Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2735 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Namazda bir tad var ki...
Ahmet Mahir Pekşen

  Sayı: 89 - Temmuz / Eylül 2016

Namazda bir tad var ki; alabilmek mesele,

Yaradanla başbaşa kalabilmek mesele...

Bir pencere. Ve bu pencereden zaman zaman dışarı bakıyorum. Osmanlının Anadolu sathına serptiği kubbelerden biriyle göz göze geliyorum; “Ali Ağa Camii”nin kubbesi bu.

Şehrin merkezinde oldukça küçük bir camii. Bahçesinde kocaman bir çınar ağacı, bu ağacın sağ ve solunda her bahar rengârenk çiçekler açıp, her sonbahar sarıdan kızıla birçok renk tonunu göz zevkimize sunan, dört mevsim, her haliyle yaratılış hikmetini düşündüren ağaçlar. Şadırvanın su sesine karışan kuş sesleri ve harikulade bir manevî iklim.

Camiin müdavimleri genellikle esnaf ve çoğu orta yaşın üzerinde. Ancak ezan okunurken dükkânının kepengini indirebilen ya da çırağına emanet eden meslek erbabı kişiler, yüzlerinde işleriyle ilgili soruları okuyabileceğiniz ifadelerle, hızlı adımlarla dalıyorlar camiye.

Yüzler çok önemli. Onun için camiye koşturarak gelen insanların yüzlerindeki ifadeleri okumaya çalışıyorum;

Soru, yığın yığın... İşlerin durgunluğu, vergilerin çokluğu, rekabet...

Endişe; “yarın daha mı kötü olur?” soruları.

Telâş; gelirken bırakılan yarım işlerin kamçısı.

Ve yüzdeki genel ifade; gerginlik. Tebessüm noksanlığı.

 

*

 

Cami cemaati dağılıyor. Az önceki insanların yüz ifadeleri yumuşamış... Endişe yerini güvene bırakmış; “Allah Kerim... Allah vekil. O ne güzel dost, o ne güzel vekildir” inanışı bir kere daha ısıtılmış yüreklerde. Yüzlere yansımış ışıl ışıl.

Huzurlu bir dağılış… Gelirken birbirleriyle fazla ilgilenmeyenler, giderken “Allah kabul etsin” dileklerini, dualarını iletiyorlar karşısındakine. Dualara destek geliyor komşu dualarından.

Günün stresi, cami atmosferini çeyrek saatlik soluyuşta dağılıvermiş.

Bir memur, buzdolabının son taksitini ödeyip çıktığı mağazadan nasıl mutlu çıkarsa... Onun on katı, yüz katı bir mutluluk. Bir hafifleme, kanatlanma. Bir borcun edası… Güzel bir borcun, en güzel olan ve hep en güzeli yaratan Allah’a en güzel şekilde ödenmesi... İşte mutluluğun kaynağı…

 

*

 

Ve sonra kendi üzerimde test ettim. Şu dünyanın bütün problemlerini elimin tersiyle arkaya itemediğim ibadet anlarından sonra bile, üzerimdeki negatif enerjinin alnımdan toprağa akışını hissediyorum. Ve aklımın bir bölümü dünya işlerine kayıp durduğu dua anlarımda, açılan ellerime pozitif enerjinin dolduğunu duyuyorum.

İçime sinmiyor bu güzel duygu insanlardan... İstiyorum ki namazdaki duygularımı, düşüncelerimi paylaşayım.

Şunu baştan söylemek istiyorum ki; eksiklerimi, noksanlarımı, hatalarımı, günahlarımı gizleyeceğim. Bunların yaygınlaşmasını önlemek için tabiî ki. Ve yine tabiî ki “kötülüklerinizi açıklamayın” buyurulduğu için.

Ve belki de zaman zaman yapabildiğimi değil, yapmam ya da yapmamız gerekenleri anlatacağım. Yakalayabildiğim zirveyi değil, yakalamamız gereken zirveyi tarif edeceğim.

 

*

 

NAMAZDA HANGİ SÛRE OKUNDU?..

Ali Ağa Camii için çok ama çok ilginç bir hikâye anlatılır. Bu camiyi, Sivas’ta çok meşhur olan Behram Paşa’nın oğlu, Mustafa Bey 1589 yılında inşaa etmiş. Camiler genellikle bânisinin adıyla anılmasına rağmen, Ali Ağa adıyla anılmasının bir sebebi var tabiî ki.

Mustafa Bey, camiinin hemen karşısında bulunan konağında iftar yemeği verir ve uşağı Ali Ağa’ya “Camiye git, namaz kılanları eve yemeğe getir” der. Namazı da camide eda eden uşak, cemaat dağılacağı sırada kapıda durur ve çıkanlara hocanın ilk rekâtta hangi sûreyi okuduğunu sorar. Yüz civarında cemaati olan camide yalnız yedi kişi doğru bilir ve bunları alıp iftara götürür.

Mustafa Bey, cami cemaatini takip ettiğinden, bu yedi kişi oldukça azına gelir ve uşağına; “Hepsi bu kadar mıydı?” diye sorar. Ali Ağa; “Efendim siz, namaz kılanları getirin dediniz, hepsi yedi kişiydi” açıklamasında bulunur ve bu yedi kişinin seçimini nasıl yaptığını anlatır. Bu cevabı çok mânâlı bulan Mustafa Bey de camiye Ali Ağa’nın adının verilmesini emreder.

 

*

 

Ali Ağa’nın bize verdiği bir mesaj var yılların ötesinden;

İmama uymak gaflete dalmayı gerektirmez. Namazda, namazın gerektirdiği uyanıklık içinde olmalıyız.

İmamın okuduğu sûreleri dikkatle dinlemeli, bütün güzellikleri emrimize amade kılan Yüce Rabbimizin karşısında olduğumuzu unutmamalıyız.

O zaman namazla mutlu, imanla umutlu, duayla huzurlu, secdeyle onurlu ve tesbihatla nurlu oluruz...

 

*

 

“RABBİM BOŞ GELMEDİM, BEN SUÇ GETİRDİM”

Ve Allah’ın elçisi konuşuyorlar. Sahabe tek kelimeyi zayi etmemek için pür dikkat dinliyor;

“Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun ki;”

Merak zirvede. Herkes nur dudaklardan dökülecek hikmetli sözleri bekliyor yudum yudum içmek için. Ve tane tane dökülüyor hikmet dudaklardan; “Günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb’e (İbadetine güvenme, kendini beğenme) düşeceğinizden korkarım.

Demek ki insanın gurur ve kibrini kıran günah bile bazen faydamıza olabiliyor.

“İbadetine güvenmek, kendini beğenmek... Ben iyi yaptım, çok sevap işledim, hiç günah işlemedim demek...”

Aman Allah’ım. Sana sığınırım bu kuru güvenden.

Niçin böyle?.. Çünkü ibadetlere güvenmekte efelik var. “Ben ibadetimi yaptım, haşa haşa sen de karşılığını vermek zorundasın”...

Bir başka ifadeyle; “Senin affına ve mağfiretine gerek yok. Ben yeteri kadar ibadet getirdim. Bu halimle imtihanı kazandım”...

Böyle demek yerine

Mesnevî şârihi Tâhiru'l-Mevlevî’nin ifadesiyle;

“Eli boş gidilmez gidilen yere;

Rabbim, boş gelmedim ben suç getirdim!..

Dağlar çekemezken o ağır yükü;

İki kat sırtımda pek güç getirdim!”

Demek tabiî ki daha hoştur.

Ne diyordu Allah’ın elçisi;

“Allah’ın af ve mağfireti olmasa hiç kimse cennete giremezdi.”

Sahabe hayrette. Ve soruyorlar;

“Ey Allah’ın Resulü sen de mi giremezdin?”

Cevap kesin ve net;

“Evet ben de giremezdim.”

Ve şimdi madalyonun öbür yüzü;

Deki; “Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer; 53)

Ve insan, kendisini gurura kibre sevk edecek ibadetin mi, boynu büküklüğe ve tövbeye yöneltecek günahın mı daha hayırlı olduğunu düşünüyor. Buna bir karar vermek zor gibi görünse de asıl olan;

“Gurura ve kibre sürüklemeyecek, kimseye üstünlük taslatmayacak kulluk, kaçınılacak ama işlenildiğinde de tövbeyle yıkanacak günah...”

Ve onun için ümitsizlik büyüklerin büyüğü bir günah... Niçin; çünkü ümitsizlikte; “Günahlarım o kadar çok ki ‘sen bunları affedemezsin’ yanlışlığı var.”…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Şiirimde Necip Fazıl etki... - Sayı 120
Kelebeğin Cesedi... - Sayı 117
Apartman Hayatı... - Sayı 115
Allah... - Sayı 112
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Öğretmen ve öğrenciye “okul sigortası” hakkı verilmiş. Pek yerinde, artık disiplinsizlik yüzünden okutmak da, okumak da “risk unsuru” taşır oldu. 
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Sû-i zan


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17565177
 Bugün : 474
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 845883
 Bugün : 156
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 216
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim