Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     375 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Sünnete uygun yeme içme ve beslenme adabı
M. Nihat Malkoç

  Sayı: 127 -

Bu ahir zaman çağının sakinleri olarak çok zor bir zamanda ve zeminde yaşıyoruz. Neredeyse hiçbir şey, olması gerektiği gibi değil. Tabiattan ve doğal olandan alabildiğine uzaklaştık. Ne yediklerimiz doğal ne de davranışlarımız. Her şey sunî, her şey yapmacık.

Günümüzün en büyük meselelerinden biri de yanlış beslenmedir. Bu zamanda sağlıklı beslenme ne mümkün, hak getire. Doğru beslenme bir yana, öğün savuşturuyoruz. Ne bulursak onu yiyoruz. Yeme içme konusunda ilkelerimiz (ölçütlerimiz) yok gibi. Oysa insanın sağlıklı yaşaması için doğru zamanda, doğru miktarlarda ve doğru besinlerle beslenmesi şarttır. Yemek içmek, lezzet peşinde koşarak nefsimizi semirtmek için yapılan bir eylem değildir.

Müslümanlar olarak her konuda olduğu gibi beslenme hususunda da Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e uymak durumundayız. Bir başka söyleyişle sünnete uygun beslenmeliyiz. Peki sünnete uygun beslenme nedir? Resulullah Efendimiz nasıl beslenirdi?

Peygamber Efendimiz her şeyden evvel helâl kazanır, helâlle beslenirdi. Şüpheli şeylerden daima sakınırdı. Allah'ın helâl kıldıklarını yer, haramlardan uzak dururdu.

Hz. Muhammed (sav) az yer, az konuşur ve az uyurdu. Bu hususlarda ifrat ve tefritten sakınırdı. Onun şu hadis-i şerifi bunun özeti hükmündedir: "Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en korkuncu (tehlikelisi) şunlardır: Karın büyüklüğü (göbek bağlamak), çok uyku, (maddi ve manevî) tembellik ve yakîn (iman) zayıflığıdır." (Suyuti, Fethu'l-Kebir, 1/58)

Yeme içme konusunda daima orta yolu tutmak gerekir. Zira Peygamber Efendimizin sofrası her zaman sadeydi ve israftan uzaktı. Evinde ne varsa onu yerdi. O, “Yemeğin bereketi, yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktadır.” der, yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı. Yine oturarak yemek yer ve yaslanmaksızın yemeyi tavsiye ederdi. O daima sağ elle ve de önünden yerdi. Yemeğin sıcak yenilmemesini ve yemeğe üflenmemesini isterdi. Sofradakilerin önünden yemesini isterdi. O, helâl olan her şeyi yer, beğenmezlik etmezdi. Bütün bu ölçütlere baktığımızda en güzel ve en doğru beslenmenin sünnete uygun beslenme olduğunu görürüz. Buna riayet edenler hem sevap kazanır hem de sağlıklı yaşar.

Peygamberimiz iyice acıkmadan yemez, sofradan tam doymadan kalkardı. Yemeği ailece ve toplu olarak yemenin bereketi artıracağını söylerdi. Yine o, yemeği yavaş yer; suyu üç nefeste içerdi. O, yemek için yaşamaz; yaşamak için gerektiği kadar yerdi.

İnsanoğlu ne yazık ki yemeye içmeye pek meyillidir. Her şeyin en iyisini yer, bir türlü doymak bilmez. İsrafa düşmekten sakınmaz. Peygamber Efendimiz bununla ilgili bizleri şöyle uyarmıştır: "Kişinin her iştahını çekeni yemesi israf olarak yeter." (İbn Mace, Et'ime, 51)

Sünnete uygun hareket etmek için yemek adabına mutlaka uymalıyız. Yemeğe başlarken besmele çekmek yemeğin bereketi için gereklidir. Yemek bittikten sonra kabı iyice temizlemek de İslâmî ve insanî bir edeptir. Yemek işi bittikten sonra da o rızkı bize bahşeden Rabbimize şükretmeliyiz. Ondan evveli ve önemlisi de helâl rızıklarla beslenmeliyiz. Allah'ın haram kıldığı gıdaları yememeliyiz. Kazancımız her zaman helâl olmalıdır.

Bizler dünyaya yeme içme, gününü gün etme maksadıyla gönderilmedik. Allah'a iyi bir kul, Peygamberimize iyi bir ümmet olmak için geldik dünyaya. Hayatımızı sünnet üzere yaşarsak oburluktan sakınır, yemeyi bir amaç değil, yaşamak için bir araç olarak görürüz. Peygamberimizin sadık dostları sahabelere baktığımızda onların sünnete uygun yiyip içtiklerini, çok yemekten sakındıklarını görürüz. Dört halifenin ikincisi olan Hz. Ömer "Çok yeme içmeden sakının! Zira o, bünyenizi hastalandırır, korkaklığı artırır ve ibadetlerinizde tembelleştirir." (Aclunî, Keşfü'l-Hafa, 1/279) diyerek Müslümanları uyarmıştır.

Bu çağın şuursuz insanları her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da dinden ve onun müşahhas örneği olan Peygamberimizden uzak bir hayat yaşamaktadırlar. Biz Müslümanlar yeme içmelerimizde “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez." (A’raf 7/31) âyetinin koyduğu ölçüye riayet etmeliyiz. En önemlisi de yedirenin ve içirenin Allah olduğunu unutmamalıyız. Allah'a şükretmeliyiz.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ana demek, mana demek... - Sayı 128
Ekrandan akrana yahut bir... - Sayı 128
Suyun serencamı... - Sayı 127
Sünnete uygun yeme içme v... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı
Aklıma takılanlar


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17454661
 Bugün : 1479
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 822977
 Bugün : 109
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 708
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim