Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     5599 kez okundu.     9 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

?orap
Fatma Pekşen

  Sayı: 53 - Ekim / Aralık 2006

 

“Yaz yağmuru yalancı, padişah kızı dilenci” sözünü boş boşuna söylememişti eskiler. Elbette yalancıydı yaz yağmuru, görünmesiyle kaybolması bir oluyordu. Padişah kızının dilenciliğine de kim inanırdı ki; onca debdebenin arasında?

Gene her zamanki gibi olmuştu bu sefer de işte. Uzun uzun yağan kırkikindilerden değildi ki bu. Adı üstünde, yaz yağmuruydu. Rahmet, avluyu çevreleyen ağaçların tepe dallarını şöyle bir öpmüş, yitip gitmişti ardından da.

Hepsi neyseydi de minik pıtırtılarla saca, ahenkli şırıltılarla şadırvanın sularına, bahçenin çiçeklerden arta kalan yerlerine görünmez buseler bırakan damlacıkların hüneri olan koku, dimağlarda öylesine lezzetli bir çeşni bırakıyor, öylesine farklı bir ninni çağrıştırıyordu ki... Bu tadın tarifini yapmak adama imkânsız gibi geliyordu.

Ana kokusu derlerdi bir çok yerde bu tarif edilemeyen kokunun adına. O, insanın nereden geldiğini bir türlü kavrayamadığı ağız sulandıran şey için uydurulan türlü söz vardı halk arasında. Yok saçlara değince kulaç kulaç uzarmış, yok yedi sene biriktirip içince, sittin sene mide ağrısı görülmezmiş, yok şu yok bu. Hangisine inanırsan inan.

Tek tük serpiştirirken girdikleri yapının içinde, gittikçe çoğalan damlacıklar sacın üstünden ta kulaklarına kadar gelen bir tempoyla horon tepmiş, sonra da geldiği gibi kaybolmuştu.

Ekserisi yaşlılardan ve bu muhite yakın esnaflardan vücuda gelmiş cemaatin içindeydi o oğlan da. Taze aldığı abdesti ve ıslak ayakları ile halıları ezerek ilerlemiş, en sondakinin yanına yanaşıp saf tutmuştu daha müezzinin kelamını bitirmesine fırsat vermeden.

Adam yan yan, gözucuyla baktı. Yağmurdan kaçmış bir yeniyetmeye benziyordu. Yoksa ikindi üstü bu yaşta genç girmezdi pek. O yaştakileri ancak ki Cuma günleri görebiliyorlardı. Ya yakınlardaki bir dükkâna alışverişe gelirken yağmura yakalanıp, “hiç değilse şu camiye gireyim” fikri ile içeri adım atmış, sonra da cemaatten utanıp abdest alıp namaza niyetlenmişti, ya da cemaatten birisi ile görüşecek bir meselesi vardı. Yoksa şunca zamanlık gireni çıkanı bilmez miydi hiç; buranın yerlilerinden olarak. Hani hiçbir öğünü kaçırmayan muhtar da aralarında; ola ki mühürlük bir meselesi vardır da...

Eğer öyle günübirlik, daha doğrusu anlık, mecburi bir ziyaret olmasaydı daha derli toplu olur, her şeyden öte ayağına bir çorap geçirir de öyle girerdi içeriye. Böyle fütursuzca dalmak, hiç yakışık alıyor muydu?

"Allahuekber."

Tövbe tövbe. Niye ikide bir de gözü ona takılıyordu ki? Kemikli kemikli duran ayak parmaklarına gidip gidip geliyordu bakışları.

"Semiallahulimenhamideh."

Yeşil halı ile kaplı tabanda, mora çalar kırmızılıkta, hâlâ ıslakmış gibi duran ayaklar daha mı bir dikkat çekici oluyordu ne? Başka renk halıda, mesela mavide sarıda olsa belki de böyle gözü kaymayacaktı.

"Allahuekber."

Bu böyle olmaz. Şu gençlere birisinin çıkıp adap öğretmesi lazım. Eskiden haddine mi kalmış ki edebe aykırı bir hareket edesin... Kulağından tuttuğu gibi dışarı atarlardı adamı. Bir keresinde daha onbeşini sürerken komşu oğlu Enver ile Kerami’nin kahvesine gidip tavla oynamışlardı da, emekli tahsildarlardan Yusuf Efendinin kızgın bakışlarına yakalanmış feleklerini şaşırmışlardı.

"Esselâmüaleykümverahmetullah

Esselâmüaleykümverahmetullah."

Kaç ay Enver ile saklanmış, Yusuf Efendinin gözüne takılmamak için sokak değiştirmek zorunda kalmışlardı. Edep vardı edep! Unutulup yok olan edep.

"Allahuekber."

Buranın gediklilerinin hiç birisi çıplak ayakla durmaz namaza. Ayak dediğin temiz ve çoraplı olmalıdır. Teke gibi kokan ayaklar adamı illet eder zati.

Eskiden cami görevlileri fesleğen saksıları dizerlermiş ayakkabılığın olduğu yerlere. Sümbül, karanfil zamanı, mihrabın sağına soluna saksılar içinde bu çiçekleri yerleştirir, cemaati mest ederlermiş. Şimdi de çıplak ayak ile babalarının tarlalarında gezer gibi geziyorlar zamaneler. Televizyon çocuğu bunlar ne olacak... bundan fazlası beklenmez ki!

Ayak. Sabahki gazetenin bulmaca ekinde “eski dilde ayak” diye bir soru geçiyordu. Ne cevap yazmalıydı ki o haneye? Hanım çarşı pazar listesini eline tutuşturunca yarım bırakmıştı bulmacayı. Bir de “Rusça evet” sorusu geldi gözünün önüne. Onun cevabı ne olmalı ki? Sanki Rusya’ya gidecek bu saatten sonra.

"Süphanallah."

Safdaşlarından emekli itfaiyeci Hasan Efendi ile çakıştı bakışları. O da mı kendisi gibi çıplak ayaklara takmıştı yoksa? Huylanırdı her zaman böylesi sululuklar karşısında. Hatta geçen gün sokak ortasında aynı külahtan dondurma yalayan kızlı oğlanlı grubu görünce sinirlenmiş, sinirlenmekle kalmayıp, “eğer gücünüz yetmedi de alamadınızsa, hepinize birer külah dondurma alayım” deyivermişti.

Ama yooo... Hasan Efendi hiç de ayaklara takmış gibi görünmüyordu. Keyifli zamanlarında yüzüne oturan koyun munisliğindeydi. Görmemiş olması da imkansızdı.

"Elhamdülillah."

Hadi kıyamda gözüne ilişmedi, rükuda da mı fark etmedi kırmızıya çalar mor parmakları? Belki de Kasap İhsan’ın babası Arif’in gürlemesini bekliyordur. O pek sever gençleri paylamayı. Alı al moru mor eder insanı. Karşısında iki çift laf edene aşk olsun.

"Allahuekber."

Belki de kendisinden umuyorlardı ufak bir kulak çekme işini. Öyle ya bunca zamanın gediklisi kendisi de. Onun da hakkı var adap konusunu gençlere, çocuklara öğretmeye. Kimsenin namazını fesat etmeye hakkı yok bunların. Hele şu tesbih çekme işi bitsin, duayı uzatıp, son çıkanlardan birisi olarak genci bir kenara çeker, usulüne uygun söylerdi. Biraz da surat asmalıydı ki söylenenler karşıdakinin beynine iyi yerleşsin.

"Velahavle velakuvvete illa billahil aliyyül aziym."

Dışarı ilk çıkan cemaatle birlikte, yağmuru yiyip, akasya ile leylak salkımlarının kokularına bürünerek içeri giren meltem, mis gibi bir tesir bırakmıştı caminin içinde. Her ne kadar adı yaz yağmuruysa da, serpintinin ardından bir kucak da serinlik getirmişti.

Hafiften üşüdüğünü hissetti gence ders verecek olan. Zaten çarşı pazar dolaşıp durmuş, epeyce terlemişti. Durup durup da yaz başında öksürük tıksırık olursa... Hiç de işine gelmezdi bu. Yapılacak onca iş, çözülecek onca bulmaca, haşlanacak onca genç varken... Bir de ay başında hanımı kaplıcaya götürmeye söz vermişti ki, hiç uygun olmazdı bu hastalıklı hal.

Tesbihi yerine asıp, şu yeniyetmeyi gözden kaçırmadan çıkmalıydı dışarıya. Bugün çıplak ayakla girerlerdi içeriye, yarın küpeyle, atkuyruğu saçlarla, şortla, donla. Bu gençlere göz açtırmamak lazımdı. Adap öğrenmeleri lazımdı adap! Hayatın her döneminde ders almalılardı birilerinden. Sadece o mu? Cümle insan ders almalıydı

Ayakkabılığın yanındaki askılığa astığı, ta ilk işe girdiği seneden kalma, azıcık da bozarmış, okka çeken ömürlük şemsiyesini alırken, gencin okul çantasından çıkarıp giydiği, tabanı delik çoraplara ilişti gözleri. Bahara kadar tazeliğinden bir şey kaybetmeyen taş armudu diriliğindeki ökçelerinden pembe etleri görünen ayaklarını, su çekmiş ayakkabılarına gönül rahatlığıyla sokmuş, avcısından kaçan ceylan yavrusu çevikliğiyle avluyu adımlamış, şadırvanın arkasında kalan kapıdan sokağa süzülmüştü bile.

Beriki, boş gözlerle bir müddet sokağa doğru baktı. Sonra başını iki yana sallayarak, omuzları düşmüş vaziyette evinin bulunduğu yokuşa doğru vurdu yönünü.

Hakikaten de adap öğrenmek lazımdı birilerinden.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : ?mm?han YAPAR    28.05.2008
Yorum : Fatma Hanım, elinize, yüreğinize , havsalanıza sağlık. Ne diyeyim.Müt-hiş-ti... Hikayenizdeki beğendeğim hangi yönü anlatsam bilmem ki. Namazda insana musallat olan şeytanın aklımızı meşgul etmesini iç çözümleme olarak ne kadar güzel anlattığınıza mı değinsem, bunu edebiyatın duygu tahlili açısından ne denli başarılı anlatımla aktardığınızdan mı bahsetsem? Yoksa "Öğrenmenin yaşı yoktur." prensibini orta yaşlı bir cami müdaviminin iç çözümlemesiyle ne kadar güzel anlattığınızdan mı söz etsem? Ya o bizim insanımızın her şeye rağmen (iyi niyetli bile olsa ) yaptığı hatadan ders çıkarmalarını böyesine estetik anlatmanızdan mı? Hele o tasvirler, hele o tasvirler. Bir de o ince espri anlayışınızla hikayenin tümüne yaydığınız sürükleyici anlatım. Hasılı kelam çok güzel bir çalışma olmuş. Geçenlerde sizin başka bir hikayenizi daha okudum."Bir Sabah" isimli bir hikaye. O da müthişti. Kahkahalarla okudum hikayenin özellikle son kısmını. Karın "mırıl mırıl" yağması noktasına ise ba-yıl-dım:) Sizi yeni keşfetmiş bir okurunuz olarak, Rabbim zihninize güç ve ışık, kalemine kuvvet versin temennimi iletiyorum. Yazmak yolunda yolunuz açık olsun...




Ekleyen : ender bellur    13.08.2007
Yorum : Çok güzel bir hikaye olmuş. Ellerinize sağlık...




Ekleyen : Alperen    
Yorum : Çok güzel bir hikaye, olaylar iyi tasvir edilmiş, yazara teşekkürler...




Ekleyen : kaanhan    
Yorum : aslında yorum yapacak fazla bir şey yok..okuyunca yüreklerde bir sızı belkide benim gibilerde bir kaç damla gözyaşı..çok güzel.. teşekkürler ...Allah razı olsun..




Ekleyen : fatma pek?en    
Yorum : sağol alperen. hep okuyun. çok okuyun. selamlar




Ekleyen : Hatice Luley    
Yorum : Namaz kilan kisinin dünyayla ilgisini o an icin kesip Yaradanla kendi arasindaki hesaplarla beynini mesgul etmesi gerekir. Ibadet icin Yaradan' in evine gelenin corabina, giyimine bakilmasi günahtir.Orada temizlik esastir.Ayaklari temizse, kime ne corabindan.Camiye ayak kontrolüne, gencleri azarlamaya mi gidiyor bazilari?




Ekleyen : ali karabiber    
Yorum : YAZINIZ ÇOK GÜZEL.SADECE BU GELİYOR BU UYKULU VAKTİMDE.




Ekleyen : elif    
Yorum : çok hoş çok




Ekleyen : esma    
Yorum : güzelmiş





 
Dağlara çen düşende... - Sayı 126
Mustafa... - Sayı 123
Pehlivan dayının elmaları... - Sayı 120
Armudun Son Çiçeği... - Sayı 115
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Röportaj
Takvadan bekâya helâl ekonomi
Oluklar çift
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Ne zamandan beri


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17179785
 Bugün : 1853
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 777496
 Bugün : 151
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 231
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim