|
Hadiseler bakış Gözlemci Sayı:
127 -
 ASGARÎ ÜCRET TARTIŞMALARINA SON
Her yıl, aralık ayı geldi mi, asgarî ücret tartışmaları yapılır.
Tartışmalarla beraber zamlar da başlar. İktidar ile muhalefet ve sendikalar arasında söz düellosu sertleşir.
Toplantılar, boşa harcanan mesailer, zamanlar, emekler, paralar... Yıllardır… Tartışmalardan önce başlayan zamlar, asgarî ücret tespit edildikten sonra da devam eder.
Oruç kefareti, fakir doyurmak üzerine esaslandırılmıştır. Her zamana, her iklime, her mekâna, her topluma, her kişiye uygun… Tartışma yok, israf yok.
Asgarî ücret için de buna mümasil bir usul bulmak gerekir.
Asgarî ücret altın üzerinden tespit edilse…Bir defa yapılır, her yıl tekrar gerekmez, dolayısıyle israf olmaz.
Aynı endeksleme ekmek üzerinden de yapılabilir. (20.12.2024)
GELECEĞİ GÖRMEK BASİRETİ
“Yaşamaktan çok yoruldum, ölüp dinlenmek istiyorum!”
Gazzeli çocuk
“Yumuşak tükürük sakala zarar” denir; milletin seçtiği iktidar, 27 Mayıs 1960’da bir gece baskını ile tahtından indirildi. Darbeciler, lise ve muadili okul mezunlarının yedek subaylık hakkını kaldırdı ve bütün mezunları er olarak askere aldı. 1962 yılında Manisa’da askerim… Orada Allah’ın bir lütfu olarak tanıştığım bir zat, piyasadan temin edilemeyecek kitapları okumamı sağladı. El altından okunan yasak kitaplar sanılmasın. Her sahada olduğu gibi kitap alanına da hâkim olanlar, o eserlerin cemiyet meydanına çıkmasına engel oluyorlardı. Nerelere uzanan güce dikkat etmek lâzım Kitapların isimlerini görünce meseleyi anlayacaksınız.
Kitapların yazarı Cevat Rifat Atılhan… Bu konuda da, ufacık bir gayretle, yazarı ve kitapları hakkında fikir sahibi olunabilir. Çarşı iznine çıktığımda yazarla da dostluğu olan mübarek zatı ziyaret ediyor, okuduğumu verip yenisini alıyorum. 20 eseri bu şekilde okudum. İşte o kitaplardan birkaçı:
Yahudi Casusu Suzy Liberman
Gizli Devlet ve Fesat Programı
İğneli Fıçı
Türk Oğlu Düşmanını Tanı
Filistin Cephesinde Nili Casusları
Medeniyetin Batışı
Masonluğun İçyüzü
İsrail
İslâm’ı Saran Tehlike Siyonizm ve Protokoller
Atılhan’ın eserlerinin tezi şu:
Yahudi; inandığı safsataların azmettiriciliği ile dünya hâkimi olmak için var gücü ile uzun vadeli çalışıyor. Bu yolda her şey mübah, hattâ zaruri. Kendilerinden olmayanlar, her şeye müstahak. Bugün bu çarpık zihniyetin neler yaptığını görüyoruz. Diğer milletlerin aksiyon kabiliyetlerini sinsice çürüttükten, dünya genelindeki teşkilâtları ve devletleri; dünya çapında söz sahibi her sahadaki etkili kişileri kontrolleri altına aldıktan sonra nihaî darbeyi vuracak. Her ülkedeki yıkıcı, bölücü, zararlı faaliyetlerinden dolayı dünyanın hiçbir yerinde dikiş tutturamamışlar. Aralarındaki insaf sahipleri hakikati ifade ediyor: Yahudi yazar Kurt Munzer,1910’da yayınladığı “Siyon’a Doğru” isimli kitabında şöyle der: “Biz Yahudiler, bütün ırkların kanına girdik. Biz, her şeyi çılgın, bozuk, kokmuş ve bitmiş bir şekle soktuk. Savaşları hep biz körükledik”
O gün “komplo teorisi” diye alaya alınan Atılhan’ın tezinin ne kadar doğru olduğu, bugün herkes tarafından görülüyor. Kendileri de artık açık açık söylemekte beis görmüyorlar. Çünkü yüz yılı aşan bir çalışmayla insanlığın maddî ve manevî hamle kabiliyetlerini, hattâ reflekslerini dumura uğrattıklarından eminler. Şu bilgi, Siyonist faaliyetlerin ne zaman başladığı hakkında bir fikir verir: “Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre'nin Basel şehrinde toplandı. 1896'da gazeteci Theodor Herzl, Yahudiler'in kendi devletini kurmasını savunan Yahudi Devleti adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede kitaptaki fikirler tartışıldı.” (bbc.co.uk/turkish/ortadogu/1897.shtml
Ayrık otu, yonca tarlasında bir tohumcuk yer istemiş. Bu küçük isteğin yerine getirilmesinde beis görülmemiş. Ama bir süre sonra ayrık otu tarlayı istilâetmiş.
İsrail’in kuruluşundan 28 yıl önce, geleceğin İngiliz Başbakanı Winston Churchill bakın ne diyor: “Eğer bizim ömrümüzde Ürdün kıyılarında, İngiliz Tacı'nın himayesinde üç veya dört milyon Yahudi'den oluşacak bir Yahudi Devleti kurulsaydı, dünya tarihinde HER BAKIMDAN YARARLI OLACAK bir sonuç meydana gelmiş olurdu.” (8 Şubat 1920 Illustrated Sunday Herald; aish.com/inspirational-quotes-about-jews-and-israel/)
Kimlere neler söylettirebilmişler. Meselâ Rahip Martin Luther King, İsrail’in kuruluşundan 20 yıl sonra şöyle diyor: “İsrail'i, hatta bunu söylemekten bile çekinmem, dünyadaki EN BÜYÜK DEMOKRASİ ÜSLERİNDEN BİRİ ve neler yapılabileceğinin, çöl topraklarının nasıl bir KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ VAHASINA dönüştürülebileceğinin muhteşem bir örneği olarak görüyorum.” (26 Mart 1968'de Hahamlar Meclisi'ne hitabı; aish.com/inspirational-quotes-about-jews-and-israel/)
Bu kişiler… Ve dünyanın her yerinde kovulan Yahudilere kucak açan, onlara yer, imkân, itibar ve kazanç sağlayan Sultan Muhteşem Süleyman… Bugün dünyaya gelseler, aynı sözleri söyler, aynı davranışı gösterirler miydi?
Bugün bazı faaliyetler yapmak, yazılar yazmak, sözler söylemek, irade kullanmak durumundaki sorumlular; yarın pişman olmamak için çok iyi araştırmalı ve düşünmeliler. İsrail’in zulmüne hardal tanesi kadar bilerek ve isteyerek yardım edenin iki dünyası da haraptır.
MADURO, MADARA…
Bir devlet başkanı, yatağında basılıyor ve kaçırılıyor. Hem de eşiyle birlikte...
Amerika’ya borçluymuş, petrolmuş, uyuşturucuymuş hepsi (doğru bile olsa) bahane… Hukuksuzluğa, haydutluğa kılıf… Bir devlet başkanı, söylediği sözlerden dolayı cezalandırılıyor. Maduro şöyle demişti:
“Siyonist ırkçılar ve fanatikler Filistin halkını yok etmek istiyor. Ve tüm Arap halkını, tüm Müslümanları ortadan kaldırmak niyetindeler. Nazizm’den daha tehlikeli bir ideolojiyi yayıyorlar! Filistin halkından sonra sıra Araplara ve Müslümanlara gelecek. Ardından bizlere, yani Katolik Hristiyanlara yönelecekler. Çok geç olmadan Siyonist soykırımı durduralım!”
“Patrona” diklenenin, tetikçisi, işte böyle, haddini bildirir. “İbret-i âlem için”… Ellerinde kelepçe, ayak bileklerinde pranga, ayaklarında terlik, gözleri bağlı, arkasında eşi…Gücümün karşısında diz çök!.. Akıllarınca itibardan düşürüyorlar. Tehdit, bütün devletlilere… İtibardan düşen madara olan, Madura değil, bu tehdidin kendilerine uzandığını anlamazlıktan gelen devlet ve hükümet yetkilileridir.
CİNAYETTEN BETER
İnsanın, annesini ve evlâdını öldürecek derekeye düşeceğine inanmıyorum; inanamıyorum. Cinayet, namussuzluk, hırsızlık ve benzerleri basit zabıta vakası gibi haberlerde yer aldığı halde inanamıyorum.
Annesini öldüren Tuğyan (taşma, coşma, su baskını; taşkınlık, coşkunluk; haddini aşma, azgınlık, serkeşlik) isimli kızla ilgili haberleri, (daha önce Narin ve benzer olaylardaki gibi) üzüntü ve dehşet içinde takip ettik. Filim seyreder gibi... Holivut’un “kusursuz cinayet” filmlerinden “intihal” bir “yerli filim” seyrediyoruz.
Daha yüz yıl önce, kapılara kilidi şöyle alelusul takıveren (dosta evde olmadığımızı bildirmek için) cinayet nedir bilmeyen bir millet; nasıl ve kimler tarafından bu hale getirildi düşünen yok. Çift kilitli kasalar soyuluyor, evlât anneyi öldürüyor, anne evlâdı… Televizyonlar dedektiflik bürosu… Anlı şanlı, kariyerli, itibarlı, mevkili, devletli akıldaneler, televizyonlarda sadece cinayetin nasıl ve kim tarafından işlendiğini konuşuyor. Ölmüşüz de ağlayanımız yok. Halimiz, tuğyandan da beter!
İTHAMLARA CEVAP VERMELİ
Bir ithama mâruz kalan, ilk önce o ithama cevap vermeli. “Altınları sen çaldın!” diye suçlananın, “başarılarımı kıskanıyorsun” diye asabileşmesi, bir çeşit itiraftır, zira “ben çalmadım” diyememiştir.
E. İmamoğlu ve şürekası ithamlara mâruz kalınca Ö. Özel’in yaptığı da aynen bu: “Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağımız anlaşılınca yolumuzu kesmek için yargı silah olarak kullanılıyor.” diye asabî çığlıklar atmak…
Diyelim ki Ö. Özel’in dediği doğru, yargı silâh olarak kullanılıyor. Öyleyse aynı silâhla mukabele et. Topla hukukçularını… İthamların boş olduğunu göster ve “gördüğünüz gibi yargı silâh olarak kullanılmak istendi” diyerek göğsünü gere gere haykır.
Ö. Özel’in ithamlara cevap vermek yerine, 4000 sayfalık iddianamenin “boş olduğu” yaygarası ile tek başına ortalıkta dolaşması, “ne yapayım hukuk yoluyla cevap mümkün değil, hukukçular da kaçınıyor” itirafından başka bir şey değil.
HABERİMİZ YOK
CHP’nin başına gelenlere bakın:
Su krizi…
Kooperatif krizi…
Toplanmayan çöpler…
Konserlere fazla fazla ödemeler…
Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, kayırma vs…
Bavul bavul taşınan açıklanamayan paralar…
Baklava kutularında yabancı para ile rüşvetler…
Şaibeli kurultaylar…
Say say bitmez… Hani böyle hallerin getireceği akıbeti ifade için “Başımıza taş yağacak” denir ya… Bu kadar felâkete başımıza taş yağmazsa iyi…
Dur bir dakika…
Heykel furyasını unuttuk… Parklar, bahçeler, meydanlar, köşe başları, güzergâhlar, bina önleri vs…
“TAŞ” yağmış da haberimiz yok…
|