Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2934 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

İNAN ve KURTUL
Ali Hasan Güner

  Sayı: 40 -

Bunca yıldır üzerinde en fazla tartışılan ve (Allah korusun) insanı küfre götürebilecek kavranılması en zor inancı sorsak, alacağımız cevaplar içinde en fazla yer tutanı “kader” olur.
Sır idrakinden mahrum insan aklı ve köpekleşen nefs, her meselede alt edilebilse de iş kader inancı ve buna bağlı olarak cüz-î irade ile küllî iradeye gelince akıl ve nefs arsızlaşarak isyan bayrağını çekiyor ve küfre götürebiliyor...
Kader inancı iki tarafı keskin bir bıçak... Bir sırat köprüsü... Üstad Necip Fazıl, “Mahlûkların neler yapacağını bilmekle onları fiillerine ve fiillerini kendilerine göre yaratmak arasında gayet ince bir münasebet vardır. Ve bu nokta üzerinde aklın tökezlememesi için daha fazla bir izaha gerek yoktur” diyerek bu inçe noktaya işaret eder.
Küllî irade diye tabir edilen Yaratıcı’nın iradesi; elbet her şeyi kapsayıcı ve hiçbir boşluk bırakmayıcı nitelikte... Ancak yüce rahmet burada da kendini gösteriyor ve Allah, biz kullarına, diğer mahlûkattan farklı olarak kendi tercihlerimizi seçme iradesi veriyor: Cüz’î irade
Buradaki hikmete dikkat etmeliyiz: Çüz’i irade bir rahmet olarak biz insanlara verilirken, aynı zamanda,  Rabbimize karşı olan sorumluluğunHz Âdem yaratıldıktan sonra, meleklere, insana secde etmelerinin emredilmesindeki hikmet de işte burada... Melekler zaten yaradılışları gereği olarak Allah’a ibadet halinde, insan ise düşünerek ve anlayarak Allah’a ibadette... Kendi iradesiyle Allah’a kul olan insana karşı diğer yaratılanlar secde etmeyeceklerdi de ne yapacaklardı?.. Esasında buradaki secde, bir yaratılmışa, kula değil; onun şahsında, onu böyle bir irade ile Yaratan’a... İnsana secdeyi kibrine yediremeyen aslında Allah’a secdeyi reddetmiş olmuyor mu?
Bu noktada kur benlik ve sabit akıl isyan ederek Allah’ın külli irade ile zaten her şeyi bildiğini ve bizlerin bu lineni yaşamaktan ibaret olarak dünyada bulunduğumuzu söyleyerek küfre yaklaşmakta.
Bir an kuru akla kulak verelim ve savunmasını dinleyelim: Akla göre, yaratılan her şeyin fert fert ve toplu olarak bir kaderinin olduğu ve bu kaderi yaşamaya mahkûm bulundukları malûm. Hepimizin kaderi henüz ruhlarımız bedenlerimize üflenemeden ve hattâ ilk insan bile henüz yaratılmadan belli olduğuna göre, bize verilen cüz’i iradenin, keyfiyette hiçbir kıymeti kalmamakta (hâşa) ... Cüz’i irade; nihayetinde küllî iradenin bir parçası, mütemmim cüzü olduğuna göre bize de önceden çizilmiş hayatı yaşamaktan başka imkân bırakmamakta (hâşâ)... Bu sebeple bize verilen cüz’î irade ile zaten önceden Yaratıcı’nın küllî iradesi ile takdir ettiği kaderin dışına çıkmaya imkân olmamakta...
Oysa sınırları belli olsa da, bu sınırlar içinde yaşama hakkını seçme özgürlüğümüz olduğunu unutmamak gerekir. İşte, cüz’î irade... Daha önceden belli olan bu sınırlar ise elbet bizim kapasitemiz ile ilgili olup, zaten yaratılışımız gereği hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir derinlik ifade eder ki, aslında biz o sınırların bile olduğunu anlayamayız.
İnsanın yapacağı tercihler ve yaşayacağı hayat, diyelim bir su damlasıysa, bizim için çizilen sınırlar ummandır. İşte küllî iradenin, cüz’î iradeye nispeti...
“Ama asıl üstünlük kemiyette değil, keyfiyette... Bizim onu anlayamayacak olmamızda... Cüz’î iradeyi kısmen de olsa bu keyfiyet verilmiş bir mahlûk olarak anlasak bile, küllî iradeyi anlamamız mümkün değil. Onu ancak, o iradeleri ve her şeyin Yaratıcısı bilir. İşte itiraz, o seviyede olmak iddiasından dolayı insanı küfre götürüyor. Zira cüz’i irade, Küllî irade’yi anlayabileceğini söylüyorsa, O’nun (cc) seviyesinde olduğunu iddia ediyor demektir. Hz. Ebubekir’in (ra) buyurduğu gibi, “aczi idrak, asıl idraktir” (Ali ERDAL)
Hayat bir gergef gibi işlenerek, ren renk, şekil şekil, motif motif bir olasılıklar cetveline dönüştürülmüş. Yapacağımız her hareketin, her dönüştürülmüş. Yapacağımız her hareketin, her tavrın bu olasılıklar cetveli üzerinde belki bizim sayı idrakimizi aşacak sonucu var. Biz bir (data) girdiğimizde, olasılıklar cetvelinde karşılığı olarak ortaya çıkan (işlem)i sonuç olarak çıkartıyor karşımıza... Olasılıklar cetveli, önceden takdir edilmiş olan (kader)se, ortaya çıkan (işlem) an be an zuhura gelen (kaza)’dır...
Somut bir örnekle açıklamaya çalışalım; Bilgisayar oyunlarına birazcık merakı olan herkes zamanla bu oyunların bir olasılıklar hesaplaması sonucunda oynandığını anlayabilir. Hele bu bir strateji oyunuysa, bu olasılıklar hesaplanmasını görmek daha da kolay olur. Oyunda, yaptığımız bir hamle, düşündüğümüz bir plân, hemen oyunun bilgi havuzuna gönderilir ve bu hamleye karşılık gelen olasılık hesaplamalarına göre gelişmeler oyunumuza yansır. Halbuki bilgisayar programcılarına sorsanız yalnızca oyunların değil, bilgisayarla ilgili olarak her türlü programın bir olasılıklar cetveli ile kurulduğunu anlatacaklardır. Bilgisayara vereceğimiz bir komut, yapacağınız bir hamle gireceğimiz yeni bir data, daha önce programcılar tarafından formüle edilerek hesaplanan olasılıklar cetvelinden karşılığını bulur ve işlem yapılır.
Bir bilgisayar oyununda, özellikle de ber strateji oyununda, oyunun bir bölümünü aklınıza gelecek her türlü alternatif hamleleri uygulayarak defalarca oynayın. Her seferinde hamleniz, programın bilgi havuzunda yapılacak hesaplamalar neticesinde, bir sonuç olarak oyunun olasılıklar cetvelinden karşılığını bulacaktır... Hamlenize karşılık gelen sonuç, programlanma aşamasında, programcılar tarafından oyunun bilgi havuzuna atılmıştı ve olasılıklar cetvelinde de yerini almıştı. Şimdi oyunun sonucu zaten en başından belliydi mi demeliyiz? Ona uygun hamleyi yaptık ki, o sonuç ortaya çıktı... Ya kendi irademizle başka bir hamle yapsaydık...
Bir kul, böyle her seferinde tercihlere göre farklı bir oyun oynama imkânı veren bir icat yapabilmiş... İşte insanın farkı... Olasılık hesaplarına göre bilgisayar oyununu programlayan,
Bizim oyun içinde nasıl bir hamle yapacağımızı bilemez.
Bu hamleyi ne zaman yapacağımızı bilemez. Belki o hamle hiç yapılmayacak ve bu hamle ile ilgili programlama boşa gidecek... İşte onun da sınırı çizilmiş... Sanal bir “olasılıklar âlemi” meydana getirilmiş. Oyuncu için hem alan çiziliyor, yani onun iradesinin üstünde bir güç ile iradesine müdahale ediliyor, hem oyuncu kendi iradesini kullanabiliyor. Kul planında böyle bir şey mümkün olabiliyorsa, kendisi her işi kuşatanın bunu yapamaması ve kuluna seçme imkânı verememesi düşünülemez. Kulun tercihinin ne olacağını bilmemesi de düşünülemez.
Cüz’î irademiz ile çeşitli ihtimaller içinden bir seçim yaparak yaşıyoruz. Ama yaptığımız bu seçim külli iradenin dışında olmuyor. Nasıl olabilir ki, bu ihtimalleri yaratan da Allah... Bu ince nokta, Abdulhakîm Arvasî Hz. nin matematik keskinliğindeki diyalektiği ile açıkça ortaya konmakta: “Allah seni yaratır da ne yapacağını bilmez mi?”
Kâinatın efendisi ve Allah’ın Resulü, bir hadisi şerifinde “Kul kendisine isabet edecek olan şeyden kurtulmanın mümkün olmadığını ve başına gelmeyecek olan şeyinde ona isabet etme ihtimalinin bulunmadığını bilinceye kadar İman’ın hakikatine ulaşamaz:” Buyuruyorlar.
İnanalım; bize lütfedilen cüz’i iradeyle her şeyi idrak edemeyeceğimizi anlayalım ve GERÇEK
İRADE’ye teslim olup kurtulalım!


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : gamze    28.04.2008
Yorum : çok güzel yazmış kim yazmışsa ellerine saglık o kişiyi çok kötüleyenlerinde allah belasını versin kimseniz sizi çok sewdim umarım hayatınızda mutluluk bulursunuz...:)





 
Tuz koktu... - Sayı 79
Bari, Köroğlu'nu Dinleyin... - Sayı 73
Ters K??e... - Sayı 47
Bir baky?ta ku? gribi... - Sayı 47
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


Batı’nın Pompei’sinin günlerini andırmasının sebepleri Osmanlı Devleti’ni çökerten “metal yorgunluğu”nun ilk safhası değil midir?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Beslenmede sünnet ölçüsü
Su gibi aziz ol
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Kardelenden Haberler
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16779485
 Bugün : 1316
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 731221
 Bugün : 71
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 270
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim