|
Yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile Site Editörü Sayı:
127 -
 “Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..”
Efendimiz’in hayatından kesitler okurken, yaşanan olaylardan daha çok O’nun davranışlarındaki inceliği ve örnekliğini gösteren yerlere dikkat etmeye çalıştığımda, ilk gözüme çarpan davranışı, İsmet Özel’in benim gibi bu işlerin uzağında olan birini bile her okuyuşta hislendiren Naat şiirinde anlattığı gibi konuşurken muhatabına tüm vücudu ile dönerek konuşmasıydı.
“... yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile” Bu harika mısra ile anlatılan Efendimiz’in ümmeti olmanın getirdiği bahtiyarlıklardan başlı başına bir tanesi değil de nedir? Bir çocuğun kuşunun ölmesi üzerine çocukla teselli vermek için şakalaşması, çocuklarını hiç öpmediğini söyleyen bir adama “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” demesi Efendimiz’in sevgisini, muhabbetini, inceliğini gösteren diğer örnekler.
Niyetim Efendimiz’in merhametini öne çıkarmak, bir zamanların suistimal edilen kavramı hoşgörüsünü vurgulamak değil, bilakis Efendimiz’in elinin kılıç tuttuğunu da bilerek, ümmeti olarak bizlerin her ne kadar O’na layık olamasak da haylaz çocuğun en sonunda annesinin eteğine sığınması gibi O’nun şefaatine sığınmaktan başka çaremiz olmadığını ve bu sığınmanın Allah’ın izni ile bizi kurtaracağına inancımın tam olduğunu söylemektir.
Günlük hayat akışı bazen bir şeyin gerçek anlamını atlamamıza neden oluyor, alışkanlıklar gözümüze perde oluyor, tefekkürümüz az olunca olaylar sıradanlaşıyor. Gelin Efendimiz kim, neye iman ediyoruz bu gözle tekrar bakalım.
Allah Tealâ, Kur’ân-ı Kerîm’de Efendimiz için “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” diyor. Düşünelim, âlemlere derken bizim gözle veya ilimle erişebildiğimiz, erişemediğimiz, düşünebildiğimiz, düşünemediğimiz âlemlerden bahsediliyor ve ümmeti olduğumuz Efendimiz sadece sana, bana değil tüm bu âlemlere rahmet olarak gönderilmiş. Burada gönderilenin Efendimiz olması yanında gönderenin Âlemlerin Rabbi Allah olduğunu durup düşünmek lâzım. Bunun ne demek olduğunu kelimelere dökmek kolay değil, belki Efendimiz’in Nur dağındaki tefekkürüne mülhem olarak, ışıkların olmadığı bir dağ başında gökyüzüne bakılsa bir şeyler oturur.
Efendimizle ilgili durup düşünmemiz gereken diğer bir konu Kur’ân’ın kendisidir. Efendimiz’e sadece elçi olarak bakmaya çalışan nasipsizlere sorulacak çok basit bir soru var: Kur’ân nedir, âyet nedir, sen onun âyet olduğunu nereden biliyorsun? Ağızdan çıkma yönüyle bakıldığında, Efendimiz’in mübarek fem-i muhsinlerinden sâdır olan bir söz vardır; Efendimiz “bu âyettir” buyurur, o cümle Kur’ân’a dâhil olur; buyurmazsa dâhil olmaz. Kur’ân âyetlerinin “âyet” olduğunu Efendimiz söylüyor. Buna başka bir delil yok, buna iman ediyoruz.
Hadis-i şeriflere gelince, dünyada hadis ilmi kadar ince elenip sık dokunan başka bir ilim yok diyor işin ehilleri. Bugün tarih kitaplarında, ilmî eserlerde geçmişte yaşamış birçok kişiden alıntılar, sözler yer alıyor. Ama sadece Efendimiz’in sözleri için hadis ilmi gibi bir ilim oluşmuş, hangi hadis ne zaman, neye istinaden söylenmiş, aktarım zincirinde kimler var, güvenilirliği nasıl, rivayet farklılıkları var mı, tek tek incelenmiş. Bugün yüz sene önce söylenmiş bir sözün gerçekten söylenip söylenmediğinden tereddüt edilebilir ama bu ilim sayesinde hadislerde tereddüt edilmiyor. Tereddüt olanlar da ilmî olarak açıklanıyor.
Türk milleti Efendimiz’e muhabbeti çok olan bir millet. Bunu yazılan naatlardan görebildiğimiz gibi Efendimiz’in bazı sünnetlerinin hayata tatbik edilmesinde de görüyoruz. Mesela ülke dışında namaz için camilere gidenler çoğu yerde tesbihat olmadığını görüyorlar, ülkemizde ise artık bu bir sistem haline gelmiş. Neden böyle olduğunu iki farklı hadis-i şeriften anlıyoruz. İrfanımız namazlardan sonra Âyetel Kürsü âyetini okumanın fazileti ile ilgili hadis-i şerifi ve “Kim her farz namazın ardından 33 defa Sübhanallah 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber derse ve yüzü tamamlamak için: ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ kulli şey’in kadîr’ derse günahları, deniz köpüğü kadar bile olsa bağışlanır” hadis-i şeriflerini almış namaz sonlarında camilerde bunu okuyoruz. Bu da Efendimiz’e olan muhabbetin bir göstergesidir.
Efendimiz bize her konuda örnek bir insan. Yemek ve sağlık da bu konulardan… Zaman değiştikçe yemek ve sağlık konusunda birçok farklı akım çıkıyor, biri şeker yemeyin diyor, biri undan uzak durun diyor, diğeri sadece protein diyor ama asırlar öncesinden Efendimiz’in önerisi tüm zamanlar için geçerli oluyor: “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır, ona belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Mutlaka yiyecekse üçte biri yemek, üçte biri su, üçte biri nefes için olsun.”
Böyle bir rehberimizin olması Allah’ın bizlere bir lütfu. Allah Habibine lâyık olmayı bizlere kolaylaştırıversin, bizleri ve göçmüşlerimizi, bundan sonra gelecek nesillerimizi Efendimiz’in şefaatine erdirsin.
|