|
Helâl lokma Kadir Bayrak Sayı:
128 -
 Ferdin beden ve ruh sıhhati, vücuduna giren lokmanın nereden ve nasıl kazanıldığıyla yakından irtibatlı. Bu sebeple sakızın orucu bozup bozmadığı kadar o sakızın helâl yoldan temin edilip edilmediği de meselemiz olmalı…
Fert aynı zamanda cemiyetin yapı taşı, temeli… Yalan, abartı, klişe bile olsa “o paraya adam bile öldürürüm!” cümlesinin sıkça telaffuz edildiği bir toplumda temelin derinden sarsıldığını ve şapkanın önümüze konulma zamanının geldiğini iyi idrak etmek gerekir.
Kumar, bahis, şans oyunları, faiz, stokçuluk, fahiş kâr, aldatmak, sahtecilik, dolandırıcılık gibi fıtrata aykırı, bütün dinlerin ve beşerî hukuk sistemlerinin yasak kıldığı kavramların ticaretimize, ekonomimize, cebimize hâkim olduğu bir zamandan geçiyoruz. Bu hâle nasıl geldiğimizin hikâyesi uzun ama üzerine ciltler dolu eserler yazılabilecek meseleyi kısa bir cümleyle de özetlemek mümkün; “Güneşi ceketimizin astarında kaybettik!..”
Nübüvvet öncesinde selden zarar gören Kâbe’yi yeniden inşa etmeye karar veren Mekkenin önde gelenleri tamir masrafları için oluşturdukları para havuzuna faizden elde edilen geliri kabul etmemişler. Bir kısmı geleceğin azılı müşriki olacak asilzadeler bu iş için sadece ticaretten elde edilecek helâl kazancın kullanılmasında ittifak etmişler. Tarih, ticaret yollarını güvenli halde tutan, geliri adil dağıtan, üretimi teşvik eden, tebaasını vergi yüküyle ezmeyen devletlerin uzun ömürlü olduğunu yazıyor. Anlaşılıyor ki ekonomi sadece fertlerin meselesi değil, devletler de kabul ettikleri para sistemine göre şekilleniyor, adil, uzun ömürlü, büyük devlet olmanın yolu buradan geçiyor. “Güneş”i bulan, yönünü ona çeviren kazanıyor…
Her şey gibi helâl kazancı, çalışmayı, alın terinin değerini, üretmeyi, paylaşmayı, iktisadı, ekonomik hayatta da medenî olmayı bize öğreten Allah Resulüne selâm olsun!
Kaynaklar, hicret edildiğinde Medine’nin nüfusunun yarıya yakınını Yahudilerin teşkil ettiğini söylüyor. Ticaret yani ekonomik güç onların elinde. Ensar ise genel olarak ziraatle meşgul. Şam’dan Yemen’e geniş bir coğrafyada kervanlarla ticaret yapan Muhacirler, Medine’ye geldiklerinde böyle bir ekonomik tabloyla karşılaştılar. O muhacirler ki başta çocukluk, ilk gençlik ve genç adamlık devrelerinde geçimini ticaretle sağlamış, bu vesileyle o da büyük bir tacire olan annemizle evlenmiş Efendimiz var…
İki nur sahibi Hz. Osman (ra) Yahudi’nin sahip olduğu su kuyusunun önce günlük kullanım hakkını sonra da mülkiyetini satın alıp Müslümanların kullanımına sunarken muazzam bir ticarî zekâ sergiledi.
Medine pazarı kısa süre içerisinde Müslümanların hâkimiyetine geçti. Büyük bir çadırdan kurulan ilk pazarın Yahudinin sabotajıyla yakılması haberi verildiğinde Allah Resulü pek üzülmedi. Demek ki Müslümanlar doğru yoldaydılar ve Yahudi bundan rahatsız olmuştu. Bu kez satın alınan büyük bir arsa üzerine daha sağlam bir pazar inşa edildi ve kısa bir sürede müminler ticaretin büyük kısmına hâkim oldular.
Bedr Harbine iştirak eden Müslümanlar, Mekkeli müşriklerin kervanını vurmak için Medine’den hareket etmişti.
Devrin en kudretli devleti Bizans’a karşı çıkılan Tebük Seferi, bütün Müslümanların özellikle de Hz. Osman’ın bağışları ile gerçekleşti. Üçbin mücahit, bineğinden kılıcına onun bağışladıklarıyla teçhiz edildi.
Güneydoğu Asya’daki ülkelerin kumaş ticareti yapan tüccarlar vesilesiyle İslâmla şereflendikleri anlatılır. Endonezya, Malezya başta olmak üzere bugün en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkeler kılıçla değil ticarî ahlâkla fethedildi.
İşte bu ve daha tespiti yapılıp üzerinde tefekkür edilecek pek çok sebeple;
Fabrikalarımızın üretim bantlarından uçak, otomobil, cep telefonu, bilgisayar gibi katma değeri yüksek ürünler çıkarmak,
Yedi iklim dört mevsime kucak açan topraklarımızda, dünya piyasasını belirleyecek kalite ve tonajda tarım ürünleri yetiştirmek, insanımıza en kalitelisini en ucuza sunmak ve fazlasını satmak,
Küçük, büyük, kümes hayvancılığındaki üretim kapasitesini dünya standartlarının üzerine çıkarmak,
Bölgesinin hattâ dünyanın en genç ve dinamik nüfusuna sahip potansiyelimizle yazılım, bilişim, yapay zekâ alanında bir marka haline gelmek,
Bütün bu sektörlerde birilerinin pazarı olmak değil, piyasayı kuran, yönlendiren olmak,
Ahîlik gibi bir teşkilâtı icat eden milletimizin boynuna borçtur.
Birilerinin en az iki asırdır üzerimize serptiği ölü toprağına rağmen bu sayılanlar ve daha niceleri mümkündür. İha, siha, insansız uçak teknolojisinde ve savunma sanayiinde kısa zamanda katedilen mesafe, milletimizin her bir ferdinin gurur duyduğu, göğsümüzü kabartan başarılar da göstermektedir ki kaybettiğimiz “Güneş” uzakta değildir…
|