Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     21 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bu bayrağa basılmaz, basılamaz
Ali Erdal

  Sayı: 129 - Temmuz / Eylül 2026

ASIL TAKDİRİ HAK EDEN

17 Aralık’ta yapılan Avrupa Birliği toplantısına katılan devlet adamları, toplantı sonunda yine bir “aile fotoğrafı” çektirdiler. Her biri, nerede duracaklarını belirtmek için yere konan küçük bayraklarının üzerine basıp, en şirin pozlarını takındılar. Sadece bizim başbakanımız ve dışişleri bakanımız, –evet sadece bizimkiler– bayraklarının üzerine basmadılar, yerden bayrakları saygıyla aldılar ve hıfzettiler…

Bayrağa basmayanları takdir… Evet ama, asıl takdir edilmesi gereken, üzerine basılmayan bayrak; bayrağımız! Üzerine basılmak yakışmayacak bayrağımız… Ufacık, bildiğiniz en ufak şey neyse işte o kadar, içinde bayrağımızın temsil ettiklerine dair bir iman taşıyan kimse, o bayrağa basmaz, basamaz! Basmamak ne ki?.. Basmamak tesbiti hiç kalır; uğruna ölünür… Bir Batılı, “uğruna hayatınızı vereceğiniz değerleriniz yoksa, hayatınızın da değeri yoktur” diyor. Bu bayrak, bu ayyıldızlı bayrağımız, bu göklerin “kırmızı-beyaz süsü”, uğruna hayatımızı verebileceğimiz değerleri temsil ediyor. O mânâların sembolü… O mânâlardan en ufak bir kırıntı taşıyan bir kimseye saygı göstertir… Kişileri, bayrak saygıya sevkeder, bayrağa saygıyı telkin eder, hattâ emreder!.. Daha doğrusu, onun temsil ettiği mânâlar, insanı yönlendirir.

Durumu daha açık ortaya koyalım… Bir millet var... Onun, uğruna hayat verilmeye değecek değerleri var... Bayrağında da bunlar temsil ediliyor...

 

BU BAYRAĞA BASILAMAZ!

Bir hacı anlatıyor… Bir Endonezyalı, Kâbe’nin önünde, işaretle çantamın üzerindeki bayrağımızın ne ifade ettiğini sordu. Kırmızı zemin üzerinde elimi boyar gibi gezdirdim ve bileğimde görünen bir damarı kesmiş gibi yaptım… Aynı imanın insanlarıyız, ortak kelimelerimiz var… ‘Şehit’ dedim ve kesilmiş farzettiğim damarımdan bayrağa kan damlattım… Ve kanı, bayrağın üzerine yaydım... Gözleri parladı, başıyla evet dedi… Hilâl’i gösterdim ve kelime-i tevhidi söyledim… Elini kalbine götürdü, başıyla tasdik etti ve o da kelime-i tevhidi söyledi… Yıldızı gösterdim ve besmeleyi söyledim… Takdirle ve imrenerek başını salladı ve besmeleyi de tekrar etti… Hilâli parmağımla çizdim, ‘İslâm’ dedim… Başıyla tasdik etti ve o da ‘İslâm’ dedi… Yıldızı çizdim, ‘Türk’ dedim, kendimi ve etraftaki Türkler’i gösterdim… Vay be, mânâsına dudaklarını ısırdı… Bunu anlatan, dil bilmediğine üzülüyor… Zira kırmızının haşmet, heybet ve kuvveti; beyazın saflığı, temizliği, adâleti ve güzel ahlâkı temsil ettiğini ve daha neleri neleri anlatamamıştır…

İşte bunun için, bu mânâlara karşı en ufak bir sempati taşıyan, gönlünde bu mânâlara karşı en ufak bir kıpırtı olan biri bu bayrağa basamaz. Güneş yakılamaz, buz dondurulamaz!.. Çünkü onlar, kendi vasıfları içinde olacakları kadar olmuşlar, kendi şartları içinde erebilecekleri yere varmışlardır. Bir bayrak da, ancak bu kadar yücelebilir. Bir bayrakta yücelikler ancak bu kadar temsil edilebilir. İşte onun için bu bayrağa basılmaz. Basılamaz!..

Bu bayrak, hiçbir “kritere” heba edilemez, hiç bir “kriter” için fedâ edilemez; hiç bir “kriter” için terkedilemez... (Kardelen, 43; Ocak / Mart 2004)

 

KENDİSİNE SAYGI GÖSTERTİR

İşte bu bayrak, taşıdığı ve temsil ettiği mânâlar itibariyle kendisine saygı göstertir. Mıknatısın çekimi gibi saygıyı celbeder... Temsil edilen mânâlar celbeder... İçerde ve dışarda:

“1993 yılında bir gün Ohri’de bir dost evine konuk olmuştum. Ev sahibi bir eski Arnavut partizandı. Yakamda, bizim heyet mensuplarının tümünün taşıdığı ayyıldızlı bayrağımızın ve bir de o sıradaki haliyle Makedonya bayrağının üzerindeki Vergina güneşinin yer aldığı kırmızı zeminli iki kokart sallanıyordu. Arnavut ev sahibimiz, yakamdaki Makedonya bayraklı kokarttan rahatsız olmuştu. Sizin bayrağınız dedim. Hayır dedi, bizimki kırmızı üzerinde siyah kartaldır. (...) Bunun üzerine Türkiye kokartını gösterdim. O halde buna da itirazınız vardır diyecek oldum, yine hayır cevabını yapıştırdı: O kabulümüzdür. O Osmanlı bayrağıdır. Hepimizin bayrağıdır. Hepimizin bayrağıydı...” (Cengiz Çandar, Sabah, 07.07.1999)

 

HER YERDE

Bu bayrağa; uzak yakın dünyanın her yerinde tavır, hep müspet olmuştur.

Dünyanın  neresinde  olursa olsun, hiçbir fert; –Türk düşmanı (İslâm düşmanı) karargâhlar, onların emrindekiler, güdümündekiler ve onların yanılttıkları dışında– bu ayyıldızlı bayrağa, bayrağımıza ve onun milletine hiçbir zaman ve zeminde, kendi iradesi ile düşman olmamıştır. Ama onun düşmanlarının bayrakları dünyanın pek çok yerinde öfkeyle yakılmış ve yırtılmıştır.

Dünyanın her yerinde Müslümanlar her zaman, bu bayrakta hem kendisinin temsil edildiğini, hem kendisinin onu temsil ettiğini düşünmüştür. Uzakta olanlar bile… Hattâ kendi kimliğinden sıyrılmadan, Türk bayrağını kendi bayrağı gören ve bunu ifade eden müslümanlar olmuştur; olacaktır. Başka hiçbir bayrak ve milleti için değil bunun hakîkati, yalandan iddiası bile mümkün değildir.

İşte “Singapurda Türk Bayrağı” başlıklı yazı…

 

“SİNGAPUR'DA TÜRK BAYRAĞI

1950'li yıllarda Kore'ye, işgalci komünistlerle çatışmaya giden Türk tugayı, Singapur Limanı’na uğrar. Müslüman Singapurlular, geminin direğinde Türk Bayrağını görünce sevinçten çılgına dönerler ve müftü efendi o hızla gemiye, askerlerimize ziyarete gelip der ki:

–Biz istiklâlimize sahip değiliz, bu yüzden cuma namazı kılamıyoruz. Bugün cumadır. Bu bayrağın gölgesinde namaz kılmak isteriz.

İstek karşılık görür. Binlerce Müslüman limana toplanır. Bir Mehmetçik gemi direğine tırmanıp ezan okur ve askerlerimiz güvertede, Singapurlular limanda, unutulmaz bir halde toplu namaz kılıyorlar.

Hikâye bitmedi. Birliğimizden Yarbay Natık Poyrazoğlu, müftü efendiye iade-i ziyarette bulunur. Sohbet sırasında sigarasını tablada söndürmüşken şaşırtıcı bir olay daha yaşanır. Müftü, hemen o söndürülmüş sigarayı alıp koynuna koyuyor. Çünkü o zamanlar subay sigaralarının dip kısımlarında yaldızla ayyıldız basılıyordu...

Müftü diyor ki:

–Kumandan, bu bayrak alelâde bir bayrak değildir. Biz bu ayyıldızın ifade ettiği mânâ ile benliğimizi koruyoruz.

Bunun üzerine kumandan hemen bir Türk Bayrağı getirterek, müftülüğe armağan eder.

Singapur nere, Türkiye nere? Binlerce kilometre uzakta, Ayyıldız’ın her iki tarafa bağışladığı haysiyete, güvene, özleme bakınız... Ve lütfen bayrağımıza toz kondurmayınız!.. Naklettiğim hâtıra, Lütfi Şekerci imzasıyle, ORKUN dergisinin Haziran sayısında yayımlandı. (Gürbüz AZAK; Türkiye, 26.07.1999, https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a13622.aspx)

 

SAYGI HAKKI

Renkleri, şekilleri hak edilen bayrak!..

Çeşitli renkler yüzyıllarca denendikten sonra, kırmızı ve beyazda millî mutabakat hâsıl oldu. Zira en çok şehit veren milletiz… Kendimizi fedâ ederek, adâleti, huzuru; bugün bunu sağlayan devletimiz yıkıldıktan sonra kan çanağı haline gelen, getirilen geniş zeminde sağladık. İslâm’dan önce de görülen ay ve yıldız, en eski tercihlerimizden. O zamandan itibaren dünyaca tanınan savaş taktiğimiz de, (bir hiss-i kablel vuku belki) hilâl şeklinde... Hilâl, zaten Müslümanlığın ortak remzi… Yıldız da bizim tercihimiz… Kelime-i tevhit, hilâl halinde; yıldız, besmele şeklinde bizim tarafımızdan levhalaştırıldı ve duvarlarımızı süsledi, başımızın üzerinde yerini aldı. Ve daha nice kelimelere sığmayacak millî mutabakat, bu bayrağı son şekline getirdi…

Avrupalı, yer belirlemek için bayrakları yere koyuyor… Bunda bir beis görmüyor. Onun bayrağı, sıradan bir parti veya spor kulübü kadar temsil kabiliyetine sahip. Yani temsil ettiği fikir, kavram ve inanışlar kadar... Onun için bayrağa basmayı yadırgamıyor… Onu bir saygısızlık kabul etmiyor… Her bayrak, lâyığını buluyor.

Bırakın içinde bayrağımızın temsil ettiği yüceliklere karşı en ufak bir kırıntı taşıyanın bu bayrağa basamayacak olmasını; sanattan anlayan, şöyle bir azıcık sanat kapasitesi olan biri de bu üstün temsil kabiliyetine ve imanın ve fikrin hayata geçirilmiş haline saygı gösterir. Kelime-i tevhidi kabaca gözlere sokmak yerine hilâl içinde perdelemek… Milletini; aslan kaplan gibi ırkçılık kokan kaba övünme alâmetleri yerine hilâlin önünde diz çökmüş, –her an aslan olmaya hazır– munis bir yıldız olarak ifade... Bunlar hayran olunacak bir güzellik, takdir olunacak bir temsil kapasitesi değil mi? Kabaca teşhir yerine güzelliği, ince mânâ tülleri ile daha da güzelleştirmek, takdire şayan değil midir? En çok şehit vermiş olma hakîkati ve lider olma heybeti, kırmızıdan başka renkle daha etkili ve daha zarif olarak anlatılabilir miydi?.. Saflık, temizlik, adil olma ve benzeri güzel hasletler de beyazdan başka hangi renkle ifade edilebilirdi?..

 

HER SAFHADA

Bu bayrak hayatımızın her safhasında yaşıyor... Şair, nur içinde yat:

“Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!”

Düğünde, bayramda, hacda, ev yapınca, felâkette; kısaca hayatın tamamında önümüzde, üstümüzde o!.. Zamanın ve mekânın üstünde... Bu bayrak, saygıyı hak ediyor… Bu bayrağa saygı lâyıktır… Bu bayrak adına can verilir, kan dökülür…

Şair, nur içinde yat:

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!”

Bu bayrak, hiçbir “kritere” heba edilemez, hiç bir kıymet için fedâ edilemez; hiç bir menfaat için terkedilemez...

 

DÜŞMAN BİLE

Bu bayrak kendisine saygı gösterilmesi yolunda insanı, taşıdığı ve temsil ettiği mânâların gücüyle yönlendirir dedik ya… Bu kitap hazırlanırken, bunun bir örneğini gözler önüne serdi Allah. Yüz yıl düşman elinde kalan bayrağımız, hiçbir zarar görmeden vatanına döndü. İşte her tür basında yer alan haber:

“Avustralyalı askerin ülkesine götürdüğü bayrak yüz yıl sonra vatanına döndü. Birinci Dünya Savaşı yıllarında savaşa katılan Avustralyalı bir askerin ülkesine götürüp özenle sakladığı Türk bayrağı bir asır sonra vatanına döndü. Askerin torununun tesadüfen karşılaştığı Türk sanatçı Ercan Bekat’a teslim ettiği bayrak, Bekat tarafından Kuşadası Özel Arabul Kültür Merkezi ve Müzesi’ne (KUAKMER) teslim edildi. (Latif SANSÜR, Sözcü, 19.09.2020; sozcu.com.tr)

Görüyor musunuz, o bayrağa karşı savaşan asker; eline geçirdiği bayrağımızı; yırtmamış, yakmamış, çamurlara atmamış, unutmamış, para karşılığı ülkesine satarım dememiş mukaddese emanet itinasıyle saklamış, torununa devretmiş, o da aynı hürmetle muhafaza etmiş… Üç nesil!.. “Bu benim (babamın / dedemin) cesaret ve kahramanlığının alâmetidir” denilerek teşhir edilmemiş, edilememiş… Bu bayrak kendine hürmeti telkin eder. İnanıyorum, bu bayrak Allah’ın koruması altında.

 

HAKÎKATEN GÜZEL…

Bu bayrak, ıstıfa ede ede en yüce mânâları en üstün temsil kabiliyetine ulaştığı gibi, en güzel şekle de girmiştir. Hamâset mi yapıyoruz? En hamâset yapılmaya müsait ve hamâseti hak edecek bir konuda bile gerçekleri ifade ediyoruz. Kuzguna yavrusu güzel görünür misali, gözümüze güzel görünen bir bayraktan değil, hakîkaten güzel olan bir bayraktan bahsediyoruz. Güzellikten anlayan, güzelliği bilen biri, dost olsun düşman olsun bu bayrağın güzelliğini görür, insaf ve izan sahibi ise bunu ifade eder.

Oliviero Toscani… İtalyan… Fotoğrafçılığı ve reklâmcılığı ile pek çok firmanın marka olmasını sağladı, pek çok ödül kazandı. Sanat ve iletişim okulu kurucusu. Hazırcevaplığı meşhur. Sözünü esirgemiyor. Reklâmcılığın insanî sorumlulukla yapılmadığını, hattâ hak ve adâletle alâkası olmadığını söylüyor ve “Biz insan değiliz. Yüzyıllardır birbirimizi öldürüyoruz. Gazete okuduğumda, insan olduğumdan çok utanıyorum.” diyor. Sorulmadığı halde bayrağımız hakkında şöyle diyor: “Bayrağınız ay ve yıldız figürlerinin romantik bir bileşimi. Aslında bütün ulusal bayraklar yeniden tasarlanabilmeli. Ancak Türk bayrağının buna hiç ihtiyacı yok. Sizin bayrağınız çok iyi bir tasarım.” (Demet Cengiz BİLGİN, 27.05.2007, hurriyet.com.tr/gundem/toscani-turk-bayragi-cok-iyi-bir-tasarim-6591309)

Bu bayrak; bayrağımız!.. En üstün değerleri, en güzel ifade eden bir remz ve pek çok bayrağa ilham kaynağı… Bu bayrak, hakkında şiirler yazılan tek bayrak! Bu bayrak, ilham kaynağı tek bayrak!..

Her millet lâyık olduğu ile temsil edilir. Kul Hüseyin’in dediği gibi:

“Mülke de Süleyman ne güzel uymuş!”

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bu bayrağa basılmaz, bası... - Sayı 129
Ne zamandan beri... - Sayı 128
Dün sadaka taşı, bugün mi... - Sayı 128
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”…
Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı
Aklıma takılanlar


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17454609
 Bugün : 1427
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 822977
 Bugün : 109
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 708
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim