|
Zaman bendedir şuuru Ekrem Yılmaz Sayı:
129 - Temmuz / Eylül 2026
 Türkiye Türkiye’den ibaret değil... Olamaz! Niçin?
Türkiye koca bir imparatorluk bakiyesi, şanlı bir tarihin, Osmanlı’nın varisi… Biliyoruz kuru övgülere karınlar tok. Fakat anlaşılması gereken kuru ve kuruntulu bir övgü meselesi değil; her şeyi yeniden yerli yerine oturtmak meselesi ve dâvası… Biz kendimize yabancılaştık. Bizi bize yabancılaştırdılar. Dünya tarihinde kimseye yapılmayan bu millete yapıldı. Bir gecede yazısı değiştirilerek bütün mazisi karanlıklara gömüldü. Kütüphaneler, kitâbeler, külliyatlar silindi, yok edildi, kilitlendi, erişilmez oldu. Onları okumaya cehdedecek nesillerin kökü kurutulmak istendi. Kültürel yozlaşmaya maruz kaldık, ayrıca nesiller arasına duvarlar örüldü. Aynı dille konuşmuyoruz. Baba oğluna, eğitmen öğrencisine meramını anlatamaz oldu, iletişimleri kesildi âdeta… Ve adım adım zihinler boşaltıldı, dimağlar iğdiş edildi. Millet benliği ve hafızası sıfırlanmak ve başka bir kod ile değiştirilmek istendi. Her şeyin modası icat edildi. Moda ve reklâmlar ile yönlendirilen nesiller türetildi. Kahramanlarımız unutturuldu, yerlerine sahte kahramanlar icat edildi, ama tutmadı, millet sahiplenmedi onları. Yine de darbe almadık sayamayız kendimizi amma başarılı da olamadılar, hedeflerine varamadılar ki, ezanlar aslî şekline döndürüldü, arşivler açıldı, ambalaj kâğıdı olarak Bulgaristan’a satılmayıp geri kalanlar, ilgilenenlerin istifadesine sunuldu, dinde reformlara karşı koyarak kendisini bir civciv sayıp buldozerin altına atmayı haykıran bir Necip Fazıl zuhur ettirdi Hakk ve biz hâlâ şu satırları bu milletin içinden çıkmış olarak yazabiliyoruz. Demek tükenmemişiz ki, köküne kibrit suyu dökülmek istenen Türk ruhu hepten yok edilememiş. Edememişler. Çilekeş adamlar eliyle cansuyu verilerek dâva ve tohum yeniden filizlendirilmiş oldu, olma yolunda…
Bizi bizden daha iyi bilen ve tanıyanlar oldu hep. Bizi, geçmişimizi ve potansiyelimizi iyi bilenler! Çok kere bizi bize onlar hatırlatıyor, ne kadar biz kendimizi unutsak veya bir kısmımızla inkâr etmeye çalışsak da… Kim bu bizi bizden daha iyi bilip tanıyanlar? Onlar: 1. Bizden ruhumuzda kalan son ukde ve potansiyelimizden korkanlar, topyekûn Batı… 2. Bizi bekleyenler, bizden beklentisi olan fert ve toplumlar; bütün Osmanlı bakiyesi ve ruhunu doyuramamış arta kalan insanlık.
1-Bizden korkanlar; topyekûn Batı… Dün Haçlı saldırıları düzenleyenler, bugün İslâmafobi icat edenler. Bin yıllık ana yurdumuzdan bizi Asya steplerine geri sürmek sevdasından asla vazgeçmemiş olanlar. Vadedilmiş toprak hayaliyle etrafımızda dolananlar, dolandırılanlar. Acemice acem düşmanlığı güdenler, bizi hazmedemeyenler. 1980’lerde, Sovyetler dağılmadan önce, ‘şayet dağılırsa Osmanlı geri döner, bütün Türkler Türkiye şemsiyesi altında toplanıp birlik olurlar’ deyip, “Türkiye’de her zaman Osmanlılaşma potansiyeli mevcuttur, yok edilememiştir” (Alman Das Beste Dergisi analizi) tespitini yapanlar. Ki Sovyetler bu tespitten tam on yıl sonra dağıldı. Ve bunlar bize barbar deyip de bizden korkan, sömürmeye alışmış, ama bizi asla sömürgeleştirememiş milletler.
2-Bizi bekleyen ve bizden mazimize lâyık olmamız hususunda beklenti içinde olanlar mı: Hâlâ halife Abdülhamid Han adına hutbe okutanlar, bizden birileri kapılarına vardığında “nerde kaldınız, sizi bekliyorduk” diyenler. Zâlimlerin zulmü altında inim inim inleyen coğrafyalar: Şam, Kudüs, Gazze başta olmak üzere bütün Osmanlı bakiyesi 20 milyon kilometre karelik Asya ve Afrika ile Balkanlar… Ayrıca bugün Türkî devletler dediğimiz coğrafya… Doğu Türkistan’a kadar. Buralarda bekleniyoruz ve oralardakilerin her hususta bizden beklentileri var.
Ayrıca, boynumuzda ruhu aç, kıvranan insanlığa İslâm’ı temsil borcu var; “… İslâm’ın ruh kurtarıcı ve muvazeneyi kurucu hakîkatini bütün insanlığa arzederek, her hâliyle yeni ve güzel örneği nefsinizde çizgilendiriniz, renklendiriniz, maddeleştiriniz! Ve dünyaya haykırınız: BEN İSLÂM’IN GERÇEĞİYİM; VE GERÇEK İSLÂM BENDE! 20. Asır tufanından kurtulmak isteyen, Nuh’un Gemisine buyursun!” (Necip Fazıl) hitabına muhatap olarak bu borç hatırlatıldı bize; yenileyici nesil namzedi olarak.
Ve an itibariyle sahte kahramanların devri kapanıyor; inşaallah kapandı diyebilmek üzereyiz, lâkin gerçek ve beklenen kahramanımız zuhur edemedi hâlâ… Beklenen mütefekkir yolu çizdi, yordamı gösterdi: İdeolocya örüldü, “kanun yoluyla zuhur”un şifreleri verildi. Bugün ve şimdi idrak vaktidir. Olacak olanı oldurmak hususunda…
Neymiş Türkiye Yüzyılı, Türk bin yılı konuşulmalı! Ne konuşması? Onun bininci yılına doğru hazırlanmalıyız. Tez sahibi olarak, yiğit düştüğü yerden kalkar düsturu ile kaldığımız yerden devam etmek üzere… Anlayalım anlamayalım, bilelim bilmeyelim bu yük, bu sorumluluk bizim omuzlarımızda. Bundan sorulacağız, dünya ve âhiret… Onun için büyük düşünmek zorundayız. Meseleyi kitaplık çapta ele almalıyız. Eserini vermeliyiz, heykelini dikmeli ve destanını yazmalıyız zamanın!
Düşünmeliyiz! Neyi? Bölgesel güç, akabinde hemen küresel güç olmayı, millî(!) eğitimde yeni müfredatı, okuma kitabından mahrumiyeti, güzel ahlâkı, insanlığı, vicdanı, gönül adamlığını, aşkı, merhameti, Allah korkusunu, adâleti, vazifeye sadâkati, gerçek kahramanlığı, ekonomiyi, bilişim çağını; dijitalizma ve yapay zekâyı, üretimi, tarımı, hayvancılığı, savunma sanayiini, nüfus şuurunu, orduyu, itaati, işgücünü ilââhir… Adam olmayı! Yeni bin yıla doğru sanatının; edebiyatının, şiirinin, mimarîsinin, musikîsinin numune örnekleri verilerek temelleri atılmalı... Tez sahibi olmanın bütün gerekliliğini en ince detayına kadar ele almak boynumuzda borçtur. “Söz kurtlandı” ise, şimdi kolları sıvama vaktidir, haydi iş başına o zaman, aksiyona! Kaleme sarılmaya…
Kendimize inanacağız. Yere basacağım de ve bas! Diyor emir.
Karşımızda Abd, Ab, Rusya, Çin var; İsrail ve İran’ı ciddiye almaya değmez. Biri bir lokmalık ve diğeri bin yıllık ayak bağı… Mazlûm diyarlar; Ortadoğu (acilen Gazze), Afrika, Balkanlar, Asya bizi bekliyor. Türk beklenendir sözü bunu ifade ediyor.
Ve savaşlar bitmek bilmez şekilde olup dururken, Ortadoğu kazan Amerika kepçe 3. Dünya savaş(lar)ı çıktı çıkacak. Öyle bir kaos içindeyiz ki, şaka gibi bir hayat yaşıyoruz. İzahı lâzım.
Bundan sorulacağız! Mesuliyetimizi müdrik miyiz?
Sorumluluğumuz: Hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmektir!
Ve yine sorumluluğumuz: Önce kendi insanını, sonra bütün İslâm âlemini ve nihâyet bütün insanlığı peşine takmaktır. Yeni dünyanın eşiğinde…
Hazır mıyız şimdi Türk bin yılına doğru yolculuğa?
Bu iman, bu kültür aza talip olmaz: Ya hep ya hiç! Der. Şimdi bize biçtikleri hiçlik kefeninden hepe yürüme vakti… Bu yol hep açıktı, aranan o yolda yürüyecek olanlardı, inşallah o günler de gelmiş ki: Ete kemiğe bürünen gençlerin zuhur ettiğine şahitlik edebiliyoruz artık! Şükürler olsun:
“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir, şuurunda bir gençlik!” yolda…
|