyilik ve güzelliklerini geliştirmek, yolunu açmak olmalı… Ebeveynlerin, cemiyetin, eğitiminde topyekûn terbiyecilerin vazifesi buydu. Bu olmalıydı! Oldu mu, başarıldı mı?

Hayır!

Hem de nesiller boyu başarılamadı ki, dörtyüz yıldır Türk cemiyeti, aile hayatı perişan; hâlini düzeltemedi. Fıtratları bozulmaktan koruyamadı ki perişan hâl devam etti. Bu durumun çok esaslı tahlil edilmesi, araştırılması ve muhasebesinin yapılması lâzım. Nerde, ne zaman, nasıl, kim bozdu? Ne zaman başladı, kimlerle nasıl devam etti ve netice nereye vardı? Hâlimiz ve çaremiz nedir? Elbette bu davanın muhasebesini yapan, çilesini çeken, eserini veren olmuştur.

Beklenen mütefekkirimiz bunların cevabını ve eserlerini vermiştir. Efrâdını camî ağyârını mâni şekilde hepçi bir yaklaşımla dost ve düşman tespiti yapılarak tarih şuuruna erilerek devlet ve millet yapı ve işleyişi nasıl ve hangi yollarla dinamitlendi apaçık orta yere serilmelidir.

Devlet ve cemiyetin yapı taşı aile, ailenin de fertler. Fertlerin filizleri çocukları… Dün, bugün, yarın çocuklar fıtrat üzere korunup geliştirilmişse ve geliştirilecekse, bu aile ve cemiyetin telkini ve verdiği eğitimiyle olduğu gibi; fıtratları bozulup esfel-i sâfilîne kaydıysa ve kayacaksa yine aile, cemiyet ve eğitimle olmuş olacak. Ne ekiyorsak onu biçiyoruz ya, kanun bu… Kimse buğday ekip mısır biçmedi hiçbir zaman…

Buradan hareketle insanın dünyaya gelişindeki fıtrat temizliğini müjdeleyen yegâne mukaddes din olan İslâm onun nasıl korunup, kollanıp geliştirileceğinin yolunu da göstermiş midir? Elbette! İman esaslarıyla beraber; her iyi, güzel, doğrunun emirlerini bildirip, bütün kötülüklerin ve fıtrat bozucu her nesne ve ahlâkın yolunu yasaklayarak tıkamıştır. Emir ve yasaklar çifte kanat hikmeti: Biri eksik olursa uçulamıyor!

Helal ve haramı; hadleri bildiren Allah Resulü Kitabı Kadimde ‘güzel örnek’ olarak gösterilirken, kendileri de bize Sahabelerini kurtuluş için uyulacak gökteki yıldızlar olarak vasiyet etmiştir. Allah hepsinden razı olsun.

Hamdolsun kurtuluş için yol her zaman ortada… Korunmak ve kurtulmak için nedir o yol?

*KİTAP: Allah Kelâmı, hüküm.

*SÜNNET: Allah Resulü, en güzel örnek…

*İCMA: Sahabeler ve o çizgiyi muhafaza edenlerin birleştiği nokta.

*KIYAS:

Onlara uyan üstünlerin içtihat ve fetvaları… Yol göstermeleri.

Hayatımızı bu esaslar çerçevesinde yapılandırarak imanımızı tashih edip salih amel ve ihlâs ile ruhlarımızı besleyip “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmayı” bize öğütleyen Kurtarıcımız Ufuk Peygambere uyarak yaşanan bir aile ve cemiyet ortamı oluşturulduğunda yarınlar beklenen nesil o güzel çocukların olacaktır inşaallah! İslâmın dışındaki her bir yol da fıtratı bozucu olduğu için iman gölgelenmiş, aşk donmuş, kaybedilerek ham yobaz ve kaba softa peydahlanmıştır. Bozulma süreci de öyle başlamış, hâlimiz sonunda bugünkü durumumuza inkılâp etmiştir. Kanunî ile başlayan bu bozulma sürecimiz yüz yıllarca nasıl durdurulup tersine çevrilemedi? Bozula bozula devam edip daha da müzminleşti, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinde sürüp bugünkü hâli aldı? Hâl bu oluncaya kadarki süreçte anlatılmaya çalışılan kurtuluş reçetesini bilenler yok muydu? Elbette vardı hep… Bugün bu bildiklerimiz onlar vasıtası ile bizlere ulaştı.

O halde?

O halde kötü gidişi durduramamanın sırrı neydi?

Çilesini çekenlerin teşhisi ile: DAVANIN AŞKI KAYBEDİLMİŞTİ. Vecd uçmuş, kalbe giden yol tıkanmış, vicdanilik ve samimiyet yitirilmiş; kaba softanın sesi yükselmiş, Şeriat isterken Şeriate ihanet edilerek en çukura, esfel-i sâfilîne düşülmüştür. Böylece ham yobaz karanlık ruhu ile çocukların gözünü açtığı dünyada ruhuna uygun karanlık bir fert ve cemiyet hayatı inşa etti. Böylece aşkını kaybeden bütün muvazenesini ve her şeyini kaybetmiş oldu. Bu aşk geri kazanılır mı? Kazanılırsa nasıl kazanılır? Bu aşk nasıl geri kazanılır, bunu bu yazıyı yazan bilmiyor. Ancak duaya sarılıp, gözyaşı ile yıkanmaya devam etmekten başka çıkar yolumuz olabilir mi? Dua ve gözyaşı dökebilmekten; bunu sığınma, korunma ve olma vesilesi bilmekten başka elimizde bir şey yok! Bunu da kaybetmekten büyük belâ, musibet ve çaresizlik olmadığını Allahu Azimüşşan Musa Aleyhisselâma bildirmiş. 

Allahım bize aşkımızı geri lütfet, kalplerimizi dirilt, ‘bizim yaratılışımızı güzel eylediğin gibi, ahlâkımızı da güzelleştir’, kemâle erdir. Kalplerimize yumuşaklık ver ki, ağlayabilelim! Âmin.

Geleceğimiz için ümitlendirecek yola şuradan girebiliriz:

“Yandı kitap dağlarım, ne garip hâl oldu!

Sonunda bana kalan, ilmihâl oldu!”

“Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!

Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!” (Necip Fazıl)

Biz de ‘ağlayabilseydik, anlayabilecektik’! N’olur içimizdeki çocuk ölmesin:

Hep çocuk kalalım!

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ümitle... - Sayı 129
Bekir geldi... - Sayı 129
Türk binyılı... - Sayı 129
Zaman bendedir şuuru... - Sayı 129
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Marksizm’in, her şeyin cevabını veremediği, “ilk insanı ve tabiatı kim yarattı” sorusuna “bunu ortaya atmakla tabiatı ve insanı yok farz etmiş oluyorsun. Bundan vazgeçersen, bu soruyu sormaktan da vazgeçersin” demesinden(diye karşılık vermesinden) anlaşılmaktadır. Ancak her şeyin cevabını verebilecek bir kriteryuma sahip olan “benim düzenimi kabul et, kurtulursun!” deme hakkına sahiptir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17522543
 Bugün : 10118
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 840508
 Bugün : 202
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 307
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim