Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     28 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kimlikten ideale Türk yüzyılı
Yavuz Sert

  Sayı: 129 - Temmuz / Eylül 2026

“Türk Yüzyılı” ifadesini oluşturan “Türk” ve “yüzyıl” kelimelerinin mânâları açık gibi görünüyor. Gerçekten öyle mi? “Yüzyıl” kelimesi için bu doğru ancak konu “Türk” kelimesine ve Türklüğe gelince karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor: “Türk Yüzyılı” ifadesindeki “Türk” kelimesi bir ırkı mı işaret ediyor yoksa bir düşünceyi veya dâvâyı mı? 

Bu soruya kolayca ırkı ifade etmediğini söyleyerek cevap verebiliriz ancak bu durum işin içinde bir ırkın olmadığı anlamına gelmez. Irk kelimesi kullanıldığı mânâya nazire yaparcasına Arapça bir sözcük. Arapça’da kök, soy anlamına geliyor. Irkçılık konusunda Efendimiz’den aldığımız ölçü açık: “Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.” 

İsmine “Türk” denilen kavmin bir ırkı ifade edip etmediği, İslâm olmalarından bağımsız olarak da tartışılan bir konu. Göktürkler’in ortaya çıkışından önce ve ilk dönemlerinde “Türk” adının tam olarak hangi toplulukları kapsadığı konusunda tarihçiler arasında farklı görüşler var. Bazı araştırmacılar o dönemlerde Türk kimliğinin yalnızca ortak soya dayalı bir etnik kimlik olarak değil, ortak dil, kültür ve siyasî aidiyet etrafında şekillendiğini belirtiyorlar. Böyle bile olsa etnik kimliğin önemli bir orana sahip olacağı muhakkak. 

Türk kavminin kimliğinde göçebe olması, kadın erkek her ferdi asker sayması, hayvancılıkta özellikle de at kullanımında mahir olması, savaş âletlerinde özellikle okçuluktaki maharetleri yer alıyor. Bu özellikleri ile tarih sahnesinin en önemli medeniyetleri arasına giren Türk kavmi 8. yüzyıl itibari ile İslâm’a girmeye başlıyor ve bu girişle dünyada âdeta yeni bir dönemin kapısı açılıyor. İslâm olmaları öncesinde de tek tanrılı inanca sahip olan Türkler, müslüman olduktan kısa bir süre sonra İslâm’ın bayraktarlığını yapacak duruma geliyorlar. 

Türklerin tek tanrılı bir inanca sahip olmaları İslâm’a hızlı uyum sağlamalarının sebepleri arasında gösterilir. Türklerin İslâm öncesi inançlarında da vahdaniyet (Gök Tanrı'nın tekliği) vardır. Bu nedenle İslâmiyet'in telkin ettiği Allah inancını benimsemelerinin kolay olduğu belirtilir. Âhiret inancı, adâlet gibi konular da bu geçişin kolay olmasını sağlayan diğer ortak inanç noktalarıdır. 

Türkler daha önce Budizm ile de karşılaşmışlar ancak Budizm'in Türkler üzerindeki tesiri kısıtlı olmuş ve Budizm Türklerin dinleri haline gelmemiştir. Bilge Kağan’ın Budizm'e eğilim gösterdiğini gören vezir Tonyukuk'un Kağan’ı şöyle uyardığı nakledilir: “Buda ve Tao insanlara yumuşaklığı ve alçak gönüllülüğü öğretmektedirler. Bunlar savaşçılara uygun düşmeyen faziletlerdir.” O dönemde bütün Güney Doğu ve Doğu Asya'yı, Japonya'yı kendine bağlayan Budizm'in, Türklere tesir edememesinin nedeni Türklerin bu karakterleriyle açıklanabilir. 

 Türkler’in İslâm’ın bayraktarı olmalarını 10. yüzyıldan sonra görmeye başlıyoruz. Artık Türk ismi, İslâmla birlikte anılmaya başlıyor. Örneğin Oxford sözlüğünde “Türk’e dönmek” veya “Türk olmak” diye çevirebileceğimiz bir kelime var: “to turn Turk”. Oxford sözlüğündeki anlamı şöyle açıklanmış: “Müslüman olmak, özellikle Osmanlı Sultanı’nın hizmetine girmek için din değiştirmek”. Bu kelimenin 15 ve 16. yüzyılda kullanımına dair örnekler var. 

Diğer bir örnek 16. yüzyıldan. Bu tarihlerde İtalya’da Menocchio isminde bir değirmenci var. Menocchio sıradan bir değirmenci değil, okuyan, okudukları üzerinde tefekkür eden ve bunları tartışan biri. Okuduğu kitaplar arasında Kur’ân-ı Kerîm’in de olduğu söyleniyor. Engizisyona karşı gelen bu değirmenci çiftçinin zamanla oluşan bazı düşünceleri kilise tarafından sakıncalı bulunuyor, uzun yıllar süren sorgulamalar sonunda Menocchio feci şekilde idam ediliyor. Değirmencinin mahkeme zabıtlarında suçlamalar arasında şu da var: “Türk mü oldu, Türkleşti mi?” 

Robert Daborne 1580-1628 yılları arasında yaşamış bir İngiliz yazar. 1612’de yazdığı bir oyunun ismi “A Christian Turn'd Turke” yani “Türk Olan Bir Hristiyan”. Burada da "Türk" kavramıyla kastedilenin etnik bir aidiyetten ziyade Müslüman kimliği olduğu açık. 

Bu örneklerden net olarak anlaşılıyor ki, onuncu yüzyıl itibari ile özellikle Avrupa'da Türk ismi zamanla Müslümanlıkla eş görülmeye başlanmıştır.

Bu misalleri vermemin sebebi Türkler’in dünyada söz sahibi bir medeniyet olmalarında müslüman olmalarının büyük etkisini göstermek içindi. Teşbihte hata olmasın, bu durum aklıma Hz. Ömer Efendimiz’in İslâm olmasını getiriyor. Müslüman olmadan önce de sert mizacı ile bilinen ve toplum içinde öne çıkan kişilerden olan Hz. Ömer, sonrasında bu karakterini İslâm’ın uygun gördüğü şekilde kullandı. 

 Günümüze gelirsek, durumun 16. yüzyıldaki gibi olmadığı çok açık. O günlerdeki geniş toprak hâkimiyetinden 20. yüzyılda ölüm kalım savaşı verdiğimiz ve âdeta küllerimizden tekrar doğduğumuz Anadolu’ya kadar geldik. Çok değil, yüz elli yıl önce Türk hâkimiyeti olan topraklarda bugün onlarca farklı devlet ve daha önemlisi kargaşa var. Ama henüz gün bizim günümüz olmadığı için bu kargaşalara çözüm olamıyoruz. İsrail’in bölgedeki katliamlarının bir benzerinin bu idealin zirve yaptığı özellikle Osmanlı’nın güçlü olduğu zamanlarda yapıldığını tahayyül edebilir misiniz? Türk yüzyılına geldiğimizde böyle bir olayın olmasını kimsenin hayal bile edememesi gerekir. Böyle bir etki olmadan o günlere “Türk yüzyılı” diyemeyiz.

Türk Yüzyılı'nı yalnızca ekonomik veya askerî başarıya bağlamak doğru olmaz. Tarihte Türk ismini etkili kılan şey sadece siyasî güç değil, taşıdığı medeniyet iddiasıydı. Bu iddiayı taşımadan yalnızca güç hedefiyle ilerlemek, Türk tarihinin ortaya koyduğu tecrübeyi doğru okuyamamak olur. Türklerin İslâm’la buluşmasının ardından dünya tarihinde üstlendikleri rol de bu medeniyet iddiasından kaynaklanmıştır. Türk Yüzyılı, Allah’ın emirleri ve Resûlünün sünnetinden hareketle güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu, insanların dinine, diline ve kökenine bakılmaksızın adâletin tesis edildiği, mazlûmun sahipsiz, zâlimin cezasız kalmadığı bir dünya idealidir. Tarihte Türk devletlerini farklı kılan da çoğu zaman sahip oldukları askerî kuvvetten ziyade, bu kuvveti hangi gaye için kullandıkları olmuştur. 

Kabul edelim ki bugün Amerika’nın, Siyonizm’in yüzyılındayız. Güçlü olan onlar, kimse onlara karşı gelemiyor. Karşı güç olarak Çin nüfus ve teknoloji ile ortaya çıkıyor. Türkler olarak henüz bu resme girdiğimizi söylemek zor hattâ mümkün değil ama girmek için devletin çaba gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. En bariz örnek savunma sanayisinde elde edilen başarılar. Bu başarıların teknoloji ve diğer sanayi kalemlerine de yayılması şart. 

Bize düşen ise ben bu işin neresinde olabilirim deyip işinin ehli olmaya gayret etmek ve bu milletin dünyada önde olması için bu duvara bir tuğla da ben nasıl koyarım onun derdinde olmaktır. Gün gelir tuğlalar yıkılmaz bir duvar olur.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Kimlikten ideale Türk yüz... - Sayı 129
Röportaj ... - Sayı 128
Gazze biz ne öğretti?... - Sayı 119
Bir tufanın ardından: Fil... - Sayı 119
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı
Aklıma takılanlar


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17454611
 Bugün : 1429
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 822977
 Bugün : 109
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 708
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim