|
Çare Kadir Bayrak Sayı:
127 -
 İnsan bedeninin yakıtı, gıda. Su içmeyen, içemeyenin veya yemek yemeyen, yiyemeyenin bedeni belli bir zaman sonra iflas ediyor, hayatta kalamıyor ve ölüyor. Gıda, bu kadar önemli. Sadece bu tespit üzerine tefekkür bile dünyalara bedel. İnsanı yaratan, onun için anne sütünü, suyu ve etinden balığına, sebzesinden meyvesine envaı çeşit besinleri de yaratmış. Her gün doğan güneş, ciğerlerimizi dolduran nefes gibi artık bizi şaşırtmayan bu nimetlerin hangi biri inkâr edilebilir…
Yediklerimiz, içtiklerimiz hem bedene hem ruha tesir ediyor. Haramlardan uzak durmak kulun birinci vazifesi. Kul, Allah’ın helal kıldığı nimetleri de yine O’nun koyduğu ölçüler dairesinde yiyip içmekle mükellef.
Ölçüler… Ölçülere riayet… Helalde bile haddi aşanın hali bedenine yansırken haramların etkisi daha fazla göze görünüyor. Gıdaların tesiri yönünden insan vücudu turnusol kâğıdı gibi… Kişinin gözleri, teni, yanakları, dişleri, elleri, tırnakları, karın bölgesi, bacakları ve daha nice uzvu eksik mi fazla mı beslendiğini, çok veya az tükettiği besinlerin sebep olduğu hastalıkları, arazları, gıda dışında tükettiği faydalı veya zararlı maddeleri ele veriyor… Dış görünüşten tespit edilemeyenler de saç telinden, nefesle yapılan testlerle veya basit birkaç kan tahliliyle ortaya çıkıyor… Anlaşılıyor ki tüketilen gıda ile beden, beden ile de ruh arasında kuvvetli bir bağ var.
Ruh ve beden haricinde bir de gözü doymayan nefsi var insanın. Ruh, beden, nefs ilişkisinde lokomotifi nefs olan insanın vay haline… Vay halimize… Nefsi tanıyan, haddini aşarsa zıddına döneceğini bilen ve tüketme hırsını körükleyen algıyı icat edenler, “modern” insanı bu zayıf noktasından yakaladı. Aslını değiştirdikleri, türlü laboratuvar hileleriyle lezzetlendirdikleri sun’î gıdalarla bütün bir insanlığı zehirlediler. Eski Roma’nın daha fazla lezzet alma hazzı için önce yiyip sonra gaseyan eden önde gelenleri bile günümüz insanına kıyasla masum kaldı. Onlardan beter bir hal olarak sadece yiyen ve yedikçe karnı ve bedeni genişleyen, bu sebeple sağlığını kaybeden, hasta haliyle de yine kötülüğün eline düşen bir nesil peydahlandı.
Ne yapmak lâzım? Saadet Asrını her yönüyle olduğu gibi yemek alışkanlıklarımız yönünden de mercek altına alabilsek. Aradığımız her sorunun cevabının, bütün dertlerimizin dermanının orada olduğunu kavrayabilsek. Her biri gökteki yıldız mesabesindeki sahabeden, kendimize en yakın bulduğumuz birinin hayatını derinlemesine inceleyebilsek… Sadece gıda mevzuunu ele aldığımızda, onlar ne yerlerdi, içerlerdi, nasıl ve ne kadar yerlerdi, öğrenebilsek.
Allah’ın Arslanı Hz. Ali, meselâ… Hayber’in fethinde, Allah Resulü’nün duasıyla, düşmanın şöhreti dört bir yana yayılmış cengâverini, “Zülfikâr”ının tek hamlesiyle yere seren, savaşın kızıştığı hengâmede, kalkanını yere düşürüp geri alamayınca kale duvarının çelik levhalarını söküp kendine kalkan yapan Hz. Ali’yi örnek alsak… Kale duvarından söktüğü o çelik levha ki savaştan sonra sekiz sahabî, o levhayı yerinden oynatamamıştı. Ne yerdi ne içerdi… Nur nesline kaynaklık edecek ailenin, düğünlerinde verilen yemek için, o güne kadar verilen ziyafetlerde daha üstününün görülmediği emin kaynaklarda geçiyor. Ziyafette ikram edilenler; arpa yemeği, hurma ve ayrıca yağ, yoğurt ve hurmadan yapılan bir yemek… Yine bütün emin kaynaklarda, oruçlu oldukları pek çok günün iftarını hurma ve suyla yaptıkları yazılı.
Çare… “İnsanoğlu, kendi karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.” buyuruyor Allah’ın Resulü. Bedenimizin ve ruhumuzun hakkı için, gıda mevzuunda, temiz ve helâlinden, ihtiyaç miktarınca yemek ölçüsüne sarılmaktan ve bu ölçünün hayat nizamını kurmaktan başka çare gözükmüyor.
|