Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2452 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen

  Sayı: 97 -

Namaz sonlarında dua ederken aklıma zaman zaman bir sarhoş çehresi gelir. Sanki bana, “o kadar emin olma...” der. “ibadetlerine fazla güvenme bir kibir kırıntısı, yıkıverir oluşturduğun ibadet kulesini” diye gülümser sırrını fark edemediğim bir tarzda.

Bu sarhoş kimdir?...

Anlatayım.

Bundan belki on, belki yirmi yıl önceydi. Tarihini tam hatırlamıyorum ama aylardan Ağustos olduğunu ve o gün İstanbul’un yakıcı bir gün yaşadığını iyi biliyorum.

Yine garibim İstanbul’da. Herkes bir yerlere koşup duruyor. Bir ben gayesiz, kalbi buruk... Güneş ufuk çizgisinin altına inmesine rağmen hava sıcak. Herkesin el kadar gölge aradığı o saatlerde Beyazıt’tan Lâleliye doğru yürüyorum. O zamanlar metro, tramvay falan yok. Yol boyu çimenler ve çalımsı ağaçlar, lükstrümler var.

Hâlâ genç sayılırım. Adımlarım sert, başım dik. O da ne. Çalıların yanına, çimenlerin üzerine uzanmış bir adam.

Takım elbisesini güneş bozarttığına göre kapalı bir mekâna hasret geçiriyor gündüzlerini.

Ceketinin omuz başı sökük... Bundan çıkaracağım iki sonuç; adamı birileri itip kakmış ve ceketini yırtmış. Ve ikinci sonuç, ceketini dikecek kimsesi yok. Ceketinin altında gömlek yok ya da var ama düğmelenmediği için bir yerlere gizlenmiş. Göbeğine kadar inen bir atlet. Aslı beyaz olmasına rağmen griye ve hattâ neredeyse siyaha çalıyor.

Saç ak... Uzun. Karmakarışık.

Beniz;  bakır yanığı. Ağustos güneşi yaman atmış imzasını bu surata. Temmuz ve belki de Haziran güneşinin de bir miktar payı var bu bronzlukta.

Yırtık pabuçları yanda. Ayak çıplak... Ayaklarını bu pabuçlara sığdırmaya çalışsa muhtemelen iki ayak başparmağı dışarı fırlayacak.  Kirli mi kirli. Bundan da çıkacak sonuçlar var; Bir: Adamın ayağı suya hasret. İki, abdest ve namazla uzun süredir tanışmamış.

Dudaklarımda bir küçümseme. Acıyorum ibadetsizliğine. Ve tam o esnada göz göze geliyoruz.

Gözler hakkında salise salise gelişen yargılar;

İri,

Yeşil,

Kanlı.

Kanlı olmasının sebebi alkol ya da ağlamak. Bir başka şıkkıysa güneşte fazla kalmak.

Bunlar önemli değil ama adam, benim bakışlarımdaki, istemeden yüklenmiş küçümsemeyi fark etmiş gibi.

Kafası bozuluyor. Küçümsenmiş olmayı hissetmekten beter ne olabilir onun için! Sarhoşluğun bile örseleyemediği bir asalet var duruşunda.

Durup beklemiyorum tabii. Ama çok yavaş yürüdüğüm ve düşünceler de şimşek hızıyla yol aldığı için intibalar yüklü oluyor.

Adam sarhoş. Kanında alkol değil, alkolünde kan dolaşıyormuşça zil zurna sarhoş. Bakışlarındaki baygınlık sarhoşluğu hakkında ipucu değil bizzat ipin kendisini veriyor.

Ve bir annenin yavrusunu yağmurdan korumak için gösterdiği özenle ceketinin altına sakladığı şarap şişesini çıkarıyor.

Ağzını açıyor şişenin.

Kendi ağzını da açıyor...

İki ağız birbiriyle birleşirken Beyazıt Camiinin ince minarelerinden bir ses;

“Allah-u ekber... Allah-u Ekber...”

Adam yirmi iki bin voltluk cereyana tutulmuş gibi endişeli. Çekiyor ağzından şişeyi...

Gözleri yüceleri dolaşıyor;

“Büyüksün Allah’ım büyük... Bu kulunu da affedecek kadar büyük...”

Ben yirmi küsur yıldır ne o iri, yeşil kanlı gözleri unutabildim, ne de yüreğimi kanatan bu büyük sözleri...

Şişeyi birkaç dakikalığına olsun gizliyor ceketinin altına. Yine yavrusunu tehlikeden gizleyen bir anne titizliğiyle...

Ey koca şehir; nurlu İstanbul. Sarhoşundaki imânâ bile hayranım.

Son analiz; bu sarhoşun hayatta en çok sevdiği şey; şarabı.

O en çok sevdiği şeyi, en çok saydığı Allah için kenara itiyor.

Ve biz… Daha netçe ve ben; en çok sevdiğim neleri, en çok sevmem gereken Allah için feda edebildim. Namaz kılarken ütüsünün bozulduğuna acıdığım pantolon… Yoksul olduğuna emin olduğum kardeşim için boşaltamadığım cüzdanım… Ve daha nelere nelere, ne büyük faflarıma şahit olan vicdanım… Suratıma suratıma vuruyor suçlarımı. Ve daha neleri neleri…

Ahh küçümsemek.

Seccadelerde baş izi yaptığıyla övünmek.

Şevvalin altı orucu,  teheccüdlerin fazlalığıyla tatmin olmak.

Sonuçta bir sarhoşa kibirli bir bakışla yıkılıvermek.

Hayat doğuştan ölüme sürprizlerle dolu.

Şarap fıçısının dibinde yatan adam dini değerlerden birine duyduğu saygıyla Rabb’in rızasına nail olur da, camileri mekân yapan insan imansız gidebilir.

Sarhoş adam Allah senden razı olsun. Yaman kavradın yakamdan. Yaman silktin. Öte dünyada beni şahit tutabilirsin. Diyebilirsin ki; “Ey Allah’ım… Ben sarhoşun biriydim. Gece gündüz ayık gezmezdim ama ne kadar kendimden geçmiş de olsam ismini duyunca ürperirdim. İşte şahidim; Ahmet Mahir PEKŞEN.”

Son söz rabbimizindir. Kuvvetle muhtemeldir ki, affının büyüklüğü seni de kuşatacaktır. “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” buyuran Rabbim biz de bir şey’iz. Bize de kuşat.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Şiirimde Necip Fazıl etki... - Sayı 120
Kelebeğin Cesedi... - Sayı 117
Apartman Hayatı... - Sayı 115
Allah... - Sayı 112
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17493570
 Bugün : 100
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833636
 Bugün : 13
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 219
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim