|
Türk binyılı Ekrem Yılmaz Sayı:
129 - Temmuz / Eylül 2026
 Türk’ün Binyılına doğru gidebilmek için ne lâzım? Bir yeni Yusuf Has Hacib, bir yeni Lügatüt Türk, bir yeni TÜRKÇE SÖZLÜK, bir yeni Ahmet Yesevî, bir yeni Nizamül Mülk ve yeni akademisi, bir yeni Gazalî, bir yeni Yunus, bir yeni Mevlâna, bir yeni Şeyh Edebâli ve bir yeni Osman Bey lâzım! Ve bir yeni diyalektik!.. Hepsinin başında da “Eskimez Yeni”yle yenilenmiş imân…
Bunlar nasıl bulunur? Bunlar kimdir, nedir, nerededir? Bunlar elimizin altında bulunan kıymetlerimiz olabilir mi? Meselâ Necip Fazıl bir yeni Yunus değil midir? O Üstad bir yeni Gazalî değil midir?
Yunus Emre Türk dilini yok olmaktan koruduysa ki öyle; Türkçe ile eser verilebileceğini ispat etti. Necip Fazıl da Türkün mâneviyatının yok olmasının önünde bir engel olmadı mı: “Buz dağının eritilmesi için uğraş verip”, bir ömrü bu yolda harcamadı mı? Türkün Binyılına doğru yol alırken engin öngörüsü ve tükenmez azmi ve ümidi ile yeni cemiyetin inşası için ne çileler çekerek tefekkürünü yapıp nizamının esaslarını vazeden İDEO- LOCYASINI ÖRMEDİ Mİ?
Bekletme Yunusum bozuldu bağlar.
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar
Haberini verip;
Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan,
Geleyim izine doğru arkandan.
Diyen o değil miydi?
Nasıl Yunus Türk dilinin yok olmasını önledi ise, Necip Fazıl da Türkün mâneviyatının yok olmasını önledi. Bununla da kalmadı yeni nizamın inşası içtihadı olan İdeolocya Örgüsü eseri ile de yolun taşlarını döşedi. Bir de elimizde Ali Erdal'ın Türk Kimliği eseri de var; Türk Binyılının habercisi ve ona kapı aralayanı olarak. İdeolocya Örgüsü eserinin emrettiği tefekkürün ürünü ve şerhi... Binyıla duyulan hasretin dökümü... Bu eseri henüz okumamış olanların kayıpta olduğunu düşünürüm: Türk niçin Türk ve nasıl Türk kalabildiğinin kimlik şuurunu veren bu yeni diyalektik, Türkün hem ruh köküne olan hasreti bütün cephesi ile müşahhaslaştırıyor, hem yine Türkün Binyılına hazırlanmak için teklifler sunuyor. Türk Dünyası için elzem olan meselâ ORTAK BİR SÖZLÜK önerisi gibi... ve diğerleri.
Bundan sonra iş unutturulmuş olan kahramanımızı beklemeye kalıyor. Gerçek kahramanın zuhuru demek de bin yılın DEVLETİ ÂLÎSİNİ, Büyük Türkiye’sini kuracak olan yeni Osman Bey’in iş başına gelmeye kolları sıvaması ve hazırlanması demek oluyor. Çok mu hayal perestiz? Olmayacak duaya mı âmin diyoruz? Asla! Beklenen odur ve müjde budur. Duamız, bunun gerçekleşmeden kıyametin kopmaması. Zira “yiğit düştüğü yerden kalkar”. Nasrettin Hoca karanlık odada kaybettiği yüzüğünü aydınlık sokakta bulamaz. Çünkü orda değil. Kaybedilen “Güneş, ceket astarımızın içinde”, onu diyar diyar başka yerlerde aramayalım! Ve “Oku!” emri ile gelen kurtuluş reçetemiz raflarda tozlandı. Uyanalım!
İşte yol, işte yordam: İşte emir, işte eser, işte iz. İşte “Kelâm”, işte “Örgü”, işte “Kimlik”!..
Kısaca bin yılımız için un, şeker, yağ hazır da niye helva yapmıyoruz ki, niye yapamıyoruz?
Bu kadar mı beceriksiz ve âciziz. Eğer öyle isek, bize yazıklar olsun! Kalplerimizi dağlayıp, gözlerimizi kan çanağına çevirip uykusuz geceler geçirmemişken; beklenen kahramanın adaylarını arıyoruz. Öyle mi?! Fakat Allah yine de lütfediyor ve aday namzetlerinin zuhuruna şahit olabiliyoruz. Hamd olsun!
|