Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1885 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bize her yer taşra
Ali Tavşancıoğlu

  Sayı: 75 - Ocak / Mart 2013

Az çok fikir sancısı çeken herkesin, insanı anlamak için hem kendine hem etrafına sorması gereken bir soru var. İnsanı imal eden şey dünya mıdır yoksa hayalleri mi? Kimliklerimizin giderek katmanlaştığı bir dünyada yaşıyoruz ve her katman bir şekilde coğrafî bölge ile etkileşim halinde oluşuyor. Irk, din, millet, kültür, gelenek, yetenek, meslek gibi insanı tarif eden her niteliği, yaşanılan bölgenin mevcut şartları bir şekilde etkiliyor. Hayal dünyasının sınırları ne kadar geniş olursa olsun, kimse gerçeğin imkânlarından yakasını kurtaramıyor.

Ancak hayaller de peşini bırakmıyor insanın. Hayatın sunduğu sınırlı verilerle yetinmeyen insan, hayalin vaat ettiği sonsuzluktan kendini alamıyor. Bu yüzden hayatla hayal arasında deviniyor.

Edebiyatçı dediğimiz canlı türü, işte bu devinimi en üst seviyede yaşamak ve yaşatmak gibi bir vazife ifa ettiği için, hayalini hayata yön verici etken olarak kullanmak zorunda kalıyor.

Bu noktadan bakıldığında, edibin nerede, hangi şartlarda yaşadığının çok fazla öneminin olmaması gerektiği ortaya çıkıyor. Mademki aslolan hayallerdir, hayal atını sonsuzluğa kadar koşturabilmelidir. Ki, bu yüzden İstanbul'un göbeğinde yaşayan bir şair “Bir kum tanesiyim ama/ Çölün derdini taşıyorum” mısralarını söyleyebiliyor.

Olması gereken budur ama mevcut durum acaba böyle midir? Merkezle, daha doğrusu İstanbul'la ilişkisi olmayan edipler, taşralı yazar, taşralı şair olarak anılmaktan bir türlü kurtulamıyorlar. Tıpkı kadın yazarların “kadın yazar”lıktan kurtulamamaları gibi…

Kuşkusuz bu basit bir tanımlama, bir alışkanlık sorunu değildir. Bu tanımlamalar, edibler arasında bir hiyerarşinin, bir kast sisteminin olduğunu, herkesin haddini (!) bilmesi gerektiğini inceden inceye zihinlere kazımaya çalışanların yaveleridir. Taşralıysan ikinci sınıfsın demeye getirirler. Haliyle taşralılardan sadır olan edebî ürünlere ikrahla yaklaşılır.

Oysa Türk edebiyatının temel taşları hep taşranın izlerini taşır. Örneklendirmeye hacet yok. Hangi edebî türün geçmişine baksanız, karşınıza o türü zirveye taşımış taşralı isimler çıkar. Böyledir, çünkü hayalin coğrafyası yoktur.

Mevcut durumun bir merkez-taşra ikilemi yaratmasının ardındaki sebepler, edebî olmaktan çok iktisadîdir. Edebiyatı bir sektör haline getiren modern yaklaşımlar, sektörün yan dallarını da oluşturmak durumundaydılar. Bu yüzden bir ürün ortaya konduktan sonra hattâ çoğu zaman ortaya konmadan önce o ürün için bir pazarlama stratejisi geliştirmek zaruret hâline geldi. Haliyle edebî ürün bir meta, edebiyat da ticârî bir faaliyet oldu çıktı.

Artık edebiyat dünyasında gündemi belirleyenler profesyonel edebiyatçılardır. Bir eser, ancak reklam edilme şansı bulup pazara çıkabiliyorsa kıymet kazanıyor. İstanbul, ticaretin merkezi olduğu için, profesyonel edebiyat da İstanbul'da icra edilebiliyor.

Edebiyatın coğrafyadan bağımsız oluşuyla çelişen bu durum, hakikatin hayale galip gelmesinin sonucudur aslında. Ancak bu mutlak bir galibiyet değil, “Sürü ters dönünce topal koyun en öne geçer” mütearifesinin bir yansımasıdır. Üç yüz kelimeyle yazanların büyük edib olarak pazarlanıyor olması ârızî bir durumdur yani. Zaman dediğimiz o kusursuz süzgeç, sonraki kuşaklara bilgi aktarırken gerekli ayıklamayı yapacak ve gerçek edebî ürünü kalb olandan ayıracaktır.

Şüphesiz, tüm bunlar gerçek edebî ürünün taşrada üretildiği gibi bir iddia içermiyor. Böyle bir iddianın en baştan “butlan ile malûl” olduğu bilinmelidir. Merkez şair / yazarları edebî yazının itici gücü olan imgelerle çok daha sıkı bir ilişkide olduklarından, onların daha kaliteli ürünler ortaya koymaları beklenir. Yani İstanbul'da yaşamak tek başına iyi şiir yazmak için yeterli olabilir. Taşradakiler ise bu durumu hayal güçleriyle telâfi etmek zorundadırlar.

Edebî ürünün gerçek değeri, aritmetik ortalama ile değil de ağırlıklı ortalama ile tespit edilmelidir. Yani ürünün oluşumunda etkin olan şartlar dikkate alınmalıdır. Bir gurup iktisatçının “emek-değer” teorisi olarak formüle ettikleri anlayışa göre, ürünün değerini belirleyen şey, piyasanın o ürün için ödemeye razı olduğu fiyat değil, ürünün ortaya konması için harcanan emektir. İşte gerçek edebî ürünün değeri de böyle bir yaklaşımla belirlenmelidir.

Taşralılığı bir de zihniyet olarak değerlendirmek gerek. Eğer taşralılık, hayal dünyasını bir takım aidiyetlerle sınırlandıran, hakikati hayaline muhafız belleyen bir anlayış ise, buna herkesten önce taşralı edibler itiraz etmelidir. Çünkü böyle bir anlayışın ortaya çıkaracağı sonuç, fikrî bir tecrid ve üstesinden gelinemez bir aşağılık kompleksidir.

Hiçbir kompleksimiz olmamalı oysa. Bilmeliyiz ki, edebiyat bir coğrafya meselesi değil, bir fıtrat meselesidir. Güzel söz söylemenin, elest bezminde kulağımıza gelen o lâhûtî sözlerin bir yansıması olduğuna inanıyorsak, merkez ne ola ki? İnsan zaten bütün varlığıyla, bütün ruh dünyasıyla bir taşrada değil midir? Yeryüzünün en ihtişamlı saraylarında yaşasak da, asıl yurttan uzakta olduğumuz için gurbette değil miyiz? O halde, merkez-taşra çekişmesinde kendimize bir yer belirlemeye çalışmak abesle iştigaldir. Çünkü bize her yer gurbet, bize her yer taşra! (KÜN EDEBİYAT; Sayı: 1, Temmuz-Ağustos 2012)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bize her yer taşra... - Sayı 75
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Kim demiş okumuyoruz diye?
*Sevmediklerimizin, televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında canına okuyoruz!
*Trafik kazalarında ölenler ve PKK canilerinin katlettikleri için rahmet okuyoruz!
*Törenlerde nutuk okuyoruz!
*Kim ne derse desin, bildiğimizi okuyoruz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17496581
 Bugün : 369
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 834011
 Bugün : 29
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 359
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim