Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2967 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Hadi gel köyümüze geri dönelim
Vural Gündüz

  Sayı: 82 - Ekim / Aralık 2014

Modernleşmenin etkisiyle köy hayatı giderek herkesin şehirlerde yaşayacağı biçimde değişiyor. Nüfus artışı ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan kentleşme olgusunun, çok sayıda sorunu da beraberinde getirdiğini her geçen gün daha fazla hissediyoruz.  Fakat kentleşme yalnızca nüfus hareketi bağlamında düşünülmemelidir. Kentleşme, aynı zamanda o toplumda ekonomik ve toplumsal yapıyla da iç içedir. Kentlerdeki iş olanakları ve sanayideki yüksek ücretler kentleşmeyi cazip kılan nedenlerin başında geliyor. Büyük kentlerde eğitim ve sağlık olanakları, kırdan kente göçün hızla sürmesine kaynaklık etmektedir.

İnsanları kentlileştirmeye yönlendirmek her ne kadar doğru olsa da köylüyü âdetâ şehirlere göçmeye zorlamakta o kadar yanlış yöntem. Köyde yaşayan insanları sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda yükseltecek çalışmalar olsa köyden kente bu kadar hızlı ve sorunlu bir akış olur muydu? Türk toplumunun kültürel ve ekonomik şekillenmesinde temel nokta olan köylülük olgusunu hayatımızdan her geçen gün biraz daha çıkarmak şehirleşmeye bu güne kadar ne katmıştır, ona bakmak gerek.

Öncelikli olarak köydeki sosyal yaşayış biçimi şehre uymamaktadır. Köylü hiçbir ön hazırlığı olmadan geldiği için şehre uyum sağlamak adına köyü unutmaya çalışmakta, unutamadığı noktada ise çatışmalar başlamaktadır. Şehirde hayata ayak uydurmak ve günümüzde gelişen teknoloji nedeniyle birçok âdet, gelenek ve görenekler unutulmaktadır. İnsanların köylerde kuşaklar boyunca öğrenip aktardığı kültür; gelenek ve değerler sistemi şehirde yaşanamamakta ve kentlileşme apayrı sosyo-psikolojik sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Köylülerin şehre taşınmasıyla köylüler bir anda şehirli olamamakta, kentlileşmek yerine ilk aşamada şehirleri köyleştirmektedirler. Bu süreç kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır ve birkaç kuşak yaşanmaya devam edecektir.

Şehirde köylülükten şehirliliğe geçmeye çalışan kitleler için uygun çözümler de üretilebilmiş değildir. Bir kültürü akşamdan sabaha değiştirmek zor olduğu gibi, onun yerini alacak yeni kültürü üretmek de kolay değildir. Binlerce yılın oluşturduğu kültürel örüntülerin tamamını henüz üretilmemiş ama dışarıda gözlenenlerle değiştirmek yeni sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır.

Köylerde harman yerinde davul zurna eşliğinde yapılan, uzak köylerden gelen misafirlerin ağırlandığı ve günlerce süren düğünleri şehirde aynı şekilde yapmak mümkün olmuyor. Bulunan ara çözümler ise tatmin edici olmuyor. Şehirde evlilik törenlerini genellikle büyük binaların bodrumlarında düğün salonlarına sıkıştırıp, ses düzeni bozuk ve havasız bu mekânlarda gazlı içecek ve kuru pasta eşliğinde bir iki saatlik bir törenle geçiştirmek zorunda kalıyoruz. Davul, zurna, halaylar ve âşıklık geleneği de bu koşullarda giderek zayıflıyor, geleneği güncelleyemiyoruz. Yaşadığımız şehirlerin mimarî yapısı bunlara müsaade etmiyor. Köylerde yaşanan binlerce yıllık eğlenceleri şehirde yapmak bazen mümkün olmuyor. Şehirde bunları geleneğe uygun olarak yapmak çok zor ama böyle bir sosyal ihtiyaç var.

Köyden kente göçün belki de en belirgin yansımasını yerleşim yerlerinde görüyoruz. Köyle şehir arasında, sizden önce şehre gelen köylülerle beraber yapılan ve hızlı ve gece yapıldığı için gecekondu olarak adlandırılan yapılar ise köyden şehre geçişin çirkin anıtları olarak durmaktadır. Şehir planlarımız ve mimari, birkaç şehri ayrı tutarsak, insanın yaşayacağı ortam olmaktan çok uzaktır ve birçok sosyal ve bireysel sorunumuzun da kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mimarimiz, estetik fukaralığı, plansızlık, kullanışsızlık ve dayanıksızlık başta olmak üzere birçok problemi içinde barındırıyor.

Apartmanlarımız başımızı geçici olarak soktuğumuz geçici konaklanan yerler gibi görünüyor. Sanki yakın zamanda başka bir yere taşınacakmışız gibi. Kentlerde eskimeden kalacak, yıllara meydan okuyan evler yapmayı unutmuş görünüyoruz. Üstelik yaptığımız evlerin sağlamlığını her depremde acılar ve büyük maliyetlerle yaşıyoruz.

Ülkemiz geniş topraklara sahip olmasına rağmen şehirlerimiz neden sıkışık? Şehirlerimizde insanca yaşamanın gereği, geniş park ve meydanlar, cadde ve sokaklar neden yok? Müstakil ev yerine neden çok katlı toplu konutları tercih ediyoruz? Şehir imar planlarında yeşil alan olarak bırakılmış yerleri bile alışveriş merkezi yaparak, yağmalayarak nereye varacağımızı sanıyoruz? Bu ortamda insanın yaşam sevinci hissetmesi elinden alınmış; robotlaştırılmıştır. Bu uydu kentlerde ne sanat ve bilim merkezleri ne de konser ve spor salonları var. Hattâ berber, terzi ve kahvehane bile yok. Her şey son derece basit, yapay, zevksiz ve insanlık dışı!

Köyle şehir arasında yavaş yavaş kendimizi kaybediyoruz. Dünyalık endişelerimiz terk ettirdi, köylerimizi. Bayramlar vesile edilerek ziyaret edilen köylerin ziyaretçileri de azaldı artık. Zaten köy de, onu unutanlara küstü. Haberiniz ola…

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Çamurdan kale... - Sayı 97
Boya sandığı... - Sayı 96
Öğretmenin anı defterinde... - Sayı 91
Türk milleti darbeyi ezmi... - Sayı 90
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Kim demiş okumuyoruz diye?
*Sevmediklerimizin, televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında canına okuyoruz!
*Trafik kazalarında ölenler ve PKK canilerinin katlettikleri için rahmet okuyoruz!
*Törenlerde nutuk okuyoruz!
*Kim ne derse desin, bildiğimizi okuyoruz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kardelenin 15 Temmuz 2016 Bildirisi


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17491934
 Bugün : 4157
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833403
 Bugün : 281
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 143
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim