Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4532 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Sary H?z?n
Fatma Pekşen

  Sayı: 61 - Temmuz / Eylül 2008

Sık sık elimize geçmeyen, sarılı yeşilli, sıcak bir sonbahar günündeyiz. Beton, gürültü ve sıkıntıları geride bırakarak, kendimizi, sağa sola yerleştirilen “Çiçekleri Koparmayın, Çimenlere Basmayın” tabelâlarının bulunduğu, oldukça geniş bir parka atıyoruz. Oldum olası huylanmışımdır şu düzenli parklardan. Yeni tıraş olmuş oğlanları andıran top top ağaççıklar, bilmem hangi memleketten gelme, adını sanını bilmediğim “Yaban” ağaçlar, beton yolların, yapay havuz ve köprülerin şurasına burasına sıkıştırılan çimler ve çiçekler... Hani çingenenin manolya ağacı görünce “Bundan iyi kalbur olur” dediği gibi, gözüm iğde ağacını, akasya ağacını, meşeyi, çınarı arıyor. Şu ulu çamlar da olmasa, iyice gariplik çekeceğim...

Az önce dik sayılabilecek bir yokuşu tırmandığımız için, kendimizi yorgun kabul ediyoruz. İtiraf etmekten kaçınsak bile ihtiyarlık alametleri mi başlıyor ne?... Aheste adımlarla, sıcak görmüş yaşlı uyuşukluğuyla, koca parkı dolaşmaya başlıyor. Yeni tıraşlanmış oğlan kafalarının “Yaban” ağaçların, bir türlü adını öğrenemediğim çiçeklerin arasından, boş bulabildiği alanlara, güz güneşinin son ışıkları ulaşmakta iplik iplik... Gözlerim papatyaları, gelincikleri boş arıyor... Kırmızı bir gülü koklama teşebbüsünde bulunuyor, ta yıllar önce, bir akraba ihtiyarının “Güllerin kokusu eski kadınlarla birlikte kayboldu, boşuna koklamayın.” deyişini hatırlıyor, yaklaştırdığım burnumu geri çekiyorum. Parkın bir ucundaki gazinonun yakınlarına kadar yürüyüp, oyalanmak maksadıyla afişlerdeki sanatçıların isimlerini, programları okuyup, orada bulunan büfeden çerez alıp, aynı uyuşuk adımlarla turumuza devam ediyoruz...

Şemsiye gibi kocaman bir ağacın altından, yeşile boyanmış tahta bir kanepe bize “Gel” mesajı gönderiyor, oturuyoruz. Güneş sırtımızı ana şefkatiyle okşadıkça gevşiyoruz. Şu çerez paketi de olmasa uyumak işten bile değil...

Yeni sulanmış çimlerin içinden, şekilli bir ağacın arkasından, beş-altı yaşlarında bir çocuk beliriveriyor. Sırtını, kurşunî kabuklarla örtülü ulu bir çam ağacına dayayıp bizi süzüyor. Kırış kırış şortu, kareli gömleği ve terlikleri hep uçuk mavi renkte. Bir iki dakikalık duraklamanın ardından elini arkasından çıkarıp, bize yarısı yenmiş bir simit uzatıyor, “Alın teyze, siz de yiyin.” Şaşırıyoruz. Oyuncak bebeklerin saçlarına benzeyen ipek yığınlarının, alnına dökülen parçalarının arasından, güneşe yenik düşmenin verdiği güzellikle, tek gözünü kısarak, derin derin bakan mavi bir göz bizi kendine çekiyor. Ne duru, ne saf, ne temiz bir bakış... Yumuk elleriyle simidi ikiye bölüp, uzatıyor; minik misafirimizi kırmıyor, alıyoruz. Simitten boşalan eline çerez dolduruyoruz. Çam ağacının dibine oturup yemeye başlıyor. Tek tarafına doldurduğu çerezi öyle güzel bir çiğneyişi var ki bakakalıyoruz. Açamadığı, sert kabuklu fıstıkta, yardımımızı istiyor... Öylesine soruyorum; “Adın ne, arkadaşın var mı?”

Bir demet güneş ışığının aydınlattığı güleç yüzüyle cevap veriyor; “Adım Deniz, kardeşim de yok, arkadaşım da” Benimkisi de laf mı yani?... Öyle ya olmayabilir de. Bir çok anne baba çocuklarıyla kardeş, arkadaş olup kimseyi aramıyorlar bile... “Ben terliklerimle konuşuyorum, oynuyorum” diyor, masum ve kırılgan bir ses tonuyla. Yanlış anladığımı zannederek, “Efendim, anlayamadım” diyorum, az işiten ihtiyar edasıyla.

“Akşam beni odaya kilitlediklerinde terliklerimle konuşuyorum” diye tekrarlıyor. Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak, “Ne diyor terliklerin, ne konuşuyorsunuz?” diye soruyorum. Bir tutam sarıyla mavinin buluştuğu vitrinlik varlık cevap veriyor: “Başı çok ağrıyormuş, uykusu geliyormuş. Eğer uslu durmazsam aç kalırmışız, patron onu kovarmış... Müşteriler sesini beğenmezmiş, kocası onu dövermiş filan... Öyle diyor işte.” Pek bir şey anlamamakla birlikte “Terliğini kim dövüyor, sen mi?” diyorum. Mavi gözlerini açarak, “Yok, ben değil kocası dövüyor” diyor ve ekliyor; “Eğer uslu durmazsam kocası beni de dövermiş.” Allah Allah, bu ufaklık bizimle dalga mı geçiyor, yoksa biz mi anlayamıyoruz?... “Kocası kim, baban mı?” diyorum. “Babam, şeeyy, Kenan babam var benim, o dövüyor.” diyor. Yüreğimiz burkuluyor, “Terliklerinin canı çok mu acıyor?” diyorum. “Çok acıyor tabi ki... Başı ağrıyor, midesi bulanıyor, gözleri kızarıyor... Hem de çok ağlıyor.” diyor. Birden aklıma geliyor, “Annen yok mu senin?” diyorum. Mavili sarılı yumağın yüzünden kurşuni bir bulut geçiyor. “Annem var ama benimle konuşmuyor ki... Gece çalışıyor, gündüz uyuyor. Ben de terliklerimle konuşuyorum işte” diyor...

Çocuğun bir yandan çerez yiyip bir yandan anlattıklarına, bir tutam hâr düşmüş kalbimiz henüz alışmamışken, yanı başımızdan “Deniz!” diye tiz bir ses patlıyor. İrkiliyoruz. Dizlerinin üzerine çıkan yırtmacıyla, dar, uzun, askılı beyaz bir elbise giymiş kadının (yapılmamış saçlarına, makyajsız yüzüne rağmen) afişlerdeki ses sanatçısı olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Beton zemine döktüğü çerezi, kırışık şortunun cebine tıkıştırmaya çalışan çocuğun elini hırsla çekerek bağırıyor, “Sabahtan beri seni arıyorum, hangi cehennemdesin? Sana kimseyle konuşmayacaksın demedim mi?” Yarı suçlu, yarı kızgın bakışlarını üzerimizde dolandırıyor, yüksek topuklu terlikleriyle, burkula burkula, salına salına gazino tarafına yöneliyor. Zayıf bileğinden çekiştirdiği çocuk, yüreğimizin bir avucunu da yanına alıp giderken, dönüp dönüp bakıyor.

Güneş, sarı ibrişimli eteğini, cılız ziyalarla, son bir kez daha değdiriyor, “Yaban” ağaçlara, çiçeklere. Rüzgâr, bir yerlerden soğuk getiriyor sırtımıza. Üşüyoruz...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Fatma Pek?en    24.09.2008
Yorum : Sağolun Ayşe hanım. O andaki duygularım işte. Her zaman yakalayamıyorum bu anı. Hikaye; kendime enyakın bulduğum edebi dal. Varol dergidaşım, kalemin şen olsun.




Ekleyen : Ay?e Sena ?nsal    23.09.2008
Yorum : Hikayelerinizdeki satır aralarını okumak, kelimelerinizin ardında gizlediğiniz duyguları paylaşmak çok güzel. Her hikayenizi okurken; tam da benim anlatmak istediğim şeyler diyorum. Sanki yaşıyorum kimi zaman. Gerçekten çok güzel bir hikaye. Teşekkürler...





 
Dağlara çen düşende... - Sayı 126
Mustafa... - Sayı 123
Pehlivan dayının elmaları... - Sayı 120
Armudun Son Çiçeği... - Sayı 115
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Suyun serencamı
Su gibi aziz ol
Yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Gıda
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16908933
 Bugün : 3485
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 746373
 Bugün : 716
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1018
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim