Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2288 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Dua, kulun acizliğini gösterir
Mustafa Kınıkoğlu

  Sayı: 89 - Temmuz / Eylül 2016

Güzel hikâye yazmayı çok isterdim. Bu hevesten olsa gerek, bazen aklıma hikâyesi yazılabilecek kurgular gelir, bunları not ederim. Bu notlardan bir tanesi dua ile ilgiliydi. Dua ederken dikkatli olmamız gerektiğini gösteren kurgu özetle şöyleydi:

Köyde yaşayan anne ile oğul… Baba daha oğlan küçükken, belki de doğmadan vefat etmiş. Annesi oğluna çok emek vermiş, oğlu da hem annesine hem köylülere çok saygılı, tabiri caizse pırlanta gibi bir genç, yirmibeşine yaklaşıyor. Çok muhterem bir genç, namazında niyazında...

Bir cuma günü oğlan tarlada... Cuma namazı için köye dönene kadar tarlada çalışacak, annesi evde, komşuları ile… Tarlada çalışan genç kendisine doğru hararetle gelen bir köylüyü görüyor. Köylüsü kötü bir haber getiriyor, gencin validesi rahatsızlanmış, durumu ciddi… Hemen dönüp annesini ilçe hastanesine yatırıyorlar. Genç ve haberi getiren köylü doktorlardan haber beklerken saatler cuma namazının saatini gösteriyor.

Sonunda doktor geliyor ve bekleyenlere kötü haberi veriyor. Ömründe sadece annesini bilen gencin üzüntüsü çok çok büyük, köylüsü ona destek olmak için sarıldığında gencin ağzından şu dua çıkıyor “... emmi, Allah şu memlekette kimseye ana baba acısı tattırmasın, çok zor, çok zor...” Bu sırada ilçe merkez camisinde müezzin efendi iç ezanı okumakta...

Kurguyu özetleyelim derken biraz uzattık ama esas olay bundan sonra başlıyor. Bu saatten sonra ilçede ve civarında genç cenazelerinde çok büyük bir artış oluyor. Allah sıralı ölüm versin denir ya, işte o sıra tepe taklak oluyor. Bebekler, çocuklar, gençler bir bir defnediliyor. Bir, üç, beş cenaze derken artık iş herkesin “bu işte bir iş var” demesine varıyor.  Sonunda civarın  önde gelen ağzı dualı mübareklerinden birine gidiliyor. O da durumun farkında, manevî istişarelerinden bahsediyor ve iş dönüyor köylü gencin duasına geliyor. Ne dua etmişti genç, “Allah kimseye ana baba acısı tattırmasın”. Eşref vaktiymiş demek, duası kabul edilmiş. Bu duanın kabul edilmesi yani kimsenin ana baba acısı tatmaması nasıl olacak peki? Evlâtların ana babalarından önce ölmeleri ile olacak. Neyse, sonra duanın üstüne bir dua daha ediliyor ve sıralı ölümler geri geliyor, insanlar ana baba acısı çekmeye tekrar başlıyorlar.

Eskiden pek bir moda olan “Kalp Gözü” gibi dizilerin senaryosuna benzemiş diyebilirsiniz ancak duanın gücünü ve dua ederken dikkatli olunması gerekliliğini anlatmak için bu örnek anlamlı.

Dua ederken dikkatli olmamız gerekiyor. Bir zamanlar bir sohbet halkasına katılmıştık, orada “dua ederken istediğiniz şeye dikkat edin” demişlerdi, örneğin Allah’tan gönlü geniş olmayı, Gaffar isminin tecellisi olarak affedici olmayı mı istiyorsunuz, affedici olmanız için affetmeniz gereken olayların başınıza gelmesine hazırlıklı olun. Efendimiz, Allah’tan sabır isteyen birine “Allah’tan belâ istemiş oldun” derken de bunu kastetmiyor muydu, insan neye sabreder, başına gelecek bir musibete, belâya sabreder.

O sohbetlerde söylenen bir diğer söz de dualarımızın hayatımızın akışını çizdiği idi. “Geçmişte ettiğiniz duaları hatırlayın, şimdi onları yaşıyorsunuz” demişti biri. Sonra eski dualarımızı hatırlayınca, bu cümlenin doğruluğunu görmüştük.

Bir de Allah’tan isterken sınırlamalarınıza dikkat edin demişti oradaki bir zât. Orada bulunan bir hanım buna uygun bir örnek verdi, bir gün arkadaşı ile boğaza nazır otururlarken bu hanım geçen bir takayı göstererek, “şöyle bir takamız olsa yeter”, demiş. Diğer arkadaşı da, “taka neymiş, yatımız olsun inşallah” diye eklemiş. O hanım gülerek ve orta halli bir aile kurdukları yanında oturan kocasını işaret ederek şöyle devam etti, “O arkadaşım çok zengin birisi ile evlendi, ben de eşimle.”

Âyetlerde dua kavramı

Dua ile ilgili ilk akla gelen âyet Furkân sûresinin 77. âyetidir. Bu âyet meâlen şöyledir: “De ki: ‘Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.’” 

İlk bakışta “duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin” cümlesinin kolay anlaşıldığı düşünülebilir. Ancak tefsirlere bakıldığında buradaki dua kavramının aslında kulluk, acziyet ifade ettiği anlaşılıyor. Bu nedenle âyeti doğru anlamak için Furkân Sûresi’nin tümüne bakmak faydalı olacaktır.

Furkân Sûresi ana hatları ile Allah’ın kendi sıfatlarını belirtmesi ile başladıktan sonra müşriklerin hallerini, Efendimiz ve vahiy hakkındaki iftiralarını ve bunlara Allah’ın cevaplarını içermektedir. Aynı zamanda “Rahman’ın has kullarının” sıfatları da bu sûrede anlatılmaktadır. Özetle, bu sûrede tüm cehaletim ile bendenizin anladığı Allah’a kul olmayanların durumu, Resûl’ün de bir kul olduğu, has kulların nasıl olması gerektiği, kul olanların mükâfatları, kul olmayanların da karşılıkları anlatılmaktadır. Zaten sûrenin ilk âyetinde Efendimiz’den “kul” diye bahsedilmiştir: “Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah aşkındır, cömerttir.”

Sûrenin son âyetine gelirsek, bu âyetteki “dua” kavramının da kulluk ile doğrudan ilişkisi var. Şöyle ki, isteyen kişi daima acizdir. Bir dilencinin dilenmesini düşünün, ihtiyacını karşısındaki kişiden almak için nasıl boyun büker, ne diller döker. Buna benzer olarak kulun Allah karşısındaki acziyeti, istemesi yani duası ile izhar olmaktadır. Bu mânâ ile bakıldığında âyeti şöyle anlayabiliriz: “Rabbiniz karşısında acziyetinizi bilmezseniz, O’na kul olduğunuzun farkına varmazsanız ne kıymetiniz olur.”

Rad Sûresinin 14. âyetinde geçen dua kavramlarını da bu doğrultuda anlayabiliriz. Âyette “Gerçek dua ancak O’nadır” buyruluyor ve Allah’tan başkasına yapılan dualar “sudan su istemeye” benzetiliyor. Bu âyet de dua kavramı ile kulluğun, acziyetin sadece Allah’a karşı olacağını belirtiyor. Âyetin devamında “kâfirlerin duası daima boşa çıkar” denilmesinden de buradaki dua kavramının da kulluk manâsında kullanıldığını görüyoruz. Kâfirler, Allah’a kul olmayıp nefislerine kul oldukları için “istemelerinin”, acziyetlerinin hiç bir getirisi yok.

Duaya “kulluk” açısından baktığımızda “Allah’ım, dualarımızı kabul eyle” duasının da güzel bir anlama eriştiğini görmekteyiz. İnsanın kulluğu kabul edilirse daha ne istesin.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
"O"... - Sayı 99
Necip Fazıl hakkında iki ... - Sayı 92
Bir Derviş Sultan Ulu Hak... - Sayı 91
Dua, kulun acizliğini gös... - Sayı 89
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahşetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Üstadı saygı ve rahmetle anıyor... çektiğifikir sancısından bizlerede bir katre bahsetmesiniRABBÜL Â... Hasan GÖRAL

 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
İrfan işinde plân
Gurur ve hüzün
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?
Büyük Doğu dersleri -3-


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8030886
 Bugün : 2134
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 519518
 Bugün : 25
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 111
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim