|
Kardelenden Haberler Kardelen Dergisi Sayı:
127 -
 FİKRET AMCAMIZ VEFAT ETTİ
Kardelen’in sosyal medyalarını takip eden ve yöneten, yazarlarla iletişimi sağlayan Yayın Kurulu Editörümüz Av. Mustafa Kemal Karabıyık’ın babası, Fikret amcamız 31 Aralık 2025 tarihinde vefat etti.
Mustafa gibi her övgüye lâyık hayırlı bir evlat yetiştiren amcamıza Allah’tan gani gani rahmet diliyoruz. Makamı âli, mekânı cennet olsun.
Başta editörümüze ve diğer yakınlarına da sabrı cemil niyaz ediyoruz. (Dergi Editörü)
REKTÖR KAPLANCIKLI’YA ZİYARET
Kardelen Dergisi olarak, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Zafer Asım KAPLANCIKLI beyefendiyi ziyaret ettik. Ziyarete Ali ERDAL, Kadir BAYRAK, Cahit AY ile Mustafa Kemal KARABIYIK katıldı. Ziyarette dergi sahibi Ali ERDAL’ın kitapları ile Kardelen dergisinin çeşitli sayıları Rektör KAPLANCIKLI’ya hediye edildi. Rektör Prof. Dr. Zafer Asım KAPLANCIKLI ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti. Bizler de, rektörümüzün göstermiş olduğu ilgi için teşekkür eder, başarılarının devamını dileriz. Rektör hocamızın edebî sohbetinden istifade ettik.
48. TOPLANTI
Kardelen Dergisi yazarlar toplantısının 48.si, 18 Ekim 2025 tarihinde gerçekleştirildi.
Toplantının açılış konuşmasını yapan toplantı başkanı Kadir Bayrak, derginin 34 yıl önceki "Fikirsizlik kışında, azimli Kardelen’iz" beytine atıfta bulunarak, günümüzde gazete tirajlarının düşmesi ve sosyal medyanın yüzeyselliği karşısında basılı yayının ve derinlikli fikrin önemini vurguladı. Ali Erdal ise konuşmasında, modern çağın bilgi kargaşasına rağmen İslam’ın hakikatini anlatmanın ve bu yolda nitelikli insan yetiştirmenin derginin temel gayesi olduğunu belirtti.
Cahit Ay’ın "Kardelen’i tamamen dijitale mi taşımalıyız?" sorusu üzerine yapılan müzakerelerde; dijitalin hızı ve yaygınlığı kabul edilmekle birlikte, basılı yayının kalıcılığı, yazar yetiştirme gücü ve "mühür" olma niteliği üzerinde mutabık kalındı.
Toplantı kapsamında derginin 125. sayısı değerlendirilirken, basıma hazırlanan 126. sayının kapak tasarımı, mizanpajı ve içeriği üzerinde detaylı incelemeler yapıldı. Kapakta görsel estetik ve spot cümlelerin yerleşimi gibi teknik detaylar tartışıldı.
Toplantı, bir sonraki toplantının yeri ve tarihi belirlenerek sonlandırıldı.
10. KİTAP
Kardelen dergisi olarak Necip Fazıl Kısakürek’in eserlerini okuyarak üzerinde tefekkür ettiğimiz kitap okuma toplantılarımız devam ediyor. Haftada bir yapılan kitap okuma toplantılarının sonuncusunda “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” adlı eserin okuması tamamlandı. Daha sonra bu toplantılarda 10. kitap olan “BAŞBUĞ VELİLERDEN 33” eserinin okumasına başlanıldı.
Dergimizin editörü Kadir BAYRAK, geçen yılın son ayının ortalarında başarılı bir ameliyat geçirdi. Kendisine Allah’tan şifa dileriz.
Kardelen Dergisi NSosyal hesabı açıldı. @kardelen_dergisi adresinden dergimizi takip edebilirsiniz.
48. TOPLANTI BAŞKANI KADİR BAYRAK’IN KONUŞMASI
Önümüzde duramaz, gökle birleşse deniz;
Fikirsizlik kışında, azimli Kardelen’iz!..
Cahit ağabey, 34 yıl önce Kardelen yola çıkarken halimizi bu beyitle ifade etmiş. Çok da doğru tespit etmiş.
“Fikirsizlik kışı”… Bu tabire dikkatlerinizi çekmek istiyorum. O gün ağabeyimize bu tespiti yaptıran şartları, yaşımız itibariyle az çok hepimiz hatırlıyoruz. Gelin hafızalarımızı biraz tazeleyelim;
İnternet henüz keşfedilmemiş veya en azından bizim ülkemizde yaygın olarak kullanılmıyor. Haliyle sosyal medya da yok. “Fikir” ihtiyacı hâlen gazetelerdeki makalelerden, fıkralardan, basılı kitaplardan, dergilerden karşılanıyor. İlk sayılarımızdan hatırlıyorum, ülkelerin gazete tirajları karşılaştırılıyor. Japonya’da sadece bir gazetenin on milyonlarla ifade edilen satış rakamlarına karşı Türkiye’deki toplam gazete tirajının üç milyon olduğu gerçeğinin üzüntüyle “Acıyorum”a konu yapıldığı yıllar…
Üç milyon tiraja rağmen “fikirsizlik kışı”…
Konuşmayı hazırlarken bugünkü satış rakamlarını merak ettim. “Gazete tirajları” yazınca karşıma ilk çıkan sitenin başlığı, halimizi bütün çıplaklığıyla ifade ediyor: “Yaygın gazete trajları alarm veriyor” Siteye girince en çok satan gazetenin 180 bin civarında, toplam sayının da bir milyonun altında olduğunu öğreniyorum. Kaldı ki eskilerin fıkra muharriri dediği köşe yazarlarını okumaktan çok spor, magazin, bulmaca eki için gazete alındığı günlerden geçiyoruz.
Meselemiz bu olmadığı için 34 yıl öncesinin kitap satış rakamları ile bugünü karşılaştırma gereği duymadım. Bugün artan nüfusla doğru orantılı olarak bir artış olduğunu varsaysak bile bunda fikrin çok uzağında her yaş grubunun nefsini okşayan farklı türden eserlerin etkisinin olduğunu kabul etmek gerek… Çok uzağa gitmeye gerek yok, çocuklarımız okumuyor, kitaplıklarını süsleyen eserler de az önce belirttiğim cinsten…
Cahit ağabey, beytini bugün yazacak olsa acaba halen “fikirsizlik kışı” tabirini kullanır mıydı, merak ediyor insan… Fikirsizliğin buzul çağı desek bilmem abartmış olur muyuz?
Ekim ayının ilk haftasında İstanbul’da daha önce bizim de pek çok kez iştirak ettiğimiz dergi fuarı tertiplendi. Başta ekonomik, ulaşım, orada mesai harcamanın zorluğu gibi pek çok sebeple biz de iştirak edemedik. Fuar sonrası benim de üyesi olduğum Dergiler Birliği isimli whatsapp grubunda yazılanlar içler acısıydı. Grupta paylaşılanlardan birkaç cümleyi dikkatlerinize arz ediyorum:
Fuarın her geçen yıl küçülüp daraldığı, rengini ve heyecanını kaybettiği ortada.
Etkinlikler azaldı çünkü dergilerimizin maalesef toplumda tesiri kalmadı. Dergilerimiz etkinliklerine kendi okuyucularını bile getiremiyorlar.
Dergi Günleri’nin eksiği gediği halledilir ama biz dergicilerin konuşması, kafa yorması gereken mevzu: …, maalesef toplumda tesirimiz azaldı. Yılda birkaç sayıyı 100 adet basıp satmak bile bizler için mesele oldu. Konuşmamız gereken konu bu.
Evet, maalesef durum bu… Başarının sadece maddeyle ölçüldüğü bir zamandan geçiyoruz. Satış rakamları, tıklanma ve beğeni sayınız, izlenme oranlarınız vs ne kadar yüksekse o kadar etkili ve güçlüsünüz.
İtirazı mümkün olmayan bu kadar tespitten sonra yoksa biz de mi sonbaharın kışa döndüğü hazan mevsimindeki son yaprak gibi yok olup gideceğiz? Konuşmanın seyrinin bu noktaya geldiğinin farkındayım.
Hayır!
Âlemlerin Efendisi (sâlât ve selâm O’na olsun) her şey gibi bu hal’e de vâkıf olduğu için tefekkürün kıymetine dikkat çekti. Kıymetinin dünyalık hiçbir değer ölçüsüyle tartılamayacağı bir zamanda Sevgilisinin işaret ettiği yolda, fikir zemininde gayret göstermeyi nasip eden Allah’a hamd olsun.
Her şeyin en güzelini icat etmek, en doğru, en etkili yazıyı kaleme almak, şiirin en güzelini söylemek hedefimiz, bunda tereddüt yok.
Ama gayretimize rağmen bu seferki kapağımızda ufak bir arıza mı olmuş, şiirimizde ölçüyü mü kaçırmışız, yazılarımızda imlâ hatası mı yapmışız... Olmasa iyi ama varsın olsun. Yeter ki Kardelen ve emsalleri var olsun. Yaptığımız işin kıymeti, değeri ayrı; değil mi ki bu gayreti şan, şöhret, makam, mevki, para, pul beklemeden sadece ve sadece O’nun rızasını kazanmak, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak için ortaya koyuyoruz muhakkak ki azim bir iş üzerindeyiz. Mükâfatı da ona göre olacaktır. Allah gazamızı mübarek etsin, yolumuzu açsın, kolaylıklar nasip etsin.
Arz ederim.
Kardelen’in 48. Toplantısında Ali ERDAL’ın konuşması
Gönüldaşlar,
Çağımızda haberleşme ve iletişim herkesi her şeyden haberdar ediyor. Herkesi her şeyden haberdar ediyor ama seviyeli insan yetiştirmiyor. İşte çağımızın en büyük buhranlarından biri. Sadece haberdar olmak yetmiyor. Günümüzde bilgi kayda alınabiliyor. Sonra tekrar bakılıyor. Detayları incelenebiliyor. Gördüğünü, hareketli hareketsiz resmedebiliyor. Bilgiler belge oluyor. Günü gelince ortaya çıkarılıyor. Böyle bir vasatta kimsenin benim İslâm’dan haberim yoktu, Son Peygamberin geldiğini duymamıştım, sahabe ne bilmiyordum demeye hakkı yok. Evet, bir haber kaosu, kargaşası var ama bu kargaşa bir iyi sonuca da götürüyor. Haberleşme ve iletişimin yaygınlığı, kolaylığı kötülüğe sebep oluyor ama böyle bir imkân da kazandırıyor. “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır” âyeti ile olayların akışının uyumuna bak. Birbiriyle alâkasız sanılanların mutabakatına bakın. O bizim görebildiğimiz, kim bilir daha niceleri vardır.
Bugün İslâm’ı anlamak için pek çok sebep var. Mesela İslâmın şu vasfını görüp de şu manzaraya şimdi çizmeye çalışacağım panoramaya bakıp da onun hâk olduğunu görmemek mümkün değil. Manzara dedik ya gözümüzün önüne getirelim. Allahtan vahiy alan müstesna insan, İnsanlığın Ufku... O’na sâlât ve selâm... Bugün bu bilgiye en kuduz İslâm düşmanları bile, en kuytu köşedeki kişi bile sahiptir. Onun hakikatine değilse bile müslümanların öyle gördüğünü herkes bilir. Kâinatın Efendisi ve Allahın Elçisinin etrafında sadıklığın, güvenirliğin, fedakârlığın, ilmin, edebin, cömertliğin kısaca iyilik, doğruluk ve güzelliğin müstesna örnekleri... Peygamber Efendimizin ifadesi ile her biri birer yıldız, arkadaşları. Dünyanın en muhteşem kadrosu. Allah onlardan razı olsun. Ve derece derece yıldızları görenler; Tabiin, görenleri görenler; Teba-i Tabiin ve günümüze doğru evliyalar, kahramanlar, mücahitler, alimler, kalem ve kelam erbabı, mucitler, kaşifler, sanatkârlar, edipler, şairler vs... Bu manzarayı bugün inanan inanmayan herkes İslâmın bu olduğunu görmek mecburiyetinde. Haberleşmenin çokluğu bunu mümkün kılıyor. İnsan bu manzaraya bakıp da müslüman olmaz mı... İnsan bu tabloya bakıp da bu kadar değeri yetiştiren bir din hâk olur demez mi... Hele diğer din ve inanç manzumesi diye ortaya çıkanlardaki kısırlığa bakınca...
Manzara demiştik... Bir de bugünkü manzaraya bakıp kıyaslayalım... Bugün nüfus çokluğuna rağmen zulme engel olmaktan aciz Müslüman yığınlarına bakınca, demek ki aşktan mahrumiyetin sonucu buymuş, selim akıl böyle demek zorunda. Ve panoramanın son karesi... Sahabe bu yüce hakikati yaymak için vatanını terk etti. Dünyaya dağıldı. Her biri bir coğrafyada ellerinde hiçbir imkân, silah, yardımcı olmadan İslâm’ı anlattı, örnek oldu. Öyle bir yüce hakikatten, insanlığı iki cihanda aziz edecek bir imandan kimse mahrum kalmamalı deyip gurbet ellerde iyiliği, güzelliği ve doğruluğu yaydı. Böyle fedakârları yetiştirebilen, onlara zafer kazandıran, kazandırtan ve böylesine fedakârlık yapılmaya lâyık bir iman manzumesine inanmak gerekmez mi. Haberleşmenin çokluğu bu noktaya götürüyor. Daha bu yoldaki devletleri, milletleri saymadık. Daha İslâmın ne olduğunu söylemeden, araştırmadan, öğrenmeden görür görmez aşk misali bu haberleşmenin yaygınlaşması sayesinde kendine hayran eden bir iman manzumesi insanlığın gözünün önünde.
Gönüldaşlar,
Yeni bir şey söylemediğimin farkındayım. Bildiğiniz hakikatleri hatırlattım. Yine bildiğiniz ve yolunda olduğunuz, olduğumuz bir hakikati söyleyerek cümleyi tamamlayalım:
Kardelen, o hakikat için var. 35 yıldır, 126 sayıdır. Allaha hamd olsun...
|