Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1772 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Aliya
Yavuz Sert

  Sayı: 102 -

"Bizi toprağa gömmeye çalıştılar; fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı."

Üslûp kelimesinin kökeni, Arapça’da yol, rota, yön anlamlarına gelen bir kelimeymiş. Bu kelimenin Türkçemizdeki karşılığına “tutulan yol” diyebiliriz. Kelimeler, kökleri itibari ile çoğu zaman bizlere bir şeyler anlatırlar. Bahsi geçen kelime de bize âdetâ diyor ki: Bir amaca doğru giderken usûlünüz, yönteminiz doğru olmalı, amacınızın doğru olması yetmez, gidilen yol da doğru olmalı.

Bir kişi veya dönem hakkında değerlendirme yaparken içine düştüğümüz en büyük hatalardan birinin, ilgili dönemin dinamiklerinin değerlendirmeye alınmaması olduğunu düşünüyorum. Böyle bir hata, üslûp kelimesinin bize önemini anlatmak istediği “rotanın” yanlış çizilmesine sebep oluyor. Rotamız yanlış ise ulaştığımız nokta da büyük ihtimalle yanlış olacaktır.

Diğer bir nokta; bir kişi hakkında konuşurken yaptığımız değerlendirme onun hangi özellikleri ile ilgilidir? O kişinin bir özelliğinin iyi veya kötü olması o kişiyi mutlak olarak iyi veya kötü yapar mı? Meselâ kişi çok iyi bir baba olabilir ama cesur bir savaşçı olmayabilir. Çok iyi bir siyasetçi olabilir ama dürüst bir insan olmayabilir. Çok iyi bir asker olabilir ama iyi bir eş olmayabilir.

Bu girizgâhı, yapacağımız değerlendirmede usûl ve üslûbumuzun nasıl olduğunu ortaya koymak için yaptım. Konumuz elbette merhum Aliya.

İnsanlara isimleri ile hitap etmek edebe muğayirdir, istisnası arada çok sıkı bir muhabbet olmasıdır. Merhumla Türk halkı arasında çok büyük bir muhabbet var ki kendilerine sadece ismi ile hitap etmek hiç yadırganmıyor, biz de öyle yaptık.

Merhum Aliya’nın hayatını birkaç kaynaktan incelemeye çalıştım. Bütün hayatını göz önüne aldığımda, Bosna savaşı her ne kadar çok büyük bir kısmını kaplasa da dikkatimi ilk çeken konu onun taklit sahibi değil tahkikî bir müslüman olduğudur. Hayatını okuyanlar bilirler, merhum Aliya küçüklüğünden itibaren dinin yaşandığı bir evde büyümüş. Sabah namazlarında camiye giden bir çocuk var karşımızda. Aliya, o yaşlardan itibaren çok okumuş, öyle ki yirmili yaşlara gelmeden hem roman klâsiklerini hem temel felsefe metinlerini âdetâ yalamış, yutmuş. Yirmili yaşlarda yazılması ile beni ayrıca hayrete düşüren “Doğu Batı Arasında İslâm” adlı eserini okuyanlar bu birikimi çok net bir şekilde görebilirler. İşte bu ilk okumaların olduğu dönemde Aliya okuduklarından etkilenerek dinden bir süre uzaklaşmış. Tekrar dine dönüş yaptığı zamandan sonra da kalemi eline alarak yazılar yazmaya, eserler vermeye başlamış. Âdetâ tahkikî olarak yeniden müslüman olmuş.

Aliya’nın öne çıkan diğer bir özelliğini dâvâsı uğruna göze aldıkları ile anlayabiliriz. Müslümanların birliği için erken yaşta “Genç Müslümanlar” teşkilâtına katılmış. O dönem ve şartlarda böyle bir teşkilâtta bulunmanın ne kadar zor olduğunu daha sonra yaşananlar bize çok açık gösteriyor. İdam edilen birlik yöneticileri, yıllarca yatılan hapisler… Aliya kaderin cilvesi, idamdan kurtulmuştur ama yıllar boyu hapiste yatmıştır.

Aliya’nın belki de hayalinde ve plânında olmayan bir diğer yönünü hapis cezalarından sonraki hayatında görürüz: Siyaset. Müslüman Boşnakların hakları için kurulan parti, Yugoslavya’nın içinde yaşayan halkların bağımsızlıkları ile kucağında Bosna’nın bağımsızlığı meselesini bulmuştur. Ve bu süreç, yakın tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan birine uzanır. Artık karşımızda hem bir siyasî hem bir komutan vardır.

Aliya’nın ve halkının en zor zamanları bu savaş ve sonrasındaki günlerdir, hiç şüphesiz. Savaşla ilgili detayları okuyunca kelimelerin kifayet etmediği duygular yaşıyorsunuz. Özellikle Srebrenitsa’da yaşananlar bu zulmün âdetâ sembolü olmuştur.

Burada birkaç cümle ile geçtiğimiz bu savaş binlerce kişinin hayatına mâloldu, çok daha fazlasını evlerinden etti. Tecavüz ve işkencelerden sonra yaşanan psikolojik travmalar cabası… Savaş sırasında Aliya’nın düşmanlarına karşı tavrı onun “Bilge Kral” olarak anılmasında çok etkili olmuştur. Hoş, kültürümüzde olmayan “kral” kelimesinin kullanılması dikkat çekmiyor değil, Bilge Melik daha uygun düşerdi belki de ama galatı meşhur misali Bilge Kral ağızlarda çoktan yer etti. Düşmanın sivillere karşı saldırıları, katliamları ve zulmü Bosna savaşı trajedisini oluşturan en büyük etkendir. Karşımızda sniper ile insan avına çıkmış hayvandan da aşağı bir düşman var. Bosna tarafından da az da olsa sivil halka karşı saldırıların olduğu yönünde iddialar olmuştur. Ancak Aliya her zaman düşmana benzememeleri gerektiğini söylemiş, sivillere kesinlikle zarar verilmemesi konusunda ordusunu sürekli uyarmış, aksi davranışlar için soruşturma başlatmış, barış içinde yaşamak isteyen diğer halklara her zaman kucak açmıştır. Ve bu zulüm Aliya’nın da içine sinmediği çok açık olan, “önerilen barış ne adalete ne ilkelerime uygun ama eve savaşa devam ediyoruz mesajı ile de dönmek istemiyorum” dediği Dayton antlaşması ile sonlanmıştır.

Merhum Aliya’nın en çok eleştirildiği noktalardan biri bu Dayton antlaşmasıdır. Hatıratını okuyanlar görecek ki kendisi de bu antlaşmanın ne kadar adaletsiz olduğunu görmektedir ancak zulmü, ölümleri, acıları dindirmek daha ağır bastığı için antlaşmayı imzalar. Bu onu kötü bir siyasetçi yapar mı? Belki de öyledir ama şunu unutmayalım, merhum Aliya ayakta kalma savaşında halkına liderlik etmiş, dâvâ adamı, hakiki bir müslümandır. Siyaseten daha iyi bir karar verilebilir miydi sorusuna yanıt vermek çok zor. Yaşananları okuduğumda bunun çok da mümkün olmadığını hissettim. Merhumun hatıratında ABD ve diğer büyük devletlerin baskılarını çok net olarak görebiliyorsunuz. Hattâ antlaşmanın mimarı olarak bilinen ABD temsilcisi Holbrooke, Aliya’nın antlaşmaya karşı direncini hatıralarında değerlendirirken “o kadar acı çekmiş ki başkalarının acısına duyarsız” değerlendirmesini yapmıştır. Karşı tarafın değil arabulucunun görüşü bu, dikkatinizi çekerim. Bu yorum bile, merhumun aslında siyaset ilminde de ülkesi için ne kadar dirençli olduğunun göstergesi değil midir? Bu açıdan baktığımda o dönemi, yaşananları, zulmü bilmeden bu antlaşmayı ve merhumu eleştirmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Merhum Aliya da, halkı da savaş hattâ sonrasındaki barış sürecinde çok büyük sıkıntılar çektiler. Aliya’nın barış görüşmelerinde yaşadığı stres görüşmelerden birkaç hafta sonra kalp krizi olarak kendini gösterdi. Avrupa’nın göbeğinde, sözde medenî bir kıtada yaşananları görünce insanda ne kalp ne akıl sağlığı kalabilir. Aliya, Avrupa’nın bu barbarlığını çeşitli platformlarda çok güzel açıklamıştı: “Bosna’daki savaş sırasında yüzlerce kilise ve cami yıkıldı. Bunlardan teki bile Boşnaklar tarafından yıkılmadı, hepsi ‘Avrupalılar’ tarafından yıkıldı. Türk idaresi dünyanın en yumuşak yöneticileri değillerdi ama tüm Hrıstiyan halklar ve onların Ortaçağ’dan kalma en önemli anıtlarının hepsi beş yüz yıllık Türk idaresi boyunca ayakta kalabildi.”

Bosna’da savaşı yaşayan her birey çok farklı acılar çekti. Bizler, çeyrek asır sonra yazılanlardan, anlatılanlardan bir değerlendirme yapmaya çalışıyoruz. Benim uzaktan gördüğüm Aliya hayatını halkına ve ülkesine adamış, yaşamını İslâm’ın kurallarına göre belirleyen bir devlet adamıydı. Halkını zulümden kurtarmak için cepheye de gitti, diplomasi için sürekli farklı platformlarda Bosna’nın durumunu da anlattı. Siyaseten hataları vardır belki, yorum yapacak kadar siyaset uzmanı değiliz. Bazı kararları nedeniyle acı çekmiş halkından onu eleştirenler çıkmıştır, bu da onların en doğal hakkıdır. Kimsenin bu kadar acı çekmiş insanları bu konuda eleştirmeye hakkı olmadığını düşünüyorum.

Hem merhum Aliyâ’nın, hem düşman zulmü ile şehidân emanetini teslim etmiş tüm Bosna şehitlerinin derecâtları âli olsun inşallah. Şehitlerimizden şefaat dileniyoruz. Allah bizlere böyle acıları bir daha yaşatmasın inşallah.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Kimlikten ideale Türk yüz... - Sayı 129
Röportaj ... - Sayı 128
Gazze biz ne öğretti?... - Sayı 119
Bir tufanın ardından: Fil... - Sayı 119
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17496153
 Bugün : 2683
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833974
 Bugün : 351
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 219
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim