Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     8275 kez okundu.     9 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Yandyk?a geli?en tylsymly k?t?k
Ali Erdal

  Sayı: 47 - Ocak / Mart 2005

Ağrı, acı, sızı, ıstırap, elem, üzüntü, sıkıntı, çile ve saire… Kimine göre tuzu biberi hayatın, kimine göre belâsı… İfade kolaylığı için hepsini “ıstırap” kelimesinde toplayalım…
Bir an için diyelim ki ıstırap yok… Istırapsız bir hayat… Çöpsüz üzüm… Dikensiz gül bahçesi… Bir an hayalini kuralım… Ve düşünelim… Acaba ıstırapsız bir hayat yaşasaydık, ıstırapsız olma nimetini idrak edebilir miydik? Kadrini, kıymetini bilebilir miydik demiyorum; idrak edebilir miydik diyorum… İdrak bir yana, fark edebilir miydik… Aklımız erer miydi, anlamaya gücümüz yeter miydi?
Bir şeyi mücerret olarak, saf olarak, sadece onu; benzerleri ile kıyaslamadan, zıtlarıyla karşılaştırmadan “tek” olarak, “tek” başına anlayabilme gücü var mı insanda? Soğuk olmasa sıcak, çirkinlik olmasa güzellik; yanlış olmasa doğru anlaşılabilir mi? O ilim sadece, “Tek”te var. Havasız kalmadıkça, nefes almanın ne büyük nimet olduğunu fark etmeyişimiz, nimetin kadrini bilemeyişimizden mi sadece? Gaflet gibi bir zaafımız olduğunu -en azından- kabul etmeliyiz. Istırapsız bir dünyada; denizi bilemeyen balık gibi olurduk. Cenneti, bunun için bu dünyada tam olarak idrak edemiyoruz. İnanıyoruz, ama ne olduğunu bilemeyiz, anlayamayız; anlayamayacağız... Çünkü bu dünyadan hiçbir şeyle karşılaştıramıyoruz, hiçbir şeye kıyaslayamıyoruz, hiçbir şeye benzetemiyoruz.
Evet, bir şeyi tek olarak kavrayabilmek, -bu dünyada- kulun haddi değil… Biz, saf olarak anlamaktan aciziz. Istırap sayesinde anlıyoruz iyiliği, güzelliği, doğruluğu… Hastalıklar, ıstırap sayesinde teşhis edilir… Ve tedavi acı ilâçla, iğne ile, yerine göre ameliyatla… Görmediğimiz bir yerimiz yansa, acısını duymasak, yanıp gideriz de haberimiz olmaz…
“Altın ateşte, insan mihnette…” denmiştir. Saf altın ancak ateşle “ziynet” oluyor, insan da ıstırapla pişiyor. Evet, “Hak şerleri hayreyler” inanıyoruz; amenna!.. “Lütfun da hoş, kahrın da!..” diyen ne kadar doğru söylemiş; hay hak!.. “Nur topu” doğum sancısıyla gelir. Fert de böyle, cemiyet de… Tarihin en dikkat çekici hadiselerinden, "Moğol istilâsı" sonucu İslâm dünyasının çektiği ıstırap ve bizim müslüman olduktan sonra kazandığımız aşkın mânevî ıstırabı, Osmanlı devletini doğurdu. Kol kol gelen, her sahadaki büyükler, ıstırap sayesinde yetişti ve erişti. En büyük belâ bunun için peygamberlere veriliyor; ve sonra derece derece diğer büyüklere… Onun için Yunus;
“Ne şirin dert bu, dermandan içeri”
Diyor. Üstad Necip Fazıl da, Yunus Emre’ye;
“Beni de, piştiğin belâ kabında,
O kadar kaynat ki, buhara benzet!”
Diyor. Ama biz fert ve cemiyet olarak ıstırap çekme kabiliyetimizi, yani üzülünmesi gereken hususlarda üzülme kabiliyetimizi kaybettik. Yine;
“Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.”
Diye ifade ettiği geliştirici ıstırap çekme kapasitemizi kaybettiğimiz için halimizi teşhis edemiyoruz ve dolayısıyla da tedavi faslı başlamıyor.
*
Bugün ne çekiyorsak, ıstırap çekme kabiliyetimizi kaybettiğimiz için çekiyoruz. Sızıp kalmış sarhoş gibiyiz. Hissetmiyoruz… Bunun için de hiçbir şey umurumuzda değil. Çünkü hiçbir felâketin dehşetini anlamıyoruz; acısını duymuyoruz… Yemişiz narkozu, karpuz gibi ikiye bölseler, pırasa gibi doğrasalar duyacak değiliz. Bırakın “elle” haksızlığı gidermeyi ve “dille” haksızlığa karşı çıkmayı; hakkıyla “buğz” bile edemiyoruz. Ancak basit refleks tepkiler gösterebiliyoruz ve sadece "protesto"da kalıyoruz. Uzun vadeli, olayları iyi gözleyen, doğru teşhisler koyan, alternatifleri bilen ve aralarından en iyiyi seçen olmaktan uzağız. "Ne olacak bu memleketin hali" demeyi aşan bir ıstıraba sahip değiliz; "ben olsam şöyle yaparım" demekten öte fikir tasası çekmiyoruz.
Hem fert için hem toplum için tek çıkar yol, filimlerde uzaydan gelen insan görünümlü yaratığın kopan organını kendisinin hemen tedavi etmesi gibi, ıstırap çekme kapasitemizi tekrar kazanmak… Her fert kendindeki bu "yandıkça gelişen tılsımlı kütüğü" ateşlese... Çekilen ıstırap, bir çığ gibi, gittikçe artan bir ivme ile yükselecek ve her meselenin çözümünü gerçekleştirecek gençlik gelecektir.

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen :     
Yorum : çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin yatağını yorganını satardın rahat zahmette ,zahmet rahattadır




Ekleyen : H.ALY SOLAK    
Yorum : HOCAM HEP SÖYLERİM BU KIYMETLİ HAZİNENİZİN DEĞERİNİ ANLAYAMADIK VE ANLAMAKTA DA ISRAR EDİYORUZ.GÜZEL YURDUMUN KÜÇÜCÜK VE ŞİRİN İLİNDEN TÜM DÜNYAYA HAYKIRIYORSUNUZ.İNANIN GÖZLERİMİZ NEMLİ SİZİ OKUYORUZ. RABBİM SİZE HAYIRLI UZUN ÖMÜRLER VERSİN Kİ,SİZİ HEP OKKUYALIM.




Ekleyen : serap duran    
Yorum : Derman dedıgin derdin kendisidır...




Ekleyen : AHMET TEKER    
Yorum : ıstırap yoğrulmuş hayallerimiz ıstaraplar içinde,nasıl ki elmas yontulmadan değer kazanmassa insan da acı çekmeden olgunlaşmazmış.buğday başakları içi boşken başları havadadır,doldukça eğilirler misali değil mi hayat??? çok güzel ve anlamlı bir konu benim için,velhasıl gözlerimi açtım dünyaya ilk ıstırapla tanıştım ve dostluğumuz baki kalacak vesselam




Ekleyen : kemal    
Yorum : Unutmayınız ki ülkenizin rengi gönlünüzün rengindendir.Önce içimizi cennet yapalım ışığını cihana salalım.Dışarda gördükleriniz kalplerinizden yaydıklarınızdır.Ekin tarlasını olgun başakları haline geldiğinizde arayanınız çok olacaktır.Muhabbet ile.




Ekleyen :     
Yorum : çile kapısından erişilecek dünyayı biz bilemiyorsak sorumlusu biz olduğumuz kadar sizinde sorumluluğunuz olduğnu unutmayın.bu dünyayı lütfen kırıcı olmadan izah edinde anlayalım.değilse insanı kırmayla bu dünya öğretilmez.önce insanı yaşatalım ki devlet yaşasın.




Ekleyen : AV. ?MER TÜRKEN    
Yorum : Sayın Ali Bey ne güzel yazmış ve söylemişsiniz. Evet her şey zıttıyla bilinir ve idrak edilir. Gece olmasaydı gündüzü bilemezdik. Bu yüzden de ıstırap aslında bir nimettir. Hele ki bir meselenin hüznünü duyup ıstırabını çekmek, azmi kamçılar ve amudi bir yükselişle hedefe ulaşmayı sağlar. Eskilerin tabiri ile kalem hüzünlü insanı bulmuş ise sahibini bulmuş demektir. Kalem çilesiz bir insanın eline geçerse göz yaşları gibi mürekkep damlatmaya başlar ama sahibi göz yaşı döküyorsa, işte o zaman kalem yazmaya başlar. Üstad N.Fazıl'ın dediği gibi 'Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... Zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurunda bir gençlik...' zaman ve mekanın çilesini çeken bir gençlik hepimizin temennisi. Hepinize saygılar.




Ekleyen : sahra    
Yorum : her mihnet kabulum rabbim yeter ki güzel bir sabırla sabretmem için yardımına muhtacım yinede.........




Ekleyen : gonca    
Yorum : çok dogru söylüyorsunuz kesinlikle. agzınıza ve yüreginize saglık.. Her fert kendindeki bu"yandıkça tılsımlı kütügü"ateşlese..





 
Bu bayrağa basılmaz, bası... - Sayı 129
Ne zamandan beri... - Sayı 128
Dün sadaka taşı, bugün mi... - Sayı 128
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”…
Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17666839
 Bugün : 427
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 872969
 Bugün : 180
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1118
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim