Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3502 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

EDEP
Kürsü Nizam

  Sayı: 60 - Nisan / Haziran 2008

(Bu bölümdeki imzasız yazılar, İman ve İslâm Atlası’ndan alınmaktadır)
(Edep bahsine devam ediyoruz)

BESMELE
Besmele farzının edep aynalarında tecellisi, haram olmayan her işde onu anahtar diye kullanmaktadır. Her işde, her işde, haram ve galîzi olmayan her işde... Saymakla bitmez. Besmelesiz ne sokağa çıkılır, ne eve girilir. Eskiden Bahriyemizde şöyle bir âdet vardı: Geminin demir atma kumandası güverteden "Bismillah fundo!" diye verilirdi. Zincir boşaltma kolunu çeken vazifeli de aynen mukabele ederdi: "Bismillah fundo"...

Hırsızın, katilin, ayyaşın, kumarbazın, falcının, faizcinin ve bütün haram işleyicilerin hareketlerine "Besmele"yle davranmaları küfür; iyi faaliyetlerde onu kullanmayanların hali de Haktan uzaklık...

"Besmele" Kur'ân'a dahil... Mutlak çilingir elinden çıkma ve belli kapıları açma işine mahsus bu altın anahtar da fâtih... Onu dükkânına veya evinin göz göre göre unutulmuş bir noktasına asmış olanlardan değil, kalbine nakşedenlerden olmakta bütün iş...

KELÂM FUHŞU

İslâm edebinin maddemizde başlıca tecelli yeri ağzımız ve ondan dökülen kelimeler...
O basit bir âlet; ama ne girift, dolaşık mânâların yatağı... Yerine göre ne ulvî, ne süflî, ne galîz, ne müşfik, ne haşin, ne âdil, ne zalim, ne sadık, ne hain, ne masum, ne mücrim, ne aşık, ne menfur tecellilere mecrâ, menfez, mahreç, fürce, delik... Bu delikten geçen kelâm fuhşunun ayarında, ondan galiz hiçbir fuhuş nevi yok...

Uçurum dağın yüksekliğine tabidir; ve başlıca nefs silahı lisan da memur kılındığı ulviyet çapında süfliyete namzet... Bu yüzdendir ki, edep keyfiyeti ağızda ve kelâmda aransa yeri...

Şu ağız denilen medhal ve mahreçten neler girmez ve neler çıkmaz... Fakat en hazini çıkanlarda... Kalp cerahatini ağıza getiren lâf kusmuğu...

Yaratmaktan bahsederler... Yaratılan şu, yaratılan bu... Nerdeyse bir kahveciden bir fincan çay yaratmasını isteyecekler... Düşünmezler ki, halketmek mânâsına gelen bu kelimeyi, müminin kullanmayacağı bedahetine mukabil, yoktan var etmeye inanmadığı için, münkirin de ağza almaması icap eder. "Kader"i ele alırlar ve ona hakim kimselerden dem vururlar... "Bu işin kaderini teslim ettiğimiz" veya "kötü kaderimizi değiştirecek olan filân falan"... Anlamazlar ki, şahıslara âkıbetler, encamlar, neticeler ısmarlanır; fakat kader neyse o olur. Tedbir âkıbetin vaadidir, kaderse ne olduğu... O, bütün hamle ve teşebbüslerden mücerrettir. "Çağdışı" derler... Akıl erdiremezler ki, çağ, en büyük madde cambazlıklarına erildiği halde ruhî müeyyideyi kaybetmiş ve müspet bilgi keşifleriyle oyalanamaz olmuş medeni insanlığın yeni bir din ihtiyacıyla kıvrandığı, ihtilaçlar geçirdiği son merhale manzarasını arzetmektedir, ve asıl bu hali görmek ve ilâcını göstermektir ki, çağ içi olmak, daha doğrusu çağ ilerisi olmaktır.

Küfürden veya başıboşluktan gelme bu kelâm fuhuşuna mukabil, müslüman geçinenler öyle ağızlar kullanırlar ki, zaif ve akılla sır arası muvazeneyi bulamamış bir imancığı yok edebilirler. Evlerindeki sobanın odunlarını sayarcasına cehennem teşhisi yaparlar, cehennemde Çin işkenceleri şeklinde türlü azap şekilleri uydururlar; cenneti, dünyada sevdikleri nelerse o şeylerle doldururlar. Kestiremezler ki, ötelere ait asıl hayatta, Allah'ın ve Resülü'nün bildiğinden ötesi sadece hayaldir, Cehennem ve Cennet vardır; biri azap, öbürü zevk makamıdır, fakat hiç kimsenin onlardaki meçhul ve akıl üstü keyfiyeti haritalaştırmaya hak ve selâhiyeti yoktur.

Bir de ne taraftan oldukları belirsiz, ama İslâm'ı nasılsa yutup midesinde hazmedilemez bir kemik gibi taşıyan, yalınız bol keseden yemin eden veya "Allah'a ısmarladık!", "çok şükür" derken Müslümanlığı belli olan haylaz ve cahil, yarı okumuşlar ve âlemi lise programlarının çerçevesinden ibaret tanımışlar grubu vardır ki, ekseriyeti teşkil ederler, Allah ile dünyayı birbirinden ayırırlar, dünyayı İlâhi kudret ve iradenin dışında tutarlar, "Allah bu işe karışmaz!" hükmünü basarlar, dünyayı ve âlemleri Allah tarafından yaratılmış kabul etseler bile yaratışın bir kere olduğu ve ondan sonra Allah’ın, hiçbir taraf tutmaksızın mahlûklarını seyre daldığı ve her şeyi insanlara ve akla bıraktığı küfrünü güderler. Bunu ağızlarıyla formülleştirmeseler de her halleriyle ve nice kelâm fuhşu içinde her an ilân ederler. Nasıl kavrayabilsinler ki, Allah zaman ve mekân üstüdür, verâların verâsındadır zaman da onun bir mahlûkçuğudur; ve O, Allah, her an halkedip her an idam eder ve topyekûn eşya ve hadiseleri kudret elinde tutar.

Daha ne kelam fuhuşları... "Allah'ın kul ibadetlerine ne ihtiyacı var?"... "Yukarıda Allah baba!"... "Seni kâfir, seni!"... Genç kızından, delikanlısından, işportacısına, pazarcısına kadar yemin üstüne yeminler...

İşte boyuna "derin ve gerçek mümin" diye vasıflandırdığımız örnek müslümana düşen vazife, fahişeler fahişesi ağız deliğini bu ölçülere göre açmak ve kapamak iffetini titizlikle korumak...

Hiçbir sövme, kötü yerme, kalp kırma, küçümseme, kabalaştırma, çirkinleştirme, soğutma, tiksindirme edası edep ölçülerine uymaz...

SİGARA

Çocuklar içemez, delikanlılar büyüklerinin yanında tellendiremez, memur amirinin huzurunda dudağında taşıyamaz; derste, bazı toplantı yerlerinde, ciddiyet ve hürmet belirtici yerlerde kullanılamaz, bazı hallerde ayıp, umumiyetle de hafiflik belirtir bir nesne... Bu çok yaygın nesnenin dinî hükmü nedir?

Ne haram, ne mekruh, sadece mübah, içilmesiyle içilmemesi arasında fark olmayan havaî bir şey...
Sağlığa tesiri, kokusu, melekleri tâcizi, israfa kaçtığı gibi indî kıyaslar yersiz... Sıhhate dokunmak derecesini hazakatli müslüman hekim ve içenin kendisi tayin eder, eğer dokunuyorsa bırakılması gerekir; böyle vaziyetlerde insana tuz ve su, şeker bile haram olmaya kadar gider. Dinî hüküm ise en emin kaynaklara dayanarak gösteriyor: Tütün zatiyle ve öz keyfiyetiyle mübahtır; ve gerisi ille yasak arayanların, kendilerini müçtehit sanmasından ibarettir. "İçen mi, içmeyen mi makbul?" denilse elbette ki, selim akıl "içmeyen makbul!" hükmünü vermekte tereddüt etmez.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Murat    16.04.2008
Yorum : Büyüklerimiz daha iyi bilir ama, sigara için ne haram ne mekruh biraz iddialı değil mi Üstadım? Bırakalım mekruhluhu artık sigaranın haramlığı konuşuluyor. Ama mübah olduğuna dair yorum hiç duymamıştım. Yüzlerce insanın sigara yüzünden kanser olduğu ve hayatını kaybettiği düşünülürse onun "fazla kullanımınlarının" sağlığa zararlı olan tuz, şeker vs ile karşılaştırılması ne kadar doğru? Şarabın da az miktarı faydalı denir hep. hatta ayette vardır.. Edepsizlik etti isek affola..





 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Ekonomi ve helâl bilinci
Gençliğe Hitabeden
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Sonsuzluk
Bileşke


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17192044
 Bugün : 885
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 778210
 Bugün : 55
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 173
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim