Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1220 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Güzel Ahlâk ve Liyakat
Muhsin Hamdi Alkış

  Sayı: 112 -

Eski yunandan bu yana batı medeniyetinin düşünce akımlarının, felsefe ekollerinin, kökünden koparıp dünyevîleştirip insanlığa önerdiği bir ahlâk felsefesi ve etik görüşü vardır. İstisnasları olmakla beraber, ekseriyeti etik - moral ayrımı yapar. Hattâ iş ahlâkı, vazife ahlâkı, akademi ahlâkı, dâvâ ahlâkı, kadın erkek münasebetlerinde ahlâk, ticaret ahlâkı gibi pek çok şubeye de bölerler. Ahlâkı kaynağından kökünden ve vaz edicisinden kopardığınızda ve şubelere böldüğünüzde aslında mücerret olarak ahlâkı da yok etmiş olursunuz. “Bir” tecezzi (cüzleşme, bölünme) kabul etmez. Allah’ın da, ahlâkının da şeriki olmaz.

Dostoyevsky’nin “Tanrı yoksa her şey mubah” demesinin esbabı mucibesi de bu hikmette gizlidir. Ahlâkı vaz eden Allah değil de insansa o ahlâk rölatif(nispi)dir; yani şartlara ve kişiye göre değişir ve mutlaklık arz etmez. Tıpkı “Tanrılar” diyen birinin aslında hiçbirinin Tanrı olmadığını zımnen kabul etmesi gibi; çünkü Tanrı eşsiz emsalsiz ve kadiri mutlak ezeli ebedî vd… demek olduğuna ve eşsizin eşi olamayacağına göre, diğerlerinin varlığı muhal olur. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikat şu şekilde ifade ediliyor:

 

•Allah evlât edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir. (Müminun 91)

Fahr-i Kâinat Efendimiz ahlâk bahsi ile ilgili buyuruyorlar ki:

•“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (bk. Muvatta, Husnü'l Halk, 8; Müsned, 2/381)

•"Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanın." (Suhreverdi, Avarif, s. 130)

Buradan hareketle, “ticarî ahlâk sahibi ama kadın erkek mevzuunda zaafı olan, iş ahlâkı olan ama zalim, akademik ahlâkı fevkalade ama namussuz biri” batı medeniyetinin felsefe ekollerinde meşru kabul edilebilir ancak bizim medeniyetimiz nazarında “ahlâksız”dır. Bu da bizi kadim: “Ahlâkın kökeni” sorusuna götürür. İlahî olmayan beşerî olan ahlâk tasavvuru içinde nefs, ego, hırs bulunur ve Yaradan’a isyan potansiyeli taşır. İşte beşerî olan ahlâk tasavvurlarının insanlığı getirdiği yer hüsran olmuştur.

Misal;

•Binlerce Müslümanı Serebrenitza’da silâhlarını toplayıp toplama kamplarında katleden Sırp komutan da, ona yol veren Hollanda barış gücü komutanlığı da kendini vazife ahlâkıyla savunur,

•Milyonlarca insanı toplama kamplarında zehirli gazla böcek gibi öldüren Nazi ve bu gazı üreten kimyager de kendi iş ahlâkıyla övünür.

•Daha 5 yıl önce yaşadığımız darbe teşebbüsünün müsebbibi sapık örgüt, sınav sorularını çalıp, adaleti manipüle edip, tepemize bomba yağdırırken kendilerini dâvâ ahlâkıyla müdafaa eder..

Tüm bunların aslında ahlâksız ve münafık olduklarına hükmediniz; çünkü ahlâk bölünmez, bölünürse ahlâk olmaz.

“Liyakat ve emaneti ehline vermek” de Kur’ân’ın emri (emaneti ehline verin Nisa 58) ve güzel ahlâkın getirdiği bir mecburiyettir. Emaneti ehline vermeyenler hakkındaki Hadisi şeriflerdeki ihtarat, düşünenler için ne vahim:

•Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur. Onun namazı da, zekâtı da kabul olmaz. (Bezzar)

•Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, (Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin) buyurdu. (Buhari)

Hz. Ömer (ra), “Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız; konuştuğunda doğru söylüyor mu? Kendisine bir şey emânet edildiğinde, emânete riâyet ediyor mu? Dünya ile meşgul olurken helâl-haram hassâsiyetini gözetiyor mu? İşte bunlara bakınız.” buyuruyor.

Şu halde, şahsî mevzularda bile emanetin ehline verilmesi ve emanete riayet iman mevzusu iken kamu hizmetinde bunun vebalini tasavvur edebilir miyiz? Nitekim Hz Peygamber:

•Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Beni vali tayin etmez misin demiştim. Eliyle omuzuma vurarak şöyle buyurdu: “Ebû Zer! Sen zayıf bir adamsın. İstediğin görev ise bir emanettir. Bu emaneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar müstesna, aslında bu görev kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” (Müslim, İmâret 16)

•“Siz memuriyet alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Hâlbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhârî, Ahkâm 7. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)

Ezcümle; vebali bu kadar büyük iken, emanetin ehlinden sakınılıp ehli olmayana verilmesi ve bunun dâvâ ahlâkı adına yapılması, hem dâvâyı hem de ahlâkı bitirir. Allah muhafaza, ilâhî ihtarın muhatabı haline getirir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Fars palavrası... - Sayı 122
Ne Fa Ka, bedenini arayan... - Sayı 120
İsrail-SAMİRİ-oğulları... - Sayı 119
Deprem Felâketi: Âyetlere... - Sayı 116
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Bir özel TV kanalı “yılın politikacısı”nı seçtirdi.
Seçilemeyenler üzülmesinler. Çünkü hepsi ayrı ayrı yılın politik acısı olduklarını ispatladılar.
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kardelenin 15 Temmuz 2016 Bildirisi


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17491896
 Bugün : 4118
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833400
 Bugün : 278
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 143
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim