Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2519 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

GIDA
Kürsü Nizam

  Sayı: 93 - Temmuz / Eylül 2017

(Gıda bahsi devam ediyor)

Sahabilerden bazıları da aynı şekilde “visal orucu” na başlayınca Allah'ın Resûlü bu hareketi önlediler ve buyurdular:

“Ben sizin gibi değilim. Allah beni yedirir ve içirir. Onun için oruç tutacağınız zaman, akşama iftar edin ve yemeden oruca devam etmeyin!”

Bu Hadîsten kuvvet alan bazı din büyükleri Allah Resûlü'nün mübarek karınlarına taş bağladıkları rivayetini bâtıl kabul etmişler ve Allah tarafından nimetlendirilen Resûlün böyle bir harekette bulunmalarına sebep olmadığını ileriye sürmüşlerdir. Bazıları da, bu görüşe itiraz ve taş bağlamanın sevap ve hikmeti icabı olduğunu beyan etmişlerdir.

Bazı âlimler de Peygamberler Peygamber’inin açlık çekmiş olduklarında şüphe etmişlerdir. Bunların düşünceleri öz olarak şudur:

“Bu nasıl olur ki, sahih Hadîsle sabit olduğuna göre, Allah'ın Resûlü, evlerine bir yıllık zahirelerini alırlardı. Bir defa da ganimet malından 1000 deveyi sahabilerden 4 kişiye vermişlerdi. Bir bedeviye 1000 koyunu bir defada bağışladıkları da vaki olmuştur. Kaldı ki, sahabilerden Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Talha, zengin kişilerdi. Peygamberlerinin yolunda mallarını değil, başlarını bile fedaya hazır bulunuyorlardı. Hiç Allah'ın Resûlünü açlığa terk ederler miydi?”

Bu şüphenin cevabını İmam-ı Taberî Hazretleri vermiştir:

“Bildirilen haller devamlı ve daimi değildi. Kâh zaruret çekerler ve kâh genişliğe nail olurlardı. Zaruretleri de, bulamadıklarından değil, açlığı tercihlerindendi.”

Bazıları da, İmam-ı Taberi izahına şöyle bir ilave yapmışlardır:

-Cevap güzel! Fakat “bulamadıklarından değil” tâbiri yanlış… Genişlik halinde sun’i olarak darlığa düşülemez. Belki Allah Resûlü'nün fiilen bulamayıp darlık çektikleri zaman olmuştur. Zira bir çok Hadîs bu hakikati ayan beyan etmiştir ki: “Bizim doyasıya hurma yediğimizi size söyleyen yalan söyler! Ama Kurayza fetholunduktan sonra bir miktar hurma ve yağlı, tuzlu şeyler elimize geçti.” Bu nakilde bellidir ki, Kurayza fethine kadar Allah Resûlü'nün evi darlık çekmiştir.

Gerçek şudur ki, bazı büyük bir genişlik hâsıl olur ve Allah'ın Resûlüne hediye ve ganimet olarak yüklerle mal getirilirdi. Ama, nazarlarında dünya metaının zerrece değeri olmadığı için bunları dağıtırlar ve habbesini bile alıkoymazlardı. Nice günler de, İlâhî hikmetler gereğince hiçbir taraftan hiçbir şey gelmez ve darlık çekerlerdi.

İbn-i Hacer:

“Müslümanların çoğu, Hicretten evvel Mekke’deyken darlık içindeydiler. Hicretten sonra ekseriyeti yine bu hal üzerindeydi. Ensâr topluluğu bunlara yardım edip kendilerini korudular. Kendilerine mesken ve sütü sağılır davarlar verdiler. Yani bunları, mal sahipliği Medinelilerde kalmak üzere muvakkat istifade kaydiyle verdiler. Sonra sonra, bazı fetihlerin arkasından sahabilere genişlik geldi. Ensâr’dan aldıkları emanetleri sahiplerine iade ettiler.”

İmam-ı Tirmizî nakli bir Hadîsten meâl:

“Hiç kimse korku çekmezken, ben, Allah yolunda korku çektim. Hiç kimse eza olunmazken, ben, Allah yolunda eza olundum. Vallahi, benim üzerimden 30 gece geçmiştir ki, ne benim, ne de Bilâl’in tek kişiye yetecek yemeğimiz vardı. Ancak Bilâl’in koltuğu altında gizli, azıcık bir şey…”

Bu darlığın, Kureyş kâfirlerine ait azgınlık zamanında olması ihtimal dâhilindedir. Ve bütün bu hallerden Kâinatın Efendisi incinmez, duruma öz iradeleriyle katlanırlardı.

Ebu İmame’den Hadîs meâli:

“Rabbim bana Mekke’nin Bathâ isimli deresini altunla doldurup bahşetmeyi teklif etti. Ben kabul etmedim ve dedim: Hayır Allahım; bir gün tok ve bir gün aç olayım. Açlığımda sana yalvarayım, seni anayım; tokluğumda da şükredeyim!

İbn-i Abbas:

-Bir gün Allah'ın Resûlü, Cebrâil ile Safâ üzerindeydiler. Allah'ın Resûlü Cebrâil’e dediler: “Seni gönderen Allah hakkı için bildiriyorum ki, Muhammed ailesinin evinde bir avuç unla bir avuç şüveyk (unla yapılan bir nevi çörek) hiçbir defa gecelememiştir.” Allah'ın Resûlü bu sözü söyler söylemez gökten müthiş bir ses geldi ve bu sesten Kâinatın Efendisi ürktü ve sordu: “Allah, kıyamet kopmasını mı emrediyor?” Cebrâil cevap verdi: “Hayır! Allah İsrâfil’i sana gönderiyor!” İsrâfil geldi ve Allah'ın Resûlüne dedi: “Allah söylediğin söz üzerine beni dünya hazinelerinin anahtarlariyle sana gönderdi, istersen yanınca yürüteyim! İstersen dünya hakimi Nebî, dilersen Kul Peygamber ol!.. “Cebrâil, “Kul Peygamberliği seç!” gibilerinden O’na işaret etti. Allah'ın sevgilisi, üç kere haykırarak Kul Peygamberliği seçtiklerini belirttiler.

İmam-ı Halimi “Şuab-ül İman” adlı eserinde der ki: “Kâinatın Efendisinin yüceltme usullerinden biri de, halk için kullanılan bazı sıfatların, haklarında kullanılmamasıdır. Meselâ “Peygamberimiz fakirdi” tarzında bir vasıflandırma, edep ve hürmet ifadesi bakımından çirkin ve yanlıştır. Bazı âlimler zühd ile vasıflandırılmalarını da uygunsuz görmüşlerdir. “Zühd”, rağbetin zıddıdır. Meselâ “filan kimse zahittir.” Demek, dünya ile alâkasız olduğu ve ona rağbeti kestiği mânâsındadır. Rağbetin kesildiği şey öyle bir nesne olmalıdır ki, böyle bir kesilişe değsin… Dünya fani bir harabe olduğuna göre ona rağbetin kesilmesi en büyük Resûlü için medih mevzuu teşkil edebilir mi? Allah Resûlü'nün, muazzam şanını düşünen kimse kestirir ki, dünyaya rağbet etmemek O’na nispetle hüner değildir. O’nun ümmetinden bazı büyükler hakkında bile medih teşkil etmeyen bir vasıf kendileri için asla övme yerine geçemez. Bu bakımdan, Kâinatın Efendisi hakkında vasıf kullanırken aleladeliklerin üstüne çıkmaya bilhassa dikkat etmek lazımdır.”

Şeyh Bedreddin Zerkeşî, bazı fıkıh büyüklerine dayanarak ifade etmiştir ki, Allah Resûlü mal cihetinden fakir değildir. Kendi nefsine ve ev halkına yetecek kadar dünyası verilmişti. Bu bakımdan Allah’a bağlılığı ile halkın en ihtiyaçsız ve zengin olanıydı. Fakre ait dualar da, bulamamaktan değil, tevazu ve kanaatlerindendi.

Şeyhülislâm İbn-i Hâcer, Allah'ın Resûlünden rivayet edilen:

“Fakr, fahrimdir.”

Hadîsinin bâtıl ve uydurma olduğunu iddia etmiştir. Kâinatın Fahri, açlığa rıza üzerindeydiler. Açlıkta gördükleri faziletler sayısızdı. Nübüvvetlerinin başındaysa, darlık çekmiş bulunmaları, bazı nebîlerde olduğu gibi vâki idi. Ama sonraları, İslâm kuvvet ve şevket bulduktan sonra ettikleri riyazet ve perhizkârlık iradeleriyle olurdu… Eğer isteselerdi, bütün dünya nimetleri ayaklarının altındaydı. Fakat bu gibi şeylere asla iltifatları yoktu. Öyle bir âlemde kendilerinden geçmiş bulunuyorlardı ki, gözlerine yemek, içmek gibi bir şey görünmesine imkân mevcut değildi.

Şu veya bu türlü görüşler arası, hakikati şöyle çerçevelemek ve kabul etmek lazımdır.

 

Gıda unsurlarından tek çeşide devam etmezlerdi. Böyle yapmanın sıhhate zarar verdiği malûmdur. Halkın verdiği çeşitlere, meselâ ekmeğe, hurmaya ve türlü yemişlere iltifat ederlerdi. Helva ve baldan ikisini de severlerdi. Helvaları, umumîyetle, sütle yoğrulmuş hurmaydı. (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Suyun serencamı
Su gibi aziz ol
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16811688
 Bugün : 338
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 734245
 Bugün : 126
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 615
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim