Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     16 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Türk marşı
Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 129 - Temmuz / Eylül 2026

Osman Gazi Karacahisar’ı fethettiğinde, ağabeyi Savcı Bey’i bu fethi müjdelemesi ve ganimet payını teslim etmesi için Anadolu Selçuklu sultanına göndermişti. Savcı Bey Konya’dan Sultan’ın şükranları ve hediyeleri ile birlikte döndü. Bu hediyeler arasında tuğ, sancak ile birlikte davul zurna gibi mehter aletleri de vardı. Osman Gazi, bağımsızlığın ve devlet olmanın alâmeti olan bu enstrümanları gördüğünde çalınmasını emretti ve hürmeten ayakta dinledi. İşte mehterin ilk ve ham hali buydu.

Osmanlılarca mehter, Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra da diğer beyliklere karşı bir üstünlük ve Selçukludan bağımsızlık nişanesi olarak görüldü. Bu yüzden, ilk nevbetten sonra, padişahlar yıllarca mehteri hem Selçukluya hem de ataları Osman Gazi’nin hatırasına hürmeten ayakta dinlediler.

İstanbul’u fethedip çağ açan Fatih ise, artık egemen bir devlet aklının ve mutlak özgüvenin nişanesi olarak, atalarının bu âdetini değiştirip mehteri oturarak dinlemeye başladı. İlk fetihten yüz elli yıl sonra devlet aklı, mehteri oturarak dinlemeyi protokol kuralı haline getirerek böylece Osmanlı’nın gerçek anlamda bağımsızlığını ilân etmiş oldu.

Karacahisar Kalesi önünde ilk tınısını veren seda; artık doğudan batıya, kuzeyden güneye ordunun yanı başında, düşmanın kalbine korku salan muazzam bir “CİHAN DEVLETİ” sembolüne dönüşmüştü. Fatih’in cihangirliği ile başlayan, Yavuz’un cüretkârlığı ve cesareti ile devam eden bu nizam Kanunî zamanında cihanşümul bir anlayışa dönüştü ve çok çok sonraları bu dönem tarihçiler tarafından “TÜRK ASRI” olarak anıldı.

Ne var ki; İkinci Mahmut döneminde Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla mehter de susturuldu. Tanzimat döneminde yeniden ihya edilmeye çalışıldığında ise artık ortada ne o eski ruh ne de o kadim marşlar vardı. Türk asrından geriye sadece eski hatıralar, sembolik kıyafetler ve enstrümanlar kalmıştı. Türk’ün atak dönemi  biteli çok olmuştu.  Bugün dinlediğimiz marşlar, işte o hafıza kaybını örtmek için devlet adamlarının talimatıyla sonradan bestelenen taze ezgilerdir. 

İmparatorluğun yıkılışından sonra bir müddet sadece askerî sınırlar içinde nefes almasına izin verilen mehterin önü sonradan açıldı açılmasına ama; bu kez de mehter, sığ popüler kültürün elinde düğünlerin, mağaza açılışlarının alelâde bir eğlence malzemesi haline getirili verdi. Ekipteki insanların bıyıklarının ve sakallarının dahi takma olduğu dışarıdan belli olan, ruhsuz ve sun’î Mehter takımları artık günümüzde pek bir anlam ifade etmez olmuştu. Buna rağmen temsil ettiği mânâ herkesin ruhunda ciddiyetini korumaya devam ediyordu.

Mehtere hayranlıkla bakanlar farkında olarak veya olmadan bir bağımsızlık sembolüne, çağ açıp kapayan bir anlayışa ve “DÜNYAYA BEN HÜKMEDERİM” diyen bir kızılelma metaforuna bakıyorlardı. Sırtını dönenler de bilerek veya bilmeden bu anlayışa sırtını dönüyordu.

Fakat dinlenen ilk nevbetten 700, resmen kaldırılışından ise 200 yıl sonra; mehter belki de ilk defa, takma bıyıklı sun’îlikten sıyrılıp gerçek hüviyeti ve devlet kimliğiyle modern dünyanın tam merkezinde, NATO Zirvesi’nde ortaya çıktı! Küresel güçlerin ve dünya liderlerinin katıldığı Ankara’daki uluslararası organizasyonda devlet adamlarının mehteran ve yeniçerilerle karşılanması hem uluslararası basında hem de liderler zirvesinde devasa bir jeopolitik yankı uyandırdı.

Mehter, bizim tarihimizde sadece bir müzik grubu değil; istiklâlin, gücün ve sarsılmaz bağımsızlık iradesinin ta kendisidir. Bizler, meşhur destanımızın kahramanı Oğuz Kağan gibi ilk sütü emdiğinde konuşan, kırk günlükken ayağa kalkan “heyecanlı ve romantik” millet fıtratımızla, savunma sanayiinde başarılar elde etmeye başlayınca 21. yüzyıla hemen “Türk Asrı” deyiverdik. Bu büyük iddianın ve vizyonun dünyaya karşı en mânîdar, en estetik ve en dik duruşlu cevabı, dünya liderlerinin karşısına dikilen Mehteran sedâsı oldu.

Yabancı ülkelerin devlet adamları; “Türk rengi” olarak bilinen turkuaz halı üzerinde yürürlerken, çalan nevbetten şu mesajı almışlar mıdır: 

“Biz Viyana önlerinden beri süren o makûs ricatımızı durdurduk. Bağımsızlığımızın kadim sedasıyla buradayız. Türk asrı diyerek tabelâyı asmıştık; şimdi içini doldurmaya başlıyoruz!” 

Evet; ilk Türk asrının başında mehteri ayakta dinleme usulünü değiştirerek oturarak dinleten Türk devlet aklı, ikinci Türk asrının başında da yabancı ülkelerin devlet adamlarına ve onların nezdinde tüm dünyaya mehteri dinletmeyi başardı.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Şaşkınlar... - Sayı 129
Türk marşı... - Sayı 129
Gazzeye ağıt... - Sayı 124
Heybemden... - Sayı 124
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı
Aklıma takılanlar


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17454622
 Bugün : 1441
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 822977
 Bugün : 109
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 708
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim