Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     10 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Hazret-i Ömer Fârûk
Uğur Utkan

  Sayı: 127 -

Âlem-i İslâm'ın ikinci halifesi olan Hazret-i Ömer Fârûk (ra), hiçbir şeyden korkmayan gözüpek biriydi. Baba tarafından soyu Câhiliye döneminde Kureyş kabilesinin sefâret işlerine bakan Adî b. Kâ'b kabilesine dayanır ve Kâ'b b. Lüey'de Allah Resulünün nesebiyle birleşir. Annesi Mahzûm kabilesinden Hanteme bint Hâşim'dir.

Hz. Ömer, Fil Vak’ası’ndan 13 yıl kadar sonra, diğer bir rivayete göre ise Büyük (Dördüncü) Ficâr savaşından 4 yıl kadar sonra Mekke’de doğdu. Bu durumda, Resûl-i Ekrem Efendimizden (sav) 10 küsur yaş küçük olmaktadır.

Kureyş’in bazı ileri gelenleri gibi putperestliğe bağlı kalarak önceleri Hz. Peygamber’e ve İslâmiyet’e karşı düşmanlık gösteren, bilhassa kabilesinden Müslüman olanlara işkence yapan Hz. Ömer bi’setin 6. yılında (616) Müslüman oldu. Onun İslâm'a girmesinin ardından Müslümanlar ibadetlerini açıktan yapmaya başladı.

Hz. Ömer, İslâm’ı kabul eden 40. mü’mindi.

Çocukluğunda, babasına ait sürülere çobanlık yapmış, sonra da ticaretle meşgul olmuştur. Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak ettiği bildirilen Hz. Ömer, Cahiliye döneminde, şehrin eşrafı arasında yer alır, Mekke şehir devletinin Sifâre (elçilik) vazifesini deruhte ederdi. Bir savaş hâli zuhur ettiğinde Hz. Ömer, elçi olarak gönderilir, sonra da verdiği bilgilere ve ileri sürdüğü görüşlere göre hareket edilirdi.

Hz. Ömer’in (r.a.) İslâm’a Hizmetleri

İmanla şereflenmeden evvel Müslümanlara pek çok eziyette bulundu. Nüfûzuyla, güç ve kuvvetiyle meşhur olduğundan, onun iman etmesi Müslümanlara büyük bir kuvvet kazandırdı.

Hz. Ömer'in İslâm’a giriş hikâyesi de oldukça anlamlıdır.

Müşrikler, istişâre meclisleri olan Dâru’n-Nedve’de toplanmışlar ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’i öldürmeye karar vermişlerdi. Bunun için de aralarından cesur, bahadır ve sert tabiatlı biri olan Ömer bin Hattâb’ı seçip göndermişlerdi. Ömer, Âlemlerin Efendisi’ni öldürmek kastıyla gâfilâne bir şekilde yola çıktı. Yolda Nuaym bin Abdullâh’a rastladı.

Nuaym, Ömer’in hâlinden şüphelenerek:

“−Ey Ömer! Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ömer:

“−Atalarının dinini bırakıp yeni bir din getiren M…’i öldürmeye gidiyorum!” dedi.

Basîretli sahâbî Nuaym (r.a.) zaman kazanmak niyetiyle:

“−Ey Ömer! Vallâhi nefsin seni aldatmış! Sen O’nu öldürdüğünde Abdi Menaf Oğulları’nın seni sağ bırakacağını mı sanıyorsun?! Sen önce kendi âilene baksan daha iyi edersin?” dedi. Ömer hiddetlenerek:

“−Sen kimi kastediyorsun!?” dedi. Nuaym (r.a.):

“−Kimi olacak, enişten Saîd bin Zeyd ile kardeşin Fâtıma’yı kastediyorum! Vallâhi ikisi de Müslüman oldular!” cevâbını verdi.

Nuaym (r.a.), Ömer’in bu çirkin emelini öğrenince, onu kız kardeşi ve eniştesinin evine yönlendirerek, durumu Allâh Resûlü’ne bildirmek için zaman kazanmıştı.

Nuaym’dan (r.a.) bu sözlerini duyan Ömer’in öfkesi iyice kabardı ve çok sinirli bir vaziyette, doğruca kız kardeşinin evine yöneldi.

O esnâda, kız kardeşi ve eniştesinin yanlarında Habbâb (r.a.) vardı ve Kur’ân-ı Kerîm tâlîmiyle meşgul idi. Ömer’in hışımla kendilerine doğru gelmekte olduğunu gördükleri an, Habbâb’ı evde bir odaya gizlediler. Fâtıma Hâtun da hemen Kur’ân-ı Kerîm sahîfesini sakladı. Ömer eve girince:

“−Neydi o işitmiş olduğum sözler?!” diye gürledi. Eniştesi ve kız kardeşi:

“−Sen yanlış duydun herhâlde, burada öyle bir şey yok!” dediler. Ömer:

“−Hayır! Vallâhi ikinizin de M…’e tâbî olduğunu öğrendim!” dedi ve hışımla eniştesinin üzerine yürüdü. Onu hırpalamaya başladı. Araya giren kardeşi Fâtıma’yı da tokatladı. Bunun üzerine Fâtıma:

“–Yâ Ömer! Ne yaparsan yap! İstersen bizi öldür! Biz Müslümanlıktan aslâ vazgeçmeyiz!..” dedi.

Fâtıma (r.a.), iman cesâretiyle bu sözleri haykırırken mübârek yüzünden ince bir şerit hâlinde kanlar sızıyordu.

Kardeşinden böyle bir cevap beklemeyen Ömer şaşkınlaştı. Kız kardeşinin yüzündeki kanları görünce de içinde bir sızı duydu. Yaptığına pişman olarak:

“–Şu okuduklarınızı bir getirin hele!” dedi. Kız kardeşi:

“−Biz senin sahîfeye bir şey yapmandan korkarız!” dedi. Ömer:

“−Korkma!” dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine dâir ilâhları üzerine yemin etti. Bunun üzerine, Fâtıma Hâtun, onun Müslüman olacağını ümîd ederek:

“−Ey kardeşim! Sen puta taptığın müddetçe temiz değilsin! Hâlbuki Kur’ân yazılı sahîfeye pâk olmayan dokunamaz!” dedi.

Ömer kalkıp gusledince, Fâtıma Hâtun ona sahîfeyi verdi. Ömer sahifeyi okumaya başlayınca yüz hali değişmeye başladı.

Tâhâ Sûresi’nin âyetlerini okuyan Ömer, âdeta donakaldı:

“−Bu sözler ne kadar güzel! Ne kadar değerli!” demekten kendini alamadı.

Kur’ân’ın fesâhat ve belâgati kendisini son derece cezbetmişti. Bu sözler, bir beşerin aslâ söyleyemeyeceği hakîkat ve hikmetlerle doluydu. Bir an derin derin düşüncelere daldı.

Hazret-i Ömer’in sözlerini işiten Habbâb (r.a.), saklandığı yerden çıkıp:

“−Ey Ömer! Vallâhi Resûlullâh’ın duâsı sana nasîb olacak. Allâh Resûlü dün:

«Yâ Rabbi! İslâm’ı Ebu’l-Hakem bin Hişam veya Ömer bin Hattâb ile te’yîd eyle!» diyerek duâ etmişti. Ey Ömer! Artık Allâh’tan kork!” dedi. Hazret-i Ömer, Habbâb’a:

“−Ey Habbâb! Sen beni M…’in bulunduğu yere götür de Müslüman olayım!” dedi.

Hemen yola çıktılar. Bu seferki adımlar, îman aşk ve heyecânı içerisinde Resûlullâh’ın hakîkatini idrâk edebilmenin muhabbet ve iştiyâkı ile doluydu.

Hazret-i Ömer, Erkam’ın evine vardığında kendisini Hazret-i Hamza karşıladı. Belinde kılıcı, hazır vaziyetteydi. Zîrâ Nuaym (r.a.), onlara daha önceki haberi vermiş bulunuyordu. Sonraki gelişmelerden ise kimse haberdar değildi.

Allah Resûlü de kalkıp Ömer’e doğru yürüdü. Onu avluda karşıladı ve niçin geldiğini sordu. Hazret-i Ömer, merâmını şu mesut cümle ile dile getirdi:

“–Müslüman olmaya geldim, yâ Resûlallâh!”

Bunun üzerine Allâh Resûlü, Cenâb-ı Hakk’ın nelere kâdir olduğunu ifâde ve şükür sadedinde; tekbîr getirdi. Bunu duyan bütün ashâb yüksek sesle tekbîr getirmeye başladı. Böylece Allâh Resûlü’nün bir duâsı daha müstecâb olmuştu.

Hazret-i Ömer konuşmaya başladığında kalbi mutmain bir şekilde ilk söylediği söz kelime-i şehâdet oldu. Bu olaydan sonra Allâh Resûlü Hazret-i Ömer’e, hak ile bâtılı ayırdığı için “Fârûk” sıfatını verdi.

İslâm ile şereflendiği gün bütün Müslümanlar Kâ’be’ye giderek ilk defâ açıktan namaz kıldılar. Hz. Ömer (ra) Müslüman olduktan sonra devamlı Allah Resûlü’nün yanında bulundu, O’ndan hiç ayrılmadı ve İslâm için elinden gelen her şeyi yaptı. Kâfirlerle mücâdele etti, pek çok meşakkat ve eziyetlere mâruz kaldı. Medine’ye hicret edince, şehir merkezine 3 km. uzaklıkta bulunan Kuba’ya yerleşti. Hz. Ebûbekir’den (ra) sonra Allah Resûlü’nün en büyük yardımcısı oldu. Efendimizin katıldığı bütün savaşlarda bulundu. Resûlullah Efendimiz, mühim kararlar alacağı zaman Ömer ile de istişâre ederdi. Kızı Hafsa vâlidemizi Resûlullah evlendirerek Peygamber Efendimiz’in kayınpederi olma şerefine erdi. Efendimizi o kadar derin bir muhabbetle severdi ki, O’nun vefat ettiğini duyunca büyük bir şoka girdi, kılıcını çekerek, “Peygamber Efendimiz öldü” diyenlerin kafasını koparacağını söyledi. Peygamber Efendimiz’in vefatı üzerine zuhûr eden karışıklığı, Hz. Ebûbekir’in kısa zamanda halife seçilmesini sağlayarak büyük bir dirayetle önledi. Peygamberimizin gerçekten vefat ettiğini anladığında da üzüntüsünden baygınlık geçirdi. Hilâfeti müddetince Hz. Ebûbekir’in en büyük yardımcısı oldu. Hz. Ebû Bekir'le birlikte şahsını Peygamber Efendimizin cenazesini ortalıkta bırakıp iktidar kavgasına düştüğünü iddia edecek kadar alçalan necis kesimlere de Hz. Ömer'le ilgili bu gerçekleri aktarmak da vicdanî ve insanî bir vazifedir.

İslâm’ın İkinci Halifesi

Hz. Ebûbekir’in vefâtından sonra İslâm’ın ikinci halifesi oldu. İran, Irak, Suriye ve Mısır’ı İslâm toprakları arasına dâhil etti. Kudüs, Azerbaycan, Ermenistan, Horasan, İskenderiye onun zamanında fethedildi. Kudüs kuşatıldıktan sonra şehirdeki Hıristiyanlar bir müddet direndilerse de nihayet barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, kumandanlardan çekindikleri için şehri bizzat Halîfe’ye teslim etmeyi şart koştular. Durum Ebû Ubeyde (ra) tarafından bir mektupla Hz. Ömer’e bildirildi. Ömer, ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine-i Münevvere’den Câbiye’ye doğru yola çıktı. Câbiye’de yapılan bir anlaşmadan sonra Ömer (ra), bizzat Kudüs’e kadar giderek şehri teslim aldı. (16/637)

Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dâhil olmak üzere, Horasan’a kadar bütün İran toprakları İslâm Devleti’nin sınırları içine alındı. İslâm ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, Müslümanlardan gördükleri müsamaha, adâlet ve güzel ahlâktan müteessir olarak kitleler hâlinde İslâm’a girdiler. Dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiçbir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuştular.

Hz. Ömer, kumandanlarından yeni şehirler kurmalarını, yeni fethettikleri İran şehirlerinde fazla kalmamalarını istedi. Muhtemelen o, bölge insanının âdetlerinin ve lüks anlayışının Müslümanlara geçmesinden korkmuştu. Bu sebeple Müslümanlar için Basra, Kûfe, Fustat gibi düzenli şehirler kuruldu. Ömer (ra), Basra ordugâh şehrini kurarken aynı zamanda İran ve Hindistan tarafından gelebilecek deniz akınlarına karşı bir hazırlık yapmış oluyordu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edildi. O, şehrin kurulma vazîfesini sahâbî Utbe bin Gazvân’a (ra) verdi. Utbe (ra), sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip hicrî 14 senesinde Basra şehrinin inşasına başladı.

Sa’d ibn-i Ebî Vakkas (ra), Kadisiye’de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Ordusu Medâin’de bulunmaktaydı. Ancak buranın iklimi Müslüman askerlerin sıhhati için münâsip değildi. Ömer (ra), Hz. Sa’d’dan iklimi güzel ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup orada bir şehir kurmasını istedi. Selmân ve Huzeyfe (ra), Kûfe mevkiini uygun buldular ve hicrî 17’de kırk bin kişilik Kûfe şehri kuruldu. Amr ibn-i Âs (ra), Mısır’ın fethinden sonra İskenderiye’yi karargâh edinmek istedi. Hz. Ömer, haberleşme açısından endişe duyduğu için kendisiyle Mısır’daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını münâsip görmedi. Amr (ra) da Nil’in doğusuna geçerek hicrî 21’de Fustat şehrini kurdu.

Verimli Irak toprakları fethedilince Ömer (ra) oraları askerlere taksim etmedi. Eski ahâlîyi yerinde bırakarak topraklardan haraç aldı. Böylece fâtihler fellâh hâline gelmedi. Öyle olsaydı Müslümanların savaş gücü zayıflar, tecrübeleri olmadığı için ziraat gelirleri de düşerdi. Hâlbuki toprak sâhipleri ziraatı iyi bildikleri için daha iyi mahsul elde ediyor, Müslümanlar da doğuda İranlılarla, batıda Bizanslılarla cihât ediyorlardı. Ayrıca Ömer (ra), haraç arazilerinin satın alınmasını da yasakladı. Çünkü onlar bütün ümmetin vakfı idi, gelirlerinden bütün Müslümanlar istifade ediyordu.

Hz. Ömer Döneminin İlkleri

Hz. Ömer’in (ra) icraat ve kararları hem kendi döneminde hem de sonraki dönemlerde etkili olmuş; bu açıdan İslâm âlimlerinin en çok referans verdiği liderlerden biri haline gelmiştir. İslâm cemaatinde birlik ve beraberlik mefhumunu kuvvetlendiren, idarî kadroda disiplin sağlayan, imar ve iskân politikası tesis eden, vergi usullerini ve güvenlik tedbirlerini standarda bağlayan uygulamalarına göz atmak elzemdir:

Hz. Ömer’den (ra) önce halife olan Hz. Ebubekir (ra), “Halifetü Resulillah (Allah Resulü’nden sonra gelen)” şeklinde çağrılıyordu. Hz. Ömer halife olunca ona da “Halifetü halifeti Resulillah (Allah Resulü’nden (sas) sonra gelenden sonra gelen)” denilmeye başlandı. Hz. Ömer bunun uzun olduğunu düşünerek alternatif bir unvan aradı ve “Emirü’l-Müminin (Müminlerin Emiri)” unvanında karar kılındı.

Hicretin 16. yılının Rebîülevvel ayında Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretini esas alarak tarih kaydını ilk oluşturan kişidir. Daha önce Müslümanlar farklı olayları takvim başlangıcı olarak kullanıyorlardı. Bunun karışıklıklara sebep olduğunu gören Hz. Ömer, yaptığı istişareler sonunda hicreti takvim başlangıcı olarak belirledi. Böylece hicretin yapıldığı yılın ilk ayı, takvimin ilk ayı oldu. O gündür bu gündür Hicri Takvim hayatımızda var olmaya başlamıştır.

Ramazan gecelerini ihya etmeyi gelenek haline getiren, insanları bunun için toplayan ve bunu Medine’nin dışındaki beldelere yazıyla bildiren ilk şahıstır. Hz. Ömer vefat edince Hz. Ali (ra), “Ömer bizim mescitlerimizi aydınlattığı gibi Allah onun kabrini aydınlatsın” demişti. Özellikle Peygamberimizin cenazesine az kişinin katılmasından Hz. Ebu Bekir’le Hz. Ömer’i sorumlu tutan ve Peygamberimizin cenazesinin az sayıda kişiyle birlikte Hz. Ali tarafından kaldırıldığını iddia edip Hz. Ali üzerinden Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer’e saldıran necis kesimlere karşı bu gerçeği ortaya koymak da vicdanî ve insanî bir vazifedir.

Bu ihya geleneği hicretin 14. yılının Ramazan ayında başlamıştı. Bunun için Medine’de, biri erkeklere, diğeri kadınlara namaz kıldırmak üzere okuyuşları güzel olan iki imam tayin etti.

Hz. Ömer döneminde süte su katılması yasaklanmıştır. Öyle ki Hz. Ömer bir gece Medine sokaklarında dolaşırken yorulur ve biraz soluklanmak için bir evin dış duvarına yaslanır. O esnada evin içinden gelen sesleri gayr-i ihtiyârî işitir. Konuşulanlar dikkatini çekince kulak kabartır. Evde bir kızın annesiyle yaptığı konuşma duyulur:

-Kızım, kalk da şu sütlere su koyuver.

-Anne, Halife’nin süte su konmasını yasakladığını bilmiyor musun?

-Evet, biliyorum.

-Öyleyse Halife'nin yasakladığı bir şeyi nasıl yapabilirim?

-Kızım kalk da su koy şu sütlere. Ömer seni nereden görecek?

-Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben onun görmediği yerde de yapmam.

Hz. Ömer, bu kızın sözünü ve davranışlarını çok beğendi ve eve girerek kıza talip olup oğlu Asım'a istedi. Daha sonra onu oğlu Asım’la evlendirdi. Bu gelinin bir torunu, en meşhur ve en adaletli halifelerden biri olan Ömer b. Abdülaziz’dir.

Hasan-ı Basri Hz. Ömer hakkında diyor ki:

"Mahşer günü İslâm, insan kılığına girecek ve insanlara gözükecek. Kimilerine bu insan beni yüceltti sen de onu yücelt ya Rab. Kimilerine bu insan beni yarı yolda bıraktı, ihanet etti sen de o insanı yarı yolda bırak. Ben Mekke sokaklarında boynu bükük bir çocuk gibi dolaşıyordum.

Bu insan (Hz. Ömer) İslâm'a girdi beni de aynı şekilde yüceltti, o İslâm'a girdikten sonra benim de Kâbe’ye girmeme vesile oldu. O İslâm'ın yüzünü ak eyledi sen de onun yüzünü ak eyle”

HAKKIN ve ADALETİN TİMSALİ HZ. ÖMER'İN ŞAHADETİ

Müslüman orduları İranlıları büyük yenilgilere uğratmışlardı. Bu yenilgileri bir türlü hazmedemeyen Yezdicerd, tekrar büyük bir ordu hazırlatarak Hürmüzan'ı ordunun başına geçirdi. Müslümanlar ile İranlılar arasında çok büyük bir savaş oldu. Müminler zafere erişti, İran orduları dağıldı. Ordu komutanı Hürmüzan'ı alarak Halife Ömer'in yanına, Medine'ye getirdiler. Müslüman oldu, fakat onun bu Müslümanlığı samimi bir inanma değildi. Ordusunun yenilgisini bir türlü unutamıyordu. Halife'yi öldürmek için fırsat kolluyordu. Bir gece Hürmüzan, Muğire'nin kölesi Ebu Lü'lü ile konuştu. Hz. Ömer'i öldürmeyi planlıyorlardı. Ebu Lülü'nün onu öldürmesine karar vererek ona iki uçlu bir hançer verdi. Hz. Ömer sabah namazı için mescide gitti. Cemaatin arasından geçerken Ebu Lü'lü kalkarak hançeri sapladı. Halifeyi üç yerinden yaralamıştı. Ağır yaralanan Hz. Ömer oğluna şöyle dedi: "Aişe'ye git, selâmımı söyle. Allah Resulü ile babası Ebubekir'in yanına gömülmeme izin vermesini rica et."

Hz. Aişe bunu memnuniyetle kabul ettiğini bildirdi. "Yalnız kendinden sonra birini halife tayin etsin. Yoksa ümmetin içinde büyük bir fitne çıkar" diye haber gönderdi. Hz. Ömer, bir türlü karar veremiyordu. Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Zübeyr, Hz. Sa'd bin Ebi Vakkas, Hz. Talha ve oğlu Abdurrahman'ı seçerek şöyle dedi: "Benden sonra üç gün istişare edin. Süheyb namazları kıldırsın. Üçüncü günün sonunda mutlaka bir halife seçiniz." Hz. Ömer'in hastalığı iyice arttı, kelime-i şehadet getirdikten sonra Hakkın rahmetine kavuştu.

Enes radıyallahu anh şöyle der: “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem altmış üç yaşında vefat etti. Ebûbekir radıyallahu anh de altmış üç yaşında vefat etti, Ömer radıyallahu anh de altmış üç yaşında vefat etti.” (Müslim, Fedâil, 114)

Hz. Ömer radıyallahu anh’in kabri Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Medine’de vefat ettikten sonra ebedi istirahata çekildiği Ravza-i Mutahhara’nın yanında bulunmaktadır.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Hazret-i Ömer Fârûk... - Sayı 127
Hz. Ebubekir Sıddık... - Sayı 126
Satuk Buğra Han efsanesi... - Sayı 125
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Beslenmede sünnet ölçüsü
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Derdimize bak! Ne yiyelim ne yemeyelim,


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16676955
 Bugün : 770
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 723651
 Bugün : 83
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 396
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim