Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     917 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Misâlsiz Yaratandan Kuluna Düşen Hisse
Ekrem Yılmaz

  Sayı: 115 -

El’Halik, Yaratıcı olan Allah’ın güzel isimlerinden El’Mübdî Celle Celâl, Misâlsiz Yaratıcı demek. Yarattıkları yok iken onları varlık âlemine çıkarıyor; zerreden kürreye, örneği yok iken bütün kâinatla beraber içimizi, dışımızı donatıyor. En mükemmel bir şekilde hem de… Eksiği ve fazlası olmadan. Yani daha iyisi, daha doğrusu, daha güzeli olamazdı. Olan en mükemmel: En güzel, en doğru, en iyi… Yaratan da El’Musavvir: Şekil Verici Kâmil Zât: Eksiği ve fazlası olmayan Kâmil Kudret… Sübhanallah. Sadece yaratılanları değil, işleyişi de öyle yaratıyor ki; bütün canlıların hücre yapısından organ fonksiyonlarına, duygularından ruhî yapısına, aklından zekâsına, yer katmanlarından gök katlarına, ay ve güneşten yıldızlara, Kürsîden Arşa, dünyadan ahirete her şey en mükemmel yörüngesinde yüzüyor. Her şey yerli yerinde: El’Hakîm’in eseri… Ay-Güneş, gece-gündüz, yer-gök, madde-ruh, insan-cin her şey kuşatılmış. Ve her şey itaatte… Çizgiden çıkma lüksü yok hiçbir şeyin. İllâ insan… O da kendini hür zannederken bile kuşatılmışlık içinde gafil… Ve bir imtihana tabi tutulduğundan, her şey onun için yaratıldığından itaat ve isyan etmesine müsaade edilmiş. Ama isyan ederken bile birçok zorunluluktan dolayı kuşatılmışlığının dışına çıkamaz. Hikmetine binaen onu imtihana tabi tutmuş. Mahdut zamanda mekânı emrine vermiş. Kendisinin, Vasıtasız İcat Edici-El’Bedî olarak varlık sahnesine çıkardığı kâinatta ona da imkânlar vermiş. O da ilk andan itibaren beldelerin imarı için kolları sıvamış: Binalar, piramitler, kitabeler, anıtlar, yer altı şehirleri, saraylar, şatolar, mâbetler, muhteşem kapılar, kubbeler vs vs. toprağa kondurmuş.

Medeniyetler şahsiyetlerini belli vasıtalar ile görünür kılmışlar. İçindekini dışarı yansıtmışlar. Kâbe’nin inşaası, Mısır’ın piramitleri, Selçuklu’nun kapıları, Bizans’ın Ayasofya’sı, Osmanlı’nın kubbeleri, Endülüs’ün El Hamra’sı gibi… İnsan elbette misâlsiz inşa edemez, Misâlsiz Yaratan ancak Allah… Mimar Sinan Ayasofya’yı görüyor, hattâ onarıyor ve öyle bir eser vereyim ki, kıyamete kadar yaşasın ve Ayasofya’yı da aşsın, diyor. Ve Süleymaniye’yi inşa ediyor büyük Mimar. İçini dışa öyle yansıtıyor ki, kubbe büyüklüğü, ihtişam ve birçok başka mimarî özellik olarak Ayasofya’yı aşıyor. Şu modern zamanda bile yapıların ömrü yüz yıl olarak öngörülürken o muhteşem Süleymaniye zamana meydan okuyarak yüzyıllardır ayakta ve bin yıllara yürüyecek inşallah.

Şimdi bugünün mimarîsi ne durumda diye soracak olursak, cevabı olan var mı? Bir örnek, bir şaheser, bir icat?

Mahcubuz: Yok!

Niçin?

Bir eser, özelde bir mimarî yapı, öncelikle insanda ve cemiyette şahsiyet ister. Sinan’ın içi-dışı donanımlı, yaşadığı cemiyet mükemmele yürüyen bir toplumdu. Devrinde her sahada san’at ve ilim zirvedeydi. Her istidat kendisi ile yarışıyor; hoş seda ve eserler bırakıyordu. İçi ve dışı donatılmayan, madde ve ruh olarak doymamış insan neyi becerebilir ki. “Dış hareketler, iç bereketlerin doğurucusu” ve “asıl hayat ruhta, iç çizgilerde” bilerek “yaşanmaya değer hayata” ulaşmadan mimarîde değil sadece, hangi sahada veya san’at dalında kalıcı bir iz bırakacak eser verilebilir ki?

Bugün belki mimarlar var akademiden diplomalı, ancak muhteşem mimariden eser yok! Neden? Evvela Sinan olacak ki, Süleymaniye, Selimiye doğsun. Sinan nasıl olunur? Evvela bunun cevabı bulunmalı değil mi?

Bu toplum muhteşem kapılardan girdi, kubbeler kurdu, fakat bugün minareden düşmüş yere serilmiş vaziyette…

*

Ustada kalırsa bu öksüz yapı

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Çıraklar nerede? O muhteşem kapılardan ve kubbelerden sonra şimdi sıra nede? Bilmiyoruz. Çünkü biz “güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş” bir cemiyetin fertleriyiz. Gerçek donanıma ulaşmadıkça, iç ve dış olgunluğa ermedikçe ne Sinan, ne Bakî, ne Fuzulî, ne Yunus, ne Mevlâna, ne de bir Dede Efendi çıkar içimizden. Önce “yaşanmaya değer hayat” yaşanır sonra muhteşem verim ve ürün: Eser verilir. Esas gaye de o eseri vermek değildir zaten. Esas gaye olunmasını gerekeni olmaktır: “İnsan” olmak… Olunması gerekeni olunca da, “işini en iyi yapan insan” elbet mükemmele yürüyen eserleri döktürür: Şaheserini verir! İnşallah önce o iç donanıma, o edebiyata, o tefekküre ulaşarak, kaybedilen güneşi yerine asmaya cehd edilecek ki, ertesi güne yeni bir güneş doğsun.

Biz misâlsiz yapan değiliz elbet, ama örneklerimizi anlar ve alırsak başarırız. Örneklerimiz önümüzde! Onun için düşünelim, yazalım, çile çekelim, içimizi dışımızı donatalım; yeniden şahsiyetimizi kazanarak işini en doğru yapan insan olalım, eser doğacaktır Allah’ın izniyle…

*

Müjdemiz hazır:

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış; ebet bizimdir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Nakış... - Sayı 127
Derdimize bak! Ne yiyelim... - Sayı 127
Nerdeyiz... - Sayı 126
Korkaklar... - Sayı 126
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Tüm gazetelerimizin toplam tirajı, 70milyon nüfusa karşılık, 3,5 milyon…
Elâlemin memleketinde tek gazete bile çift rakamlı tiraja sahip. Mesela Japonya’da günde 13 milyon satan gazete var.
Bizde nüfus artıyor, gazete tirajları yerinde sayıyor, hattâ azalıyor. Demek ki “basın” diye piyasaya sürülen kâğıt parçalarına millet güvenmiyor. Bu güvensizliğe rağmen basından ödleri kopanlara yazıklar olsun!
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Sağlık sisteminin şifresi


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16681827
 Bugün : 2673
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 724166
 Bugün : 269
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 329
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim