Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     817 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Zanaatkâr
Ayşe Yaz

  Sayı: 115 -

Arnavut kaldırımlı tek caddeyi sağlı sollu çevreleyen iki katlı kerpiç evlerin aralarından fırlayıveren yeni apartmanlar olmasa, zamanın durduğu bir beldeye geldiğinizi sanırsınız. Genç insandan yana nasibi kıttır kasabaların. Toprak ne eksen fazlasıyla verse de, delikanlıyı genç kızı tutamaz bu yerler. Herkes gözünü büyük şehre diker. O yüzden ahaliyi bölsen, çarpsan, toplasan; baharın bol çiçeğini, yaz güneşine katsan bir avuç âdem eder. Eee... Kasabada insan az olunca hükümetin hazinesinden payına düşen mangır da, haliyle kâğıt da sırıtır.

İşte çehresi; eskinin ağır tortusuyla, yeninin pervasızlığı arasında bulanık bir tedirginlikte titreyen bu kasabanın, orta yerini bir cami süsler. Aklını kalp gözüne katıp zoru başarmış, diyar-ı Rum’u, beldeyi İslâm’a çevirmiş bir zatın avlusunda ebedî istirahatgâha çekildiği asırlara direnen bir cami. Adı yıllardır bu topraklarda saygın ve dua ile anılır. Yağmur duasından mevlüde, bayramdan cumaya, vakit namazında ahalinin toplanma yeri olan bu mâbet nicedir çatısındaki kiremitten duvarındaki sıvaya işlemeli kapısına varana kadar Dikenli Boğaz’dan esen rüzgârın kamçısına, Haman Taşı’nın tepesinde biriken bulutların kurşun damlalarına, Gölovası’nı kavuran güneşin yakıcı oklarına maruz kalmıştı. İşlemeli kapısını işleyen elin kemikleri toprağa karışalı asırlar geçse de, günde beş vakit demir tokmağı tutup iten insanın tahripkârlığına uğramıştı. Nicedir içler acısı haline bir çare diyen amiri, memuru nihayet yazıp çizip restorasyon için gerekli ödeneği çıkarttırdılar.

Caminin restorasyonuna en çok karşı kahvenin miskin ihtiyarları sevindiler. İşin adını “restorasyon’’ diyemeseler de cami inşaatı, hayatın tek düze aktığı bu yerde ne de olsa hallice bir hareket demekti. Kahvenin orta yerinde caminin değişecek yerlerine kafa yordular. Ta ki armut ağacından işlemeli, asırlık kanatlı kapıya kilit vurulup etraf saç levhalarla çevrilene kadar.

Bir ikindi vakti saç levhaların dibine bir tır, az ilerisine de adına “karavan” denilen bir evceğiz yanaşınca kasabada jet hızıyla bir söylenti yayıldı. “Camiyi onarmaya bir kadın mimar gelmiş. Kadın hem de cami inşaatında tövbe tövbe!’’ Söze hayretle açılan gözler, küçümseyerek bükülen dudaklar eşlik etse de, kasabanın eli kürek, mala, şavkül tutanları iş başı yapınca mimarın kadın olduğunu unuttular. Siyah kıvırcık saçlarıyla hemen fark ediliveren bu genç kadın artık hepsinin başıydı. Horhorların dibine çektiği karavanından başka hiçbir yerde kalmayı kabul etmeyen, az konuşup çok çalışan bu iri yarı kadın; zamanla işçilerin de karşı kahvenin miskin ihtiyarlarının da takdirini kazandı. Ondan bahsederken “Bizim Mimar Hanım’’ dediler.

Asırlık caminin temelleri kazıldı, taş duvarlardaki eksiklerin yerine Boz Kaya’dan getirilen mermer taşlar yontulup yerleştirildi. Birinci katın pencerelerine kadar olan taş duvarlar horasan harcıyla tek tek onarıldı. İkinci kata gelince çatmaların arasındaki ateş tuğlaları teker teker söküldü, numaralandırılıp kendi duvarının hizasında açığa dizildi. Çürümüş çatmaların yerine, diş budak ağacından yeni çatmalar uçları asırlar öncesindeki gibi keserle yontulup geçme usulünce yerleştirildi.

Her payandanın ve çatmanın arası önceden numaralandırılmış ateş tuğlalarıyla dolduruldu. Eksik kalan tuğlalar için ilçenin tuğla ocağında eski usul üretilen ateş tuğlaları imdada yetişti. Duvarlar çıktı, iş tavanın çürüyen nakışlı tahtalarını değiştirmeye gelince, kasaba yerde bir fısıltı duyuldu. Mimar Hanım Hayati Dayı’yı istermiş. “Nereden bilir ki Hayati Dayı’nın zanaatkâr bir marangoz olduğunu.’’ Ayol nereden bilecek kasabanın ağzı kalabalıkları haber etmiştir.’’ diyenlere; “Canım bizim kasabalının ağzında bakla mı ıslanır. Rendeye ne taklalar attırdığını, yaprakları süsleyen ne güller ne lâleler işlediğini çalışanlardan biri deyivermiştir.’’, “İstesin istesin de Hayati Dayı’nın gözü görmez, eli tutmaz gayrı niye onu ister ki?” diyenler eklendi.

Önayak olanlar Mimar Hanımı, Hayati Dayı’nın camiye üç sokak mesafede, dışı kerpiç içi ağaç oymalarıyla bezeli evine götürdüler. Hayati Dayı; sert bir sedirin üstünde, patiska işlemeli yastıklara dayanmış oturuyordu. Odayı ihtiyar evlerine mahsus tehditkâr bir tavırla tiktak tik tak diye işleyen, ölümcül saat tıkırtıları dolduruyordu. Mimar Hanım tevazuyla varıp, elini öptü, yanına oturdu. Kısık bir sesle anlattı. Hayati Dayı elindeki tesbihin tanelerini ağır ağır çekerken, dişsiz ağzını büzerek dinledi. Sonra eğdiği başını usulca kaldırıp, gözlerini kırpıştırdı. Camiye niçin gelmesi gerektiğini bildi.

Seksenine tırmanan yaş, titreyen eller, bastona güvenen bacakların sahibi; oğlum dediği çırağı Salih’e dayanarak camiye vardı. Çerçevesiz pencerelerden içeri hücum eden Eylül güneşinde, mavisi çoktan beneklenmiş, ışığı kuytulara kaçmış gözbebeklerini tavana dikti. Uzun uzun baktı. İşini yıllarca severek yapmayı becerenlerin ilerleyen yıllarda pusulaya ihtiyaçları yoktu. “Oğul benim gördüğümü sen de görür müsün?’’ dedi. Salih üzeri betonla kapatılmış kuyu gibi suskun, başını salladı. Hayati Dayı anlamıştı. Salih’in kolunda duyulur duyulmaz mırıldandı: “Hele hızarcı İdris’e varıp kiraz ağaçından işlemelik tahta biçtirelim’’ dedi.

Vakit anda saklıdır. An vakti kovalar. Günler birbirini. Herkes çalıştı. Hayati Dayı her gün geldi, baktı. Kendisine bu sanatı öğreten ustasına ve tavanın değişen tahtalarına göz kamaştıran dokunuşlarıyla yılların eskiyen karanlığını felç eden çırağının varlığına şükretti. Salih’in zamanın kuru dallarında açtırdığı taze çiçekler, yeni bir güfteyle icra edilen eski bir parça gibi camlardan sızan ışıkta dansa başladıklarında restorasyon da bitti.

Saç levhalar açıldı. Karşı kahvenin miskin ihtiyarları ortaya çıkan esere hayran hayran baktılar. İlk Cuma namazı camiye yolu düşmeyenleri bile meraktan içine çekti. Çünkü bilmek ve şahit olmak büyük mutluluk, gerçek bir ibadetti.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Sivil itaatsizlik... - Sayı 124
Yağmur (Gazzenin çocuklar... - Sayı 119
Postacının Karısı... - Sayı 117
Kafasında Duman Tüten Ada... - Sayı 116
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


*Eskiden Allah için verilen selam, artık “rüşvet deyü” veriliyor.
*İnsanlığın ölçüsü olan selamlaşmak, kaybolalı beri, çevrede insan görmek zorlaştı.
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Röportaj
Takvadan bekâya helâl ekonomi
Oluklar çift
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Ne zamandan beri


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17179632
 Bugün : 1699
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 777495
 Bugün : 150
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 231
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim