Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4544 kez okundu.     4 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Efsaneden günümüze Mankurtlaşmak
Vural Gündüz

  Sayı: 80 - Nisan / Haziran 2014

Ünlü Kırgızistan Türk’ü, Cengiz Aytmatov’un yazmış olduğu “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanında yer verdiği bir Kırgız efsanesinde ‘mankurt’ sözcüğü ve “mankurtlaştırmak” deyimi geçmektedir.  Cengiz Aytmatov tarafından dilimize ve edebiyatımıza da kazandırılan bu sözcük ve deyim, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan” olarak tanımlanıyor.

Mankurtlaşma olayı yazar tarafından, kitapta şu şekilde anlatılmaktadır:

“Juan-Juanlar tutsaklarına korkunç işkenceler yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, tutsağın kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararmış. Buna ‘deri geçirme işkencesi’  derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir mankurt, yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş.

Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürmesin diye, bir kütük ya da kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece birkaç gün bırakırlarmış. –Deve derisi güneşin altında kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olurmuş. Böylece tutsak olan kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgulamadan yapan bir köleye dönüşürmüş.– Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış.

Juan-Juanlar’ın bir tutsağı mankurt yaptıkları duyulur, öğrenilirse, artık onu en yakınları bile gerek zorla, gerek fidye vererek kurtarmak istemezmiş. Çünkü bir mankurt, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan, bir mankenden farksız olurmuş onun için.

Bununla birlikte, bir defasında, adı tarihe ‘Nayman Ana’ olarak geçen bir göçebe kadın, oğlunun başına gelenlere dayanamamış, onu kurtarmak istemiş.” Efsane böyle anlatır.

Geçmişini unutan tutsak, artık bir mankurttur. Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını bilmezmiş. Yeni efendisinin emriyle ve ona yaranmak için öz anasını öldürmekten çekinmez,  insan olduğunun bile farkında değilmiş.

Aytmatov, Kırgız ananın acıklı ve hüzünlü halini, bulduğunu zannettiği oğlunun okuyla ölmesini, sadece geçmiş dönemdeki olaylara değil; günümüzdeki olaylara da ışık tutmak istemiştir. Mankurtlaşma süreci, Aytmatov’dan sonra, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla başkalarının buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi geçmişine, değerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. İşte, toplumumuzda yaşadığımız gelişmeleri bu bağlamda değerlendirmekte fayda var. Aklını kullanmayan, düşünmeyen, işitmeyen, görmeyen, hissizleşmiş, körü körüne taklit eden, aklını efendilerine teslim etmiş insanlar her zaman var olduğu gibi var olmaya da devam edecektir.

Bugün dünyada egemen olan kültürün yönlendirmesi ile bir mankurtlaşma operasyonu yapılmaktadır. İnsanımız gün geçtikçe geçmişi daha az anımsıyor, geçici heveslere teslim oluyor. Bugün çevremize dikkatlice bakarsak; Türk toplumunun,  yazılı ve görsel medyanın yanı sıra, sosyal medya ağları ile mankurtlaştırılmak istendiği görülecektir. Milletimizin kimliği, kişiliği, onuru yozlaştırılmaya ve aşağılanmaya maruz kalıyor. Bunu azar azar, alıştıra alıştıra, şiddeti zamana yayıyorlar.  Kitleler, toplumlar, milletler ne kadar uyuşturulursa, düşünmekten vazgeçip kültüründen uzaklaştırılırsa, sömürgeleştirme politikası o kadar başarılı oluyor.

Her Türk vatandaşının, millî kültürü korumada ve geliştirmede sorumlulukları vardır. Kendi toplumuna, kendi kültürüne, kendi değer yargılarına, kendi inanç ve geleneklerine yabancılaşan bireylerin; toplumuna, kültürüne ihanet etmesi sık gözlemlenebilen bir durumdur. Bu ihanetin nedeni; bireylerin kişisel çıkarları ya da özenti bir kişilik sergilemeleri veya bunlara benzer nedenler olabilir. Ama en önemlisi düşünememeleri ve kimlik bunalımında olmalarıdır.

Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturulmaya çalışılıyor. Ama, mankurtlaştırılmak istenen bu halk, tarihte onlarca devlet kurmuş, sonuncusu dünyanın önemli bir bölümüne egemen olmuş, en kötü durumunda bile dünyanın en güçlü ordularını dize getirmiş, Osmanlı’nın sahibi; ardından emperyalizme karşı zafer kazanmış bir millettir.

Milletler zaman zaman rehavete kapılıp, felaketin eşiğine gelebilir. Biz de felaketin eşiğine gelmiş ama ‘ölü toprağını’ üstünden atarak İstiklâl Savaşı’nda eşsiz cesareti ve fedakârlığıyla destanlar yazmış bir milletin bireyleriyiz. Ülkemizin iyi yetişmiş genç ve eğitimli nüfusu, kökünü tarihin derinliklerinden alan devlet geleneği, üstün coğrafyası, zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla geleceği parlak olan bir ülkedir.

 

Aklı ve bilinci kuşatılarak teslim alınmış, tarihi unutturulmuş yani mankurt olan kişi ya da toplum emredileni sorgulamadan, tartışmadan ve isteyerek yapar. Mankurtlaşmaktan kurtulmak,  insanın sahip olduğu en önemli unsur olan akılla mümkün olabilir. Bunun için de akıl sahiplerinin, unutturulmaya çalışılan dinimize, dilimize, kültürümüze, değerlerimize sahip çıkması ve çıkılmasını teşvik etmesi gerekir. Milletimiz üzerinde dün olduğu gibi bugün de oynanan kirli oyunların farkında olup, mankurtlaştırma araçlarına karşı uyanık kalarak tarihsel rolümüzü iyi kavramalıyız.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : HALİL KÖSE    04.10.2025
Yorum : yukarıdaki hikayeyi ve eklemeleri yazan kişi biraz zorlamayla günün modasına uymuş işi dış güçlere atarak büyük bir hizmet yaptığı havasına girmiştir. bilinmelidirki türk milletinin juan juanı ı kan emici araplardır.tarihte iki yüz yıl kadar türkleri kılıçtan geçirerek mallarını canları namuslarını talan etmişlerdir.türkler güçlenincede emevi abbasi yalanlarıyla türkleri uyutup uyuşturup MANKURTLAŞTIRMIŞLARDIR.TÜRK DIŞ GÜÇLERE HER ZAMAN KARŞI GELEBİLİR YENEBİLİR.İSLAM TÜRKE AKLI RET ETTİRİR ANASINI ÖLDÜRTÜR.MÜSLÜMAN TÜRK ASLA ARAP YALANLARINA İTİRAZ EDEMEZ.tğrkün düşmanı en başta araplardır araplardankurtulursak tüm düşmanları yeneriz.HALİL HÖSE




Ekleyen : Cem EREN    03.08.2014
Yorum : Cengiz Aytmatov’un yazmış olduğu eserler arasında Gün Olur Asra Bedel'in yeri bende apayrıdır. Mankurtlaşma ise ktabın özeti gibidir.




Ekleyen : ozgur tufan    01.06.2014
Yorum : bence mankurtlaştırma çok kotu bir şey.




Ekleyen : mahmut    01.06.2014
Yorum : Ben byl işkence görmedim.Hayatınızı yok ediyor!





 
Çamurdan kale... - Sayı 97
Boya sandığı... - Sayı 96
Öğretmenin anı defterinde... - Sayı 91
Türk milleti darbeyi ezmi... - Sayı 90
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kardelenin 15 Temmuz 2016 Bildirisi


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17491936
 Bugün : 4158
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833403
 Bugün : 281
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 143
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim