Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4038 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Vatan sevgisi ve gurbet
Kubilay Ertekin

  Sayı: 82 - Ekim / Aralık 2014

Bu cümlenin aslı; “Hubbül vatan-minel îmân” vatan sevgisi îmândandır hadîs-i şerifine dayanmaktadır. Gurbet; ise vatancüdâ olmak, ondan ayrı düşmek, muhâcir olup hicret etmek demektir. Gurbeti tercih etmek bâzen istekle, bâzen de mecbûrendir. Sebebi ise bir zamanlar ülkemizde yaşandığı gibi öz yurdunda gördüğü zulüm, haksızlık, zorlanma, dışlanma, ayırımcılık, istiskal ve hakâretten, mâruz kaldığı huzursuzluklardan dolayı kişinin bunalıp orada yaşayamaz bir hâle gelmesi ve sonunda gurbeti tercih etmek zorunda kalması demektir. Hikmet sahiplerinden biri “Vatanını sevenler, sebepsiz yere ülkesini terk etmezler” demiştir. Bu konuyu (Tasvir-i Ahlâk) kitabını günümüzün konuşma diline göre hazırlarken “Gurbet” kelimesine gelince onu kendi duygu ve düşüncelerime göre biraz daha detaylandırıp, bu cümlenin bendeki etkisini, buna rağmen bazılarının sorumsuzluğunu, gurbete mecbur ve mahkûm olan bu gurbetzedelerin hâli-pür melâllerini, o an içinde bulunduğu zor şartları ve bunca olayların Müslümanlar aleyhine gelişen durumlara karşı dikkat çekmek gerektiğini düşündüm. Günümüzde cereyan eden şekliyle siyâsi-sosyal, ideolojik hâdise ve yapılanmaları, Müslümanların içte ve dışta mâruz kaldığı durumlara göre gurbet acısının-vatan muhabbetinin farklı yönlerini anlatmak istedim. Gurbetin hasretin mağdur ve mazlumlarının acılarıyla yüreği yanık gurbetzedelerden bir kesimin mâruz kaldığı duygu-düşünce ve hislerini, olaylara ve “Gurbete” bir de bu açıdan bakmak gerektiğini düşündüm. 7-8 sahife tutacak olan bu konuda, bakalım Mevlâ ne gösterecek, ortaya neler çıkacak ve kalem hangi yaralara dokunup, neleri gündeme getirecektir.

Bazı gurbetzede mustarip kimseler, içine düştükleri bu elemli durumların sâdece kendileriyle kalmasını ve bu acıların başkalarına da sirâyet etmemesi, aynı elem ve kederlere diğer insanların da mâruz kalmaması için şu şekilde dua ve temennilerde bulunmuşlardır. Bu da insanların dertlerine, acılarına ortak olmanın başka bir özelliği…

“Gelmişim ben dehre, pür derd-i elem, âh etmeye.

Olmasın benden beter,  hiç kimse Allâh etmeye!..”

Aslında en büyük dert, en derin acı ve ıstırabın verdiği gurbet; kişinin dînî inanç ve ideallerinden, mukaddes değerlerinden, ahlâkî özellik ve güzelliklerden mahrum olması, ayrı kalmasıdır. Bunları yaşama ortamının bulunmayışı acısını hissetmesi ve hissetmeyen bir gürûh içinde yaşamasıdır. Ayrıca o değerlerin gözünün önünde ve zamanla azar azar sistemli bir şekilde cemiyet hayâtından uzaklaştığını görmenin “gurbeti” hasreti, elemi çok daha derindir. Bir gönül ehli bunu şöyle ifâde etmiş:

“Bize bir nazar oldu, cumamız pazar oldu.

Bize ne olduysa, hep azar-azar oldu.”

O yüzden insanın içindeki gurbet, yurdunda gurbetzede olma hissi daha derin, onun verdiği elem ve ıstırap daha fazla. Belki görünüşte gurbet sayılmasa da, bence asıl gurbet budur. Bu duygulara sahip bir insan, büyük bir kalabalığın içinde de gurbettedir. O kimseler kesrette, vahdeti yaşamaktadırlar. Kendi yurdunda, kendi halkı içinde gurbeti, hasreti yaşayanlar, bu ıstırapla muzdarip olanlar az değildir. Nitekim büyük şair, edip, fikir ve çile adamı merhum Necip Fâzıl; “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” diyerek bu duyguların insana nasıl bir ıstırap, elem ve işkence yaşattığını göstermek, anlatmak istemiştir. Bu mağdurlarından birisi de yaşananları şöyle dile getirmiştir:

“Ağlayan, bil ki bu âlemde, gülenden çoktur.

Ezelî cilve-i mâkûsu, budur devrânın!.

Duyduğun kahkahalar, bezm-i ekâbirde bugün

Mün’akis nevhâsıdır, zümrei betbahâtın”

İstiklâl şairimiz merhum M. Âkif’ de pek çok şiirlerinde bu konudaki elem ve ıstırabını, mâruz kaldığı haksızlığı, vatancüdâ hâlini, hissettiği yalnızlığı ve içindeki gurbet-hasret duygusunu şöyle ifade etmiştir:

“Ne zevkinde hayâtın, ne cûy-ı bârında.

Vatan-cüdâ gibiyim kendi öz diyârımda.”

Gurbet hakkında çok şeyler yazılıp, şiirler, maniler düzülmüş, ağıtlar yakılmıştır. Hem ne hâcet iki cihan serveri Efendimiz bile (sav) bizzat bu gurbeti, hasreti yaşamış ve yurdundan, yuvasından ayrılıp gurbete, hicrete zorlanan en büyük gurbetzedelerden birisidir. Mekke’nin o sarp ve sert kayalıkları içinde, kaya gibi sert ve muannit müşrikleri, bedevileri İslâm’a davet için, kaç kere kirli ayaklarına kadar gidip; haymeleri-çadırları, vahâları, sahralârı, bâdiye ve çöllerdeki yerlerine kadar gidip; Hakkı ve hakikati anlatmıştı.

O dönem insanlarını -câhiliyet gereği- putlara, taşlara, ağaçlara, akrebe, yılana, çıyana, çakıl taşına, deve idrarına tapınmaktan koruyup, kurtarmak için ne çileler çekmiştir. Nice zorluğa, hakârete mâruz kalıp, işkence ve ölüm tehditlerine, tehlikelerine muhâtap olmuştur. Ayrılık ve gurbet acısına rağmen o câhil, bedevî halka İslâm’ı anlatmak için insanüstü gayret ve zorluğa, işkence ve hakâretlere mâruz kalıp nice cefâlara katlanmıştır. Onların aralarındaki asırlarca süren kini, nefreti, içki, zina ve câniliğin kötülüklerini bedevi ve çöl insanına anlata anlata, sonunda onlardan kısa bir zaman zarfında muazzam ve muhteşem bir devlet kurup, dünyayı bu vahşetten, putperestlikten sakındırıp, sâhil-i selâmet ulaştırmıştır. İnsanlığa haysiyet ve şeref kazandırmıştır. Bugün bizim hiçbir bedel ödemeden hazır bulup bir mirasyedi gibi davrandığımız ve kıymetini bilmediğimiz ilâhî bir nimete sahip olmamızı Efendimiz (sa)sağlamıştır. Her türlü salâtü selâm, tahıyyâtü ihtirâm, iki cihan serveri olan Efendimiz’e, âline ve ashâbının üzerine olsun… İnsanlık bugünkü durumunu O’na (sa) borçludur. O ve ashâbı kirâmı birer hidâyet yıldızı gibiydiler. En zor zamanlarda “Anam-babam sana feda olsun yâ Rasûl Allah!” deyip kendilerini ölümün kucağına bir takoz gibi atıp, şehit olmasalardı, bizlerin bu aziz dinimizi yaşamamız mümkün olmazdı. Bu konuda İslâm’dan önceki Arabistan’ın câhiliyet dönemini en güzel tasvir eden yine büyük şairimiz Mehmet Âkif merhum olmuştur:

“Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer, yırtıcılıkta.

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.

Aczin ki, ezilmekti, bütün hakkı dirildi.

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi.

Şehbâini, adl isteyenlerin yurduna gerdi.

Medyûn ona cem’iyyeti, medyun ona ferdi.

Dünya neye sahipse onun vergisidir hep.

Medyundur o mâsûma, bütün bir beşeriyet!

Yârâp, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.”

Ayrıca gurbetin, hasretin, şehitliğin, vatan müdafaası ve muhabbetinin ne demek olduğunu ve ecdâdımızın bu vatan uğrunda nelere katlandığının en güzel tarifini yine merhum şairimiz M. Âkif yapmıştır

“Ecdadını zannetme ki asırlarca uyurdu.

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?”

Devri cehaletten başlayan inanç ve İslâm düşmanlığı, çeşitli dönemlerden geçerek, şekil, metot değiştirip günümüze kadar gelmiştir. Hangi isim ve sıfatla olursa olsun, Hak ile bâtıl mücâdelesi sürmektedir. Burada çok önemli ve hayâtî olan; ismen-şeklen Müslüman olanların bu mücâdelenin neresinde olduklarıdır. İmansızda vatan sevgisi olmaz!. ‘Münâfık kâfirden eşettir.’ Dinsizlik anarşi kaynağıdır. Zamânın tiranları, nemrutları hâli-habîsinde zulüm ve ceberutla bu şerirleri kullanabilir ve bir müddet o kirli, kanlı saltanatlarını sürdürebilir ama, o geberince yetiştirdiği onca zakkum meyveleri onun ebedî azâbı ve kabrinde sürekli hortlatılmasının sebebi olurlar… Bir hikmet sahibi o tiplerin son durumlarını şöyle ifade etmiştir:

“Cihan ne şâha, ne şevketmeâba kalmıştır.

Serîr ü tâc u hazâin, türâba kalmıştır.

İnleyen hâmeden, eflâke ser çeken fermân.

Mezar taşında küçülüp, kitâbe kalmıştır.”

İşte bütün zâlimlerin, firavun taslaklarının habis âkibetleri, leşlerine siper olan küçük bir mezar taşıdır. Veya Allâh’ın (cc) rahmetinden mahrum bir beton yığını...

Ne hikmettir bilinmez, Müslüman ülkelerde önceleri Hızır şeklinde tezâhür eden birçok kurtarıcılar (!) sonradan birer hınzır oluyorlar. Ne hazindir ki bir Müslüman ülkesi olan yurdumuzda da aynı şeyler tecelli etmiştir. Zamanla gelişen korkunç bir inanç düşmanlığı salgını meydana getirilmiş ve sapık ideolojiler dinin yerini almış durumdadır. Bu vandalizme, sefihliğe ve yozlaşmaya kaynak ve koruyucu olanlar, destek verenler ise; mâlum mâhut parti, sendika, medya, iş çevreleri, marksist, materyalistler, batı hayranı şahsiyet ve haysiyet yoksunlarıdır… (Devam edecek)

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Senirkent Faciası hangi z... - Sayı 125
Putlar ve putperestler... - Sayı 124
Eşek ve deve... - Sayı 122
Kurtlar ve İnsanlar...... - Sayı 113
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Nüfuz plânlaması diye bir şey tutturmuş gidiyorlar.
Ülkedeki kazalar, ihmaller ve terör sebebiyle ölenler hiç hesaba katılmıyor.
İnsanımızda bu ibret almamak, hükümetlerimizde bu beceriksizlik olduğu sürece bırakın planlamayı, nüfusu teşvik etmeleri gerekmez mi?
Yoksa bunca ölüme karşı bu tedbirsizlik, nüfuz planlamacılarının işi mi?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kardelenin 15 Temmuz 2016 Bildirisi


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17491940
 Bugün : 4163
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833403
 Bugün : 281
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 143
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim